HADİS

Ahlâk ile İmânın Münâsebeti ve Komşuluk Hukûku
YAZI BOYUTU :

A. Hikmet BİRCANLI

Cemiyet hayatında önce ailemize, sonra komşularımıza karşı değişmeyen vazifelerimizin olduğunu unutmamamız gerekir. Zira bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: ”Allah’a ibâdet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anneye, babaya, akrabaya, yakınınızdaki yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmış insanlara, sağ ellerinizden malik olduğunuz kimselere iyilik edin. Allah, kendisini beğenen ve böbürlenen kimseleri sevmez.” (En Nisâ Sûresi: 36) Bu Âyet-i Kerîme’de; kimlere iyilik etmemiz gerektiği izâh edilirken, yakın ve uzak komşularımızın zikredilmesinin bir değil, birden fazla hikmeti vardır. Sürekli ve karşılıklı münasebetler sebebiyle komşunun, komşuya güven duyması, gerekir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Şerrinden komşusunun güvende olmadığı kimse (kâmil manada) mü’min olamaz” buyurduğu mâlûmdur. 

 

Ahlâk ile İmânın Münâsebeti ve Komşuluk Hukûku

MUKADDES emaneti yüklenen her mükellefin; İlâhî tekliflerin keyfiyetini öğrenmesi, aklını kullanması ve şeytanın güzel gösterdiği şeylerden sakınması şarttır. Muhkem nasslarla sabit olan hakikat şudur: Hesap gününde her mükellef, işlediği “zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de” karşılığını görecektir. Bilindiği gibi ilâhî tekliflerin tamamı insanların maslahatı için konulmuştur. İmam-ı Şâtıbî, “Dînî hükümlerin, yani ilâhî tekliflerin hikmeti, insanların dünya ve âhiret hayatıyla ilgili maslahatlarını temin etmeleri içindir”(1) diyerek, bu inceliğe işaret etmiştir. İlâhî tekliflerde yer alan maslahat; ya faydalı olanı elde etmek (celb-i menfaat) ya zararlı olan bir şeyi ortadan kaldırmak (def-i mazarrat) şeklinde tezahür edebilir. Hanbeli ûlemasından İbn Kayyım El Cevziyye, şu tesbitte bulunmuştur: “İlâhî tekliflerin tamamı bir hikmete mebnidir. İnsanların dünya ve âhiret saadetleri için ilâhî birer vesiledir. İslâm’ın tamamı adalettir, hikmettir, rahmettir ve maslahattır.“(2)

 İslâm dininin iman esaslarıyla, hukuki ve ahlâkî emirlerini birbirinden ayırmak kolay değildir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav) iman ile ahlâkî hükümlerin münasebetini ifade ederken şöyle buyurduğu malûmdur: “Mü’minlerin iman yönünden en mükemmel olanı, ahlâkı en güzel olanıdır.”(3) Edeb kavramı ile ahlâkî değerler arasındaki münasebet, et ile tırnağın münasebeti gibidir. İmam Seyyid Şerif Cürcani, edebi şöyle tarif etmiştir: “Edeb, ma’rûftan ibarettir. İnsanı her türlü hata ve fenalıktan koruyan bir melekedir.”(4) Kamûs mütercimi Asım Efendi “Edeb” kavramını izâh ederken, şu tesbitte bulunmuştur: “Edeb; nezâket, incelik ve usluluktur. İnsanlara karşı sözü ve hareketi ile yumuşak bir muamelede bulunmaktır. Nefsin hevâsından korunmak için korunulan şeyleri bilmektir. Kişinin benliğinde (tabiatında) yerleşmiş bir meleke olup; ona sahip olanları, kötülenmeyi ve ayıplanmayı gerektirecek şeylerden korur. Ariflerin deyimi ile edeb, ‘İslâm’ın tesbit ve tayin ettiği ahlâkî sınırları korumak ve saygı gösterilmesi gereken yola girmektir.’ Edeb, insanın gönlünde yer etmiş olan güzel ahlâktan ibarettir. İnsanı hakka götüren yolların hepsi edebtir. Fıkıh âlimlerine göre edeb, Rasûl-i Ekrem’in (sav) sünnetine uygun olan davranışları ifade eden bir kavramdır.” 

KOMŞULUK HUKUKU

Hesap gününe hazırlanan her müslümanın, iyilik ve takvâda diğer kardeşleriyle yardımlaşması şart olduğu gibi, çevresinde bulunan insanlara asla zarar vermemesi de şarttır. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Müslüman, diğer insanların elinden ve dilinden emin oldukları kimsedir”(5) buyurduğu malûmdur. Cemiyet hayatında önce ailemize, sonra komşularımıza karşı değişmeyen vazifelerimizin olduğunu unutmamamız gerekir. Zira bu hakikat, muhkem nassla haber verilmiştir: ”Allah’a ibâdet edin. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Anneye, babaya, akrabaya, yakınınızdaki yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolda kalmış insanlara, sağ ellerinizden malik olduğunuz kimselere iyilik edin. Allah, kendisini beğenen ve böbürlenen kimseleri sevmez.” (En Nisâ Sûresi: 36) Bu Âyet-i Kerîme’de; kimlere iyilik etmemiz gerektiği izâh edilirken, yakın ve uzak komşularımızın zikredilmesinin bir değil, birden fazla hikmeti vardır. Önce ‘komşu kimdir?’ sualine cevap verelim. Komşunun kapsamı ile ilgili olarak Hz. Ali’nin (ra), “her taraftan kırk evin birbirine komşu olduğunu’ ifade ettiği malûmdur. Bazı İslâm âlimleri; “Ezân okunduğu zaman, o ezânı duyabilen herkes birbirinin komşusudur” târifini esas almıştır.(6) Komşu tâbiri, hiç bir ayırım yapılmadan, âbid-fâsık, iyi-kötü, yakın-uzak bütün komşuları içine alan bir keyfiyete hâizdir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Cebrail (as) durmadan bana komşuya iyilik etmeyi tavsiye ederdi. Bu sıkı tavsiyeden, komşunun komşuya mirasçı kılınacağını zannettim”(7) buyurduğunu, daima hatırda tutmak gerekir. Sürekli ve karşılıklı münasebetler sebebiyle komşunun, komşuya güven duyması, hafife alınabilecek bir hâdise değildir. Peygamberimiz Efendimiz’in (sav); “Şerrinden komşusunun güvende olmadığı kimse (kâmil manada) mü’min olamaz”(8) buyurduğu mâlûmdur. Tahkikî iman sahibi bir mü’minin, kendi nâil olduğu nimetlere diğer mü’min komşularının da nâil olmasını arzu eder. Ayrıca kendi nefsi için istemediği şeyleri komşuları için de istemez.(9) Bu temel kaideyi dikkate alan komşu, yakın ve uzak komşularını asla rahatsız etmez. Herkesin uygulayabileceği nesnel ölçü budur. Gürültü yapmak suretiyle veya balkon, saçak ve bunun gibi sundurmalarla komşunun arsasını işgal etmek caiz değildir. Komşusuna zarar veren kimse, aynı davranışın kendisine yapıldığı zaman razı olmayacağını düşünmelidir. Empati yapmak suretiyle doğrunun ne olduğunu kavrayabilir. Peygamberimiz Efendimiz (sav) kalbe danışma konusunda Hz. Vâbisa’ya (ra) şu tavsiyede bulunmuştur: “Ey Vâbisa, insanlar sana fetvâ verse bile, sen mutlaka kalbine danış. Birr (iyi-güzel olan şey) yaptığın zaman kalbini rahatlatan, günah ise kalbini rahatsız eden şeydir.”(10) 

Komşusunun, kendisinde ne gibi hakları bulunduğunu soran bir sahabeye Hz. Peygamber (sav) şu cevabı vermiştir: “Hastalanırsa ziyaretine gidersin, vefat ederse cenazesini kaldırırsın. Senden borç isterse borç verirsin. Darda kalırsa yardım edersin. Bir nimete kavuşursa tebrik edersin. Başına bir felâket gelirse teselli edersin. Evinin damını onunkinden yüksek tutma ki, onun rüzgârını kesmeyesin. Ya senin ne pişirdiğini bilmesin, ya da pişirdiğinden ona da ver.” Bu genel izâhtan sonra, komşularımıza karşı yerine getirmemiz gereken vazifelerimizin neler olduğunu maddeler halinde izâh edelim. 

A) Mü’minlerin en bâriz vasıflarından birisi de çok iyi komşu olmalarıdır. Her müslüman; komşusunun başına hastalık, kaza veya ölüm gibi hâdiseler geldiği zaman, kederlerini paslaşmakla mükelleftir. Bunun delili şu Hadis-i Şerif’dir. Hz. Abdullah b. Cafer (ra)’den rivâyet edilmiştir: “Babam Cafer’in ölüm haberi gelince Rasûlallah (sav): “Cafer’in ailesi için yemek hazırlayın. Zira onların başına; kendilerini meşgûl edecek ve yemeği düşündürmeyecek bir durum gelmiştir. Onlar bu halde iken yemek hazırlayamazlar” buyurdu.(11) 

B) Sağlık ve hastalıklarında, üzüntü ve sevinçli anlarında, düğün ve bayramlarda kendilerini ziyaret etmek, dâvetlerini kabûl etmek, çocuklarını kendi çocuklarımız gibi sevmek, koruyup gözetmek de komşuluk görevlerindendir.

C) Peygamberimiz Efendimiz (sav); “Allah’a ve âhiret gününe iman eden komşusuna iyilik etsin”(12) emrini vermiştir. Bir başka Hadis-i Şerif’te; “Allah katında komşuların en iyisi, komşusuna en iyi davranan kimsedir”(13) buyurduğu sâbittir. Bu hakikate göre amel etmemiz zaruridir.

D) Komşularımıza ikrâmda bulunmak da ahlâkî görevlerimizdendir. Rasûlallah (sav); “Allah’a ve âhiret gününe iman eden komşusuna ikrâmda bulunsun” demiştir.(14) Yine Peygamberimiz (sav) “Yâ Ebâ Zerr! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çoğalt ve komşularını da unutma” tavsiyesinde bulunmuş, ayrıca “Komşusu açken tok olarak yatan kimse bizden değildir”(15) diyerek, mü’minleri ikaz etmiştir. 

E) Fakir ve muhtaç komşuların yardımına koşmak, gerekirse onlara maddi yardımda bulunmak, ödünç para vermek, çalışabilecek durumda olanlara, geçimlerini sağlayacak bir iş sağlamak Müslümanın görevidir. Kimsesiz ve yaşlı komşularımızın işlerini takip etmek, yapmak veya yaptırmak da çok güzel bir davranıştır.(16) 

F) Yakın komşunun, diğerlerine tercih edilmesi edebe uygundur. Hz. Aişe (r.anha) Vâlidemiz birgün; “Yâ Rasûlallah!... İki tane fakir komşum var. Öncelikle hangisine ikramda bulunmam gerekir?” sualini sormuştur. Bunun üzerine, Rasûl-i Ekrem (sav), ”Kapısı sana en yakın olandan başla!...”(17) tavsiyesinde bulunmuştur. Dolayısıyla infak ve ikrâm noktasında kapı komşusu, diğer komşulara tercih edilir.

G) Komşulara kötülük yapmamak, zarar vermemek gerekir. Hz. Peygamber bunun önemine binâen; “Komşusu, kötülüklerinden emin olamayan kişi iman etmiş olmaz”(18) sözleriyle ifade etmiştir. Komşuya maddi veya manevî açıdan eziyet etmek caiz değildir. Maddi kötülük, evine, bahçesine, malına, mülküne tecavüz etmek; onları bozmak, yıkmak, kirletmek, zorla ele geçirmek, kendisine saldırmak ve hırpalamak gibi cürümlerdir. Manevî kötülük ırz ve namusuna tecavüz etmek, aile sırlarını çevreye yaymaktır. Özellikle komşunun namusuna göz dikmek günahın katlanmasına sebep olur. Bir soru üzerine Hz. Peygamber, Allah’a ortak koşmak ve açlık tehlikesi ile çocuk öldürmekten sonra en büyük günahın, “komşunun hanımı ile zinâ etmek” olduğunu haber vermiştir. Mikdad b. Esved (ra) bu konuda Rasûlallah (sav)’ın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Komşusunun karısıyla zina yapanın günahı, on kadınla zina yapan adamın günahından daha ağırdır.”(19) Abdullah b. Ömer’in anlattığına göre, Hz. Peygamber bir savaşa çıkmıştı. Yolda: “Bu gün, komşusuna eziyet eden kimse bize katılmasın” buyurdu. Adamın birisi: “Ben komşumun duvarının dibine abdest bozmuştum” deyince, Rasûlallah: “Bu gün bize katılma” emrini verdi.(20) 

H) Kötü komşunun, nasıl çevresindeki insanlara zararı dokunuyorsa aksine iyi komşunun da dünya ve âhirette yakınlarına iyilik ve yardımı dokunacaktır. Hadîs-i Şerif’te; “Şüphesiz, Allah (cc) salih müslüman sebebiyle komşularından yüz evden belâyı def eder”(21) buyurduğu sabittir.

İslâm hukukuna göre, bitişik komşu olmak malî bazı hakların da doğmasına sebeb olur. Şuf’a ve irtifak hakları bunlar arasında sayılabilir. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Ev komşusu eve, başkalarından daha fazla hak sahibidir.”(22) “Komşu komşusunun şuf’asına başkalarından daha fazla hak sahibidir.”(23) Şuf’a, satılan bir malı, satın alan kimseden, sahip olduğu satın almadaki öncelik hakkına dayanarak, bedelini ödemek suretiyle geri alabilme hakkını ifade eder. İrtifak hakkı ise, komşunun mülkü üzerindeki geçit, su alma veya su geçirme gibi gayr-i menkule bağlı olarak geçen haklardır.

Netice olarak şunu söyleyebiliriz: Müslümanların gerek Allahü Teâlâ’nın (cc) hukukuna, gerek insanların haklarına hassasiyetle riayet etmeleri farzdır. Kur’an-ı Kerim’deki her emir ve nehiy, bir vazifeyi ve ahlaki değeri gündeme getirir. İslâm dinindeki iman ve ibâdet esaslarıyla; ahlâkî emirleri, kesin çizgilerle birbirinden ayırmak mümkün değildir. Temel hedeflerini; Allahü Teâlâ’nın (cc) rızasını kazanmak ile sınırlayan Müslümanlar, birbirleriyle olan münasebetlerinde edebe riayet etmeleri zaruridir. Şâir Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî “Adem oğlunun edepten nasibi yoksa, o insan değildir. İnsan ile hayvanı birbirinden ayıran en bâriz fark edebtir. Kur’ân-ı Kerim’i iyice tetkik edersen, bütün âyetlerinin manasının edeb olduğunu görürsün” diyerek, ahlâkî değerlerin önemini veciz şekilde ortaya koymuştur.

_____________________

(1) İmam-ı Şâtıbî- El Muvâfakât- Beyrut 1991C:2 Sh:4 vd.

(2) İbn Kayyım el Cevziyye- İ’lâmu’l-Muvakkıîn- Beyrut: 1991 C:3 Sh:11

(3) Sünen-i Ebû Davûd-İst:1401 K.Sünne:14

(4) Seyyid Şerif Cürcani-Et Tarifat-İst:ty Kaynak Yay. Sh:15

(5) Sahih-i Buhârî -K. İmân, 3-4, Ayrıca Sahih-i Müslim-K. İman, 64-66 

(6) İmam-ı Kurtubi - El Camiu Li Ahkami’l Kur’an - Kahire:1967 C:5 Sh:185, Ayrıca Ez Zebidi- Sahih-i Buhari Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercümesi ve şerhi- Ankara: 1974 C:12 Sh:130 

(7) Sahih-i Buhârî-İst: 1401 K.Edeb: 28 Ayrıca Sahih-i Müslim-K. Birr ve Sıla, 140: 141, Sünen-i Tirmizi-K. Birr, 28; Sünen-i İbn Mâce-K. Edeb, 4

(8) Sahih-i Buhârî-İst:1401 K. Edeb, 29; Ayrıca Sahih-i Müslim-K. İman:73 

(9) Sahih-i Buhârî-İst:1401-K. İman: 5 

(10) İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst:1401 C:4 Sh:228, Ayrıca Sünen-i Dârimi-İst:1401 K. Büyû’, 2; 

(11) Sünen-i Tirmizi - İst: 1401 C:3 Sh:998 K.Cenaiz:21.

(12) Sahih-i Buhârî-K. Edeb, 31; Ayrıca Sahih-i Müslim-K. İmân, 74, 76, 77;Sünen-i İbn Mâce-İst:1401 K. Edeb, 4.

(13) Sahih-i Buhârî-K. İman: 31; Ayrıca Sünen-i Tirmizî-K. Birr, 28

(14) Sahih-i Buhârî-K. Edeb, 31; Ayrıca Sahih-i Müslim-K. İmân 74, 76, 77; Sünen-i İbn Mâce-K. Edeb, 5

(15) İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst:1401 C:5 Sh:55, Ayrıca Sahih-i Müslim-K. İman, 74, 

(16) Sünen-i Ebû Dâvud-K. Zekât, 25; Ayrıca İmam-ı Mâlik-El Muvatta-İst:1401 K. Zekât, 29; İmam Ahmed b. Hanbel-El Müsned-İst:1401 C:3 Sh:40

(17) Sahih-i Buhari: İst:1401 K.Edeb: 32.

(18) Sahih-i Müslim-K. İman, 73 Ayrıca Sahih-i Buhârî-K. Edeb, 29; Sünen-i Tirmizî- K. Kıyame, 60

(19) Sünen-i Ebû Dâvud-K.Talâk 50; Ayrıca Sahih-i Buhârî-K. Tefsiru Sûre 2/3, 25 /2, K. Edeb, 20, K. Diyât, 1; K. Hudûd, 30; K. Tevhid, 40; Sahih-i Müslim-K. İman, 141, 142; Sünen-i Tirmizî-K.Tefsiru Sûre, 25/ 1, 2

(20) Yusuf Kandehlevi,-Hayatü’s Sahabe/Hadislerle Müslümanlık-C:3 Sh:1068

(21) el-Askalâni, Selâmet Yolları, III, 298

(22) Sünen-i Tirmizî-K. Ahkâm, 31, 33; Sünen-i Ebû Dâvud-K. Büyû’, 73; İmam Ahmed b. Hanbel-A.g.e. C:4 Sh:388-390 

(23) Sünen-i Ebû Dâvud-K. Büyû, 73; Ayrıca Sünen-i Tirmizî-K. Ahkâm, 12, 32; Sünen-i İbn Mâce-K. Şuf’a, I, s. 2





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle