HADİS

Her İbadet Sâlih Bir Ameldir
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Hevâsına muhalefet eden ve ihlâsla Allah’a (cc) teslim olan mükellefin; her an ilâhi murabeyi hissetmesi ve emredilen bütün ibadetleri zamanında edâ etmesi gerekir. Esasenher ibâdet, Allah’ın zaman içerisinde verdiği nimetlere şükürdür. İnsan toplum içinde yaşayan irade sahibi bir varlık olarak hem cinslerine bazen iyilik eder, bazen onlardan iyilik görür, bazen bilerek ya da bilmeyerek haksızlığa uğrar ya da aynı şekilde haksızlık yapar. Bir iyiliğe teşekkür edebilmek ya da yaptığı hatayı özür ile ya da telafi ederek onarabilmek onun salih insan olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. İbadetler, insanı bu yönde de eğiten ve geliştiren bir özelliği sahiptir. Hz. Aişe (r.anha) validemiz, bir gün “Ya rasulallah! Allah senin gelmiş bütün günahlarını bağışladığı halde neden ayakların şişinceye kadar namaz kılıyorsun? sualini sormuştur. Bunun üzerine Peygamberimiz Efendimiz (sav) ’Şükreden bir kul olmayayım mı?” cevabını vermiştir.

 

Her İbadet Sâlih Bir Ameldir

KAİNAT İnsan İçin Yaratılmıştır

“O Rabbiniz, yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü de onun üstüne bir tavan yaptı; gökten yağmur yağdırdıp size rızık olsun diye yerden meyveler, ürünler çıkardı. Bütün bunları bile bile kimseyi Allah’a denk tutmayın.”(Bakara, 2/22)

Bir kaç âyet meali daha verelim: “Yeryüzünde olan her şeyi sizin için yaratan odur.”(Bakara, 2/29)

“Atları, katırları, merkepleri sizin için binek ve zinet olarak O yarattı; O, bilemediğiniz daha neler yaratır. Gökten yağmur indiren de O’dur. İçeceğiniz su, hayvanları otlattığınız bitkiler o yağmurdan meydana gelir. Onunla sizin için ekinler, zeytinler, hurma ağaçları, üzüm bağları ve her türden ürünler bitirir. Elbette bunda, düşünen bir toplum için büyük bir ibret vardır. Geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı O sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O’nun emriyle size hizmet etmektedir. Elbette bunda aklını kullanan bir toplumun alacağı ders vardır. Yeryüzünde rengarenk yarattığı şeyleri de O sizin hizmetinize verdi. Elbette bunda düşünüp ders alan kimseler için büyük bir ibret vardır. Taze et yemeniz, takınacağınız süs eşyası çıkarmanız için denizi hizmetinize veren O’dur. Gemilerin denizde suları yara yara gittiğini görürsün. Bütün bunlar, Rabbinizin nimetinden nasibinizi aramanız, faydalanıp O’na şükretmeniz içindir. Allah sizi sarsmasın diye yere sağlam dağlar dikti, gideceğiniz yolu bulmanız için ırmaklar ve yollar açtı. Bunlardan başka yol gösterecek daha nice işaretler yarattı. Onlar, yıldızlarla da yönlerini bulurlar. Yaratan yaratamayan gibi olur mu hiç? Hâlâ düşünüp ders almayacakmısınız? Allah’ın verdiği nimetleri saymaya kalksanız, sayamazsınız. Ama Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.Allah sizin gizlice yaptıklarınızı da bilir, açıkça yaptıklarınızı da...” (Nahl, 16/8-19)

Kur’ân Yolu tefsirinde konu ile ilgili şunları okuyoruz:

“Allah Teala kullarını yaratıp kendi hallerine bırakmamış; onların yaratılış a açlarına doğru ilerleyebilmeleri için maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamış: yani bunları karşılayacak bir kâinat düzeni kurmuş, “kayyûm” isminin tecellisi olarak da bir an bile ihmal etmeksizin bu düzeni korumuş, yürütmüş ve gözetmiştir. 

Yeryüzünü insanların burada oturmalarına, istirahat etmelerine, huzur bulmalarına ve üretim yapmalarına uygun kılmıştır.

Yer kürenin her noktasından yukarıya doğru bakıldığında görülen ve görülemeyen bütün uzaklıkların ve yaratılmış varlıkların bir kısmı “sema”dır Uzayda sağlam, ince, dengeli ve hikmetli bir düzen ve yapı oluşturulmuştur. Bu yapı hem dengeyi hem de dünyadakilerin gök cisimlerinden, gökte olup bitenlerden zarar görmemelerini sağlamaktadır. 

İnsanlara verilen bilgi edinme ve bilgiden yeni bilgilere ulaşma kabiliyeti doğru kullanıldığı taktirde yaratıcı Allah’ın (cc) varlık ve birliğine kolayca ulaşmak mümkündür. Kuvve halinde insanda mevcut olan bu bilgiye rağmen onun, Allah’a ortak koşması, O’nu bırakıp başka varlıklara tapınması veya itaat etmesi veya herşeyin kendiliğinden ve bir tesadüf sonucu oluştuğuna inanması “bile bile şirk koşmak ve inkâr etmek” sayılmaktadır. Çünkü bu inanç ve anlayış (inkâr ve şirk) insanın fıtrat ve tabiatına ters düşmektedir.”(1)

Merhum şeyh Said-i Şirazi “Gülistan”kitabında kâinat hakkında şöyle der, insana vazifesini hatırlatır:

Ey Adem oğlu! “Bulut, rüzgar, ay, güneş, felek işlerinde senin için çalışyorlar. Tâ ki, sen eline bir ekmek geçirebilmişsin onu gaflete yemeyesin.”

Allah (cc) Kendisine İbadet Etmesi İçin İnsanı Yaratmıştır. Her şey insana hizmet için yaratılmıştır. “Akılla, hafıza ile, idare, keşif ve ve keşfetme kabiliyeti ile donatılmış insanın niçin yaratıldığını da Allah şöyle bildirir: “Ben cinleri ve insanları yalnız Bana ibâdet etsinler diye yarattım”(Zariyat, 51/56)

İbadet teriminin iki tarifini verelim: İslâmî bir terim olarak ibâdet; belli şartları, rükünleri, şekilleri, yerine göre zamanı ve mekânı olan namaz, zekat, oruç, hacc, kurban gibi dini yükümlülükleri ifade eden ameller için kullanılır.

Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle yapılan zikir vb. Tâat kabilinden ameller de ibâdet kavramına dahildir. Ubûdiyyet ise ibâdetin davranışa dönüşmesi; bir başka ifade ile ibâdetin davranışlar üzerindeki tesirinin görünmesi, kulluk şuuru ile hareket edilmesi anlamına gelir.(2)

“İbadet” kelimesi sadece namaz, oruç, hac vs. gibi belli bir niyet, şekil ve şartlar içinde yapılan ibâdetler manasında değildir. Bu ifadenin tam ve geniş anlamı, cin ve insanların Allah’tan başkasına tapmamaları, itaat etmemeleri, hiç kimseye boyun eğmeyip sadece, Allah’ın huzurunda eğilmeleri, O’nun emirlerine itaat edip O’ndan korkmaları, sadece Allah’ın dininin kanunlarına uymaları, O’nun dışında hiç kimseden birşey beklememeleri ve hiç kimsenin önünde dua etmek için el açmamaları demektir. Diğer bildiğimiz ibâdetler zaten bu tarifin içinde yer almaktadır. Ayrıca belirtmeye lüzum yoktur.(3)

İbadet, sadece Allah’a kulluk, mâsivâdan azâde olmak ve hayatı boyunca hiçbir kimseye ve hiçbir şeye kul köle olmamak demektir. Kelimenin itici etkisine bakıp da kendisine Allah’a kul olmayı yakıştırmayan her kişi, mutlaka adî birşeyin tutsağı olmuştur; ya heva-i nefsinin veya materyalizmin. 

Allah’a kulluk(ibâdet), bir anlamda hiçbir şeye kulluk etmemek demektir; 

İbadet, insan olma, ahsen-i takvim üzere kalma, eşref-i mahlukat vasfını devam ettirme, izzet-i nefsini koruma bilincini yaşamaktır. Çünkü Allah’a kulluk, kendinden vazgeçmek, ruhsal ve bedensel isteklerini yok saymak, kendi varlığını hiçe saymak demek değildir; tam aksine kendini bilmek özgürlük sınırlarını tanımak, insanca yaşamak; insana yakışanı seçmek, yakışmayandan uzak durmak demektir. (4 )

Hem ibâdet eden kul her zaman zihin rahatlığı içerisinde, ruhî huzur ve vicdanî emniyet dahilindedir. İster yaptığının sonucunu görsün, ister görmesin. İster kendisinin tahmin ettiği gibi çıksın, ister tahminlerinin aksine çıksın. Netice itibariyle o vazifesini yapmış, işini bitirmiş mükafatını garanti etmiştir. Zira ibâdet mefhumunun gereğini yerine getirerek rahatlamıştır. Bundan sonra olacaklar onun vazifesinin hududu haricindedir.zira bilmektedir ki kendisi bir kuldur. Dolayısıyla istek ve arzuların da kul olmanın hududunu aşamaz.

Ve yine bilmektedir ki Allahu zülcelal alemlerin Rabbidir. Bunun için Allahu teâlâya has olan işlerden hiçbirisine burnunu sokmaz. Bir hudud dahiline girer ve orada karar kılar. Allah ondan memnun olur, o da Rabbinden hoşnut.

Ve böylece: “Cinleri ve insanları ancak Bana ibâdet etsinler diye yarattım” mealindeki şu kısacık âyetin yerleştirdiği o akılları durduracak derecede büyük gerçeğin bir yanı tecelli etmiş oluyor. Doğrusu vicdanlarda gerçek manada yer ettiği takdirde bu biricik âyetin bütünüyle yeryüzündeki hayatın çehresini değiştirmesi mümkündür...(5)


İbadetin Faydaları

İbadetin faydaları çoktur. Saymak mümkün değildir. İbadet konusunda yazılmış bir kitaptan ibâdetin faydalarını belirten bazı paragraflar alıyoruz:

1-İbadet, kâinat ve içindeki varlıkların yaratılış gayesidir

İbadet, kâinat ve içindeki varlıkların yaratılış gayesidir.İnsanın namaz, zekat, oruç, hac kurban gibi Yüce Yaratıcıya karşı sevgi-saygının, bağlılık ve itaat hassasiyetinin en yüksek derecesini gösteren, belli ölçüleri bulunan sözlü, mali ve bedensel tüm , şuurlu uygulamaları ifade eder. Bu tarifte geçen ibâdet şekli, irade sahibi varlıklar olarak insanlar ve cinler için geçerlidir.

Kur’ân-ı Kerim’de diğer varlıklar için bahsedilen ibâdet ise onların, Allah’ın belirlediği nizam içinde zorunlu olarak hareket etmesi, onun dışına çıkamaması demektir. Bu ikincisi âyetlerde söz konusu varlıkların Allah’a secde etmesi, O’nu tesbih etmesi, emre boyun eğdirilmesi şeklinde tarif edilir.

Allah, bu hususta şöyle buyurur: “Görmedin mi, göklerde olanlar, yerlerde olanlar, Güneş, Ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, bütün canlılar ve insanların pek çoğu Allah’a secde etmektedir? Pek çoğu ise azabı haketmiştir. Allah’ın zelil ettiğini aziz edecek kimse yoktur. Şüphesiz ki, Allah dilediğini yapar.”(Hac 22/18)

“Güneş ve Ay’ın hareketi bir hesaba göredir. Bitkiler ve ağaçlar O’na secde eder” (Rahman, 55/5-6) 

2-İnsanın ibâdetten uzak kalışı farkına vardığı kâinat ahengini bozduğından, kişi bu uzak kalışın kendisine yakışmadığını görmeli ve hatasından dönmelidir.

Şâyet ibret gözü ile kâinattaki ahengi seyredebilirse, bütün varlığın lisan-ı hâl ile Allah’ı tesbih ettiğini, O’nu zikrettiğini , kendisine çizilen proğramdan sapmaksızın muazzam şekilde ibâdet görevini ifa ettiğini görür. Üstelik bu kulluk itibariyle insana hizmet yetiştirme gayesini taşır. Bunun şuuruna varabilen kul, kendisinin bu ahengin dışında kalmasının utanılacak bir ihmal ve nankörlük olduğunu anlayabilir, bu kâinatın Yaratıcısı ve Sahibine şükretmeyi bir borç bilir, kendi kulluğunda da duyarlılık gösterir.

3-İbadet nefis terbiyesidir. Nefis benliktir. Benlikten uzaklaştıkça Allah’a yaklaşmak mümkündür. Bir anlamda ibâdet, kendini nefsine değil Rabbine teslim etmektir. Elbette insan teslim olduğu ile beraber olur.

Şu âyette iman ve amelin Allah’a yaklaştıran özelliği görülür: “Sizi bize yaklaştıracak olan ne malınız, ne de evladınızdır; ancak iman eden ve sâlih amel işleyen kimse müstesna. Yaptıkları işlerden dolayı onlara iki kat mükâfâat vardır ve onlar Cennet’in yüksek köşklerinde güven içindedirler.”(Sebe, 34/37)

Allah’a inanan ve mümkün olduğu ölçüler dairesinde farz olan ibâdeterinin yanında nafileler ve diğer hayır işlerini de yapan, yasaklarını çiğnememeye özen gösteren bir mü’min Allah’a yaklaşır ve O’nun sevdiği dostu olur. Böyle bir mü’minin benliğinden vaz geçip Allah’ın iradesine bağlanması, nefsinden uzaklaşıp Rabbine yönelmesi, hazlarını meşru ölçülerle sınırlandırıp iffeti kuşanması elbette onu Allah’a yaklaştırır.

Mü’min böylece, Allah’ın rızasına uygun yaşamaya azami dikkat gösterip karşılaştığı her bir olayda O’nun neyi isteyip istemediğini bilerek ona göre davrandığında, bu bir meleke hâline gelir ve artık bu ruhla Allah’ın rızasının hangi şeyde olduğunu sezer, hisseder ve bu davranış görme, duyma dokunma, yürüme uzuvlarında kendini gösterir. Onun rızasına uygun şekilde hayat sürer. O Allah’ı sever Allah da onu sever ve ne zaman ihtiyaç duysa Allah onun yanında olur.

4-İbadet, Allah’ın huzuruna çıkıştır ve O’nunla kurulan mülâkâtlar ve bunun verdiği haz ile sürekli olarak huzurda ve iletişimde oluş şuurudur. Bu takvâ ve ihsan gibi iki önemli meziyetin kazanılması hâlidir. “Şüphe yok ki Allah, takvâ sahipleri ve muhsin kullarıyla beraberdir.” (Nahl, 16/128) 

5-Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem’in toplu halde ifa edilen bütün ibâdetlere özel önem vermesini, dolayısıyla onların faziletlerini anlatıp onlardan geri kalmayı ağır biçimde tenkit etmesini dini hayatın toplumsal idrâke dönüşmesi bağlamındaki en önemli çabası olarak görebiliriz. 

Meselâ Peygamber Efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem; cemaatle kılınan namazın ecrinin kat kat olacağını, Ramazan ayını içtenlikle ve faziletini umarak ihya edip oruçla geçirenin geçmiş günahlarının bağışlanacağını, mebrur bir haccın karşılığının cennet olacağını haber verir. Buna karşılık toplumdan ayrılık ya da ona zarar veren davranışları da bu ahengi ve bütünlüğü bozduğundan hoş karşılamamıştır.

6-Her ibâdet, Allah’ın verdiğine şükürdür. İnsan toplum içinde yaşayan irade sahibi bir varlık olarak hem cinslerine bazen iyilik eder, bazan onlardan iyilik görür, bazan bilerek ya da bilmeyerek haksızlığa uğrar ya da aynı şekilde haksızlık yapar.

 Bir iyiliğe teşekkür edebilmek ya da yaptığı hatayı özür ile ya da telafi ederek onarabilmek onun medeni insan olduğunun en önemli göstergelerinden biridir. İbadetler, insanı bu yönde de eğiten ve geliştiren bir özelliği sahiptir.

 “Ya rasûlallah! Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını bağışladığı halde neden ayakların şişinceye kadar namaz kılıyorsun?” dediklerinde Efendimiz: “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap vemiştir.(6) 

7- İbadetlerin insana kazandırdığı en önemli erdemlerden birisi de gerektiğinde özür dileyebilme erdemidir.Çünkü, ibâdet esnasında yapılan bir hatanın telâfî edilebilmesi için bazı imkânlar tanınmıştır.

Meselâ namazda sehiv secdesi, diğer ibâdetlerde kefâretle meselâ hac sırasında ihramlı iken bazı hatalar sebebiyle ceza kurbanı, eksik ya da zamanı geçen ibâdetlerin kaza ile telafisi uygulamaları, hatanın tamiri için bir eğitimdir. Allah’a karşı haklarında öngörülen bu düzeltme mekanizmaları kullara karşı da özür dileme şeklinde bir sonuç vermelidir.

8-Gençlikte tapılan ibâdetin ve bunun verdiği ahlâk ile kulluğun ayrı bir değeri vardır. Çünkü gençlik, hareketliliğin, gücün, dinamizmin, çalışmanın, tez canlılığın, belki maceracılığın, nefsi arzuların zirvede olduğu bir dönemdir. Bu tür zaafların kuşattığı bir dönemde genç, hazlarına köle değil efendi, arzularını haramlar yerine helâllerle sınırlandırması, gerçek özgürlüğü nefsinin mahkûmu olmada değil, Rabbinin kulu olmada bulması durumunda bu sayede dünyada saygınlık kazanacak, âhîret yurdunda Rabb’inin özel misafir olarak ağırlanacak yedi sınıftan birisi olma şerefine nâil olacaktır.(7)

Her İnsan İbadetle Yükümlüdür

Allah, ibâdet etmeyi bütün peygamberlere ve ümmetlerine emretmiştir. Bütün peygamberler ve insanlar ibâdetle yükümlü tutulmuştur. Yükümlü tutulmayan bir peygamber ve bir insan yoktur. 

İki âyet meâli verelim:

1-Biz senden önce hiçbir peygamber göndermdik ki, ona; ‘Benden başka ilah yoktur.O halde Bana ibâdet edin’ diye vahyetmiş olmayalım”(Enbiya, 21/25)

2-Elbette biz her ümmete; “Allah’a ibâdet edin, şeytanı güçlerden uzak durun’ diye uyaran bir peygamber gönderdik.Allah onlardan kimine doğru yolu nasip etti, kimi de doğru yoldan sapmayı hakketti. Yer yüzünde gezip dolşın da, peygamberlere yalancı diyenlerin sonu nasıl olmuş, bakın.”(Nahl, 16/36)

Ayette “tağut” kelimesi geçmektedir. ”Şeytani güçler”diye tercüme edilmiştir.Tağut, şeytan; tapınılan putlar ve insanları Allah’ın emir ve yasaklarına değil, kendi emir ve yasaklarına uymaya zorlayan azgın liderler demektir(8 )

Bütün Peygamberler İbadeti Emretmiştir

Bazı örnekler verelim:

Nuh aleyhisselam kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin.Ondan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum.” (Araf, 7/59)

Hud aleyhisselam kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin. Sizin O’ndan başka ilahînız yoktur. Hâlâ Allah’a karşı gelmekten sakınmıyor musunuz?” ( Araf, 7/65)

Salih aleyhisselam kavmine şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin. Ondan başka ilâhınız yoktur. Sizi yaratıp yeryüzünü imar etmenizi dileyen O’dur. Öyleyse O’ndan mağfiret dileyin. Sonra da O’na tevbe edin. Doğrusu Rabbim size yakın ve duaları kabul edendir.” (Hud, 11/61)

İbrahim aleyhisselam kavmine şöyle dedi: “Allah’a ibâdet edin ve O’na karşı gelmekten sakının. Bilirseniz, sizin için hayırlı olan budur. Siz Allah’ı bırakıp birtakım putlara tapıyorsunuz, bunların ilah olduğunu iddia ederek yalan uyduruyorsunuz. Allah’ı bırakıp taptıklarınız size bir rızık veremez.. O halde siz rızkınızı Allah katında arayın, O’na ibâdet edin ve O’na şükredin. Çünkü sonunda Ona döndürüleceksiniz.” (Ankebut, 29/16-17)

Şuayb aleyhisselam şöyle dedi: Ey kavmim! Allah’a ibâdet edin, âhiret gününde Allah’ın mükâfâatını umacak işler yapın ve ülkede fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın. Ankebut, 29/36

İsa aleyhisselam Allah’a ibâdeti emretti: Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim, sizinde Rabbiniz olan Allah’a ibâdet edin. Kim Allah’a şirk koşarsa, Allah ona cenneti haram kılar ve onun varacağı yer cehennemdir. Zalimlerin ise hiçbir yardımcısı yoktur.(Maide, 5/72, bkz.Al-i İmran, 3/50-51)

Allah’ın İbadet Konusunda Peygamberimiz’e Emirleri

“De ki: “Ben Allah’a ibâdet etmek ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O’na çağırıyorum ve sonunda O’nun huzuruna varacağım.”(Rad, 13/36)

 “Ben bu beldeyi muhterem ve mukaddes kılan ve her şey kendisine ait olan o beldenin Rabbine, yalnızca O’na ibâdet etmek ve Müslümanlardan olmakla emrolundum.”(Neml, 27/91)

“De ki: Ben saf ve samimi bir inançla Allah’a yönelerek O’na ibâdet etmekle emrolundum.

Ve bana Müslümanların ilki olmam emredildi.”

De ki: “Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün azabından korkarım.” (Zümer: 39/11-13)

Kureyş’ten bir topluluk Hz. Peygamber’e geldi ve; “Muhammed, sen bizim dinimize uy, biz de senin dinine uyalım; bir yıl sen bizim tanrılarımıza ibâdet et, bir yıl da biz senin tanrına ibâdet edelim. Şâyet senin getirdiğin yeni din bizimkinde daha iyiyse, böylece biz de seninle birlikte ona iştirak etmiş ve ondan nasibimizi almış oluruz. Eğer bizim dinimiz daha iyiyse sen de bizimle birlikte dinimizden payını almış olursun.” dediler.(9)

Kâfirûn suresi nazil oldu.Surede şöyle buyuruldu: “De ki: Ey Kâfirler! Sizin tapmakta olduklarınıza ben tapacak değilim. Benim ibâdet ettiğime de siz ibâdet edecek değilsiniz. Sizin tapıp durduklarınıza da ben hiçbir zaman tapmam. Siz de benim ibâdet ettiğime ibâdet etmezsiniz Sizin dininiz size, benim dinim bana.” (Kâfirûn, 109/1-6)

Rasulullah sallallahü aleyhi ve sellem müşriklere; “Böyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım” dedi.

Ey İnsanlar! Allah’a İbadet Edin

Allah şöyle buyurur: “Ey insanlar! Sizi ve sizden önceki nesilleri yaratan Rabbinize ibâdet edin. Belki böylece Allah’a karşı gelmekten sakınırsınız.”(Bakara, 2/21)

“Ey insanlar! Rabbinize ibâdet edin!” hitabı çeşitli anlam katmanları bulunan bir emir olarak, kâfir olsun, mü’min olsun, asi olsun münâfık olsun bütün insanları içine almaktadır. Şöyle ki:

Kâfirlere, Rablerine iman edip O’nu yegane ilah kabul etmelerini, 

Münafıklara, Rablerini tanıyarak tevhitte samimi olmalarını, 

Asilere, Rablerine itaat etmelerini, 

İtaat ve iman ehline ise Rablerine itaatte devamlı olmalarını, emretmektedir.

Bu ilahi hitabı duyan gafiller gaflet uykusundan uyanır, tembeller ve uyuşuk halde bulunanlar harekete geçer, mâsivâyla meşgul olanlar kulluğa yönelir, gerçeklerden yüz çevirenler hakka döner. Hak aşıkları ise gönülleri okşayan bu rabbani nidayla coşarlar.(10 )

Ey insanlar! Akıl ve erginlik ile insanlığın ilk kemal basamağına basmış olanlar! Bakınız, gerek “ancak sana ibâdet ederiz” antlaşmasını vermiş olsun gerek olmasın hepiniz mü’min, kâfir, münâfık, hangi sınıfa, dünyadaki kavimlerden hangi kavme mensup olursanız olunuz, fakir- zengin, alim- cahil, hangisinden bulunursanız bulununuz hepiniz her zaman şu emirle sorumlusunuz: sizi ve sizden öncekileri, babalarınızı, analarınızı, bütün atalarınızı, dedelerinizi ve diğerlerini yaratan Rabbinize, âlemlerin Rabb’ine ibâdet ve kulluk ediniz, sevgi ve korkunun kemaliyle, en güzel edep ve saygı ile ona boyun eğiniz ve O’nun emirlerine, hükümlerine uyunuz. 

 (İyyake na’budu) sözünü verenler onu ifa etsin; vermeyenler, vermeye çalışsın; ona ibâdet ve itaat ediniz ki gerçekten korunabilesiniz, gerçek muttakilerden olmanızı ümit edebilesiniz. Yoksa yıldırımlar gibi hadiselerden, ölümden korkmakla, kulak tıkamakla asla korunamazsınız. Dikkat ediniz. (lealleküm) buyuruluyor. Bu ise ümit ifade eder. Bu şekilde de korunmanız bir kuvvetli ümit olarak gösteriliyor da, “korunacağınızdan emin olunuz” denilmiyor. Çünkü ilahi iradeyi hiçbir şey şarta koşamaz. Siz ibâdetinizle onu korumaya mecbur edemezsiniz. Ubudiyet (kulluk) kanunu çoğunluğa ait bir kanundur. Asıl koruyacak olan Allah’ın lütfu ve rahmetidir. 

İbadet ilk önce yaratılışınızın, terbiyenizin bir teşekkürüdür. Bunun Allah’ı mecbur edecek, minnet altında bırakacak bir gerektirici kudreti yoktur ve zaten Allah’ın lâyık olduğu şükür ve kulluğu kâmil bir şekilde eda da edemezsiniz. Şu halde “ibâdet ediyoruz” diye her sonuçtan emin olmayınız, ancak ümitvâr olunuz ve ümidinizi Allah’tan başkasına bağlamayınız ve Allah’ı tanımak için yaratılışınıza ve terbiyenize bakınız. O zaman bilirsiniz ki, bir yaratıcınız ve Rabb’iniz var. Hem sizi ve hem sizden öncekileri yaratan O’dur.(11 )

Bundan önceki âyetlerde iman bakımından insanlar “mü’min, kâfir, münâfık” olarak çeşitlendirilmiş, her bir grubun özellikleri açıklanmıştı. Bu âyette inanç durumları ne olursa olsun, bütün insanlara hitap edilerek hepsi birden Allah’a kul olmaya davet edilmekte ve bu çağrı ile İslâm’ın şu özelliklerini ortaya koymaktadır.

 Bu ilahi çağrı, din, dil, ırk, bölge, sınıf... farkı gözetmeksizin bütün insanlığa yöneltilmiştir.

 Bu çağrıya muhatap olmak ve Allah kulluğuna kabul edilmek için bir ön şart yoktur. 

 Daha önce neler yapmış, ne kadar büyük suç ve günah işlemiş olursa olsun bir kimse gönülden benimseyerek “Allah’tan başka ilah yoktur ve Muhammed O’nun elçisidir” dediği anda müslüman olmuş, Allah’a kulluğa ilk adımı atmış, geçmiş günahlarını silmiş olur.

Kulluk edilecek varlığın yaratılmamış (varlığı zorunlu, kendinden, ebedi ve ezeli), yaratıcı ve eşyaya özelliklerini verici olması gerekir. 

Bu vasıfları taşıyan tek varlık kâinatın yaratıcısı ve rabbi olan Allah Teâlâ’dır. Bu sebeple O’ndan başkasına kulluk edilmez.

Yukarıda verilen meâle göre “Allah’a kul olma” emri ile takvâ (sakınma) arasında bir sebep- sonuç ilişkisi kurulmuştur. Allah’a kulluk etmenin (İslâm’a özgü iman, ibâdet, ahlâk ve diğer amellerin) hasıl edileceği sonuç takvâdır. Sakınma kavramı, sakınılacak alan ve varlık ile sakınma iradesini gerektirir; bu da İslâm’ın tasarladığı insanın resmini çizer: Müslüman insan, her istediğini yapmayan, önce durup düşünen, belli değer ölçüleri ve sınırlara göre ölçüp biçen, bu ölçülere uygun düşmediği takdirde nefsinin isteklerini ve arzularını frenleyen; akıllı, imanlı, iradeli varlıktır. Allah’a ibâdet (kulluk) olmadan sakınma (takvâ) gerçekleşemez, sakınma olmadan da kâmil insan olunamaz.(12 )

Her ibâdet salih bir ameldir. İbadetlerin de Allah rızası için yapılması şarttır.

___________________

1) Kur’ân Yolu, 1/86, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayını, Ank.

2) Prof Dr.Saffet Köse, İbadetten Kulluk Şuuruna, 17, 20, 26, 35, 71, 73, 80, Altınoluk Yayını, İst.

(3) Prof.Dr. Ömer Çelik, Kur’ân-ı Kerim Meâli ve Tefsiri 4/649, Altınoluk Yayını, İst.

(4) PROF.Dr.M.Zeki Duman, Beyanülhak, 2/276, Fecr Yayını, Ankara

(5) Prof Dr. Şehid Seyyid Kutub, Fizılalilkur’an 14/78, Hikmet Yayınevi, İst. 

(6) Ahme Davudoğlu, Müslim Tercemesi, 11/226, Sönmez Yayınevi, İst.

(7) İbadetten Kulluk Şuuruna, 20, 26, 35, 71, 73, 80

(8) Beyanül Hak, 2/309

(9) Beyanül Hak, 1/121

10) Kur’ân-ı Kerim Meal ve Tefsiri, 1/81 

11) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 1/233, Zaman Yayını, İst.

12) Kur’ân Yolu 1/85





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle