HABER YORUM

ABD Başkanı Trump, Brüksel zirvesi’nde Müttefikini Suçladı; ‘Yükümlülüklerini yerine getirmeyen Almanya, Rusya’nın esiri oldu’
YAZI BOYUTU :
ABD Başkanı Trump’ın NATO Zirvesi’ne giderken müttefiklerine karşı yaptığı sert çıkışlar, geçen ay Ottawa’da yapılan G-7 Zirvesi’nde sergilediği ters davranışları hatırlattı. Bilindiği gibi Trump Ottawa’da G-7 ortaklarına ticari konularda fena halde yüklendi, ev sahibi Kanada Başbakanı Trudeau’ya hakaretler yağdırdı. Brüksel’de de benzer bir tavır gösterdi, NATO müttefiklerini savunma harcamalarını yeterince paylaşmamakla suçladı, Alman Şansölyesi Merkel’i hedef alarak Almanya’nın Rusya’nın esiri/tutsağı haline geldiğini ileri sürdü. Kavga ve gürültüyle NATO ülkelerinin silaha, askeri teknolojiye daha fazla yatırım yapmasının yolunu açan Trump, Merkel hükümetinin Rusya ile yaptığı Kuzey Akım anlaşmasını tartışmaya açtı. Öyle ki, Alman basını da iki gündür Rusya’nın etki alanına girip girmediklerini sorguluyor. Tartışmanın bir de Amerikan kamuoyu boyutu var. ABD’de Rusya’nın Trump lehine 2016 seçimlerine müdahale ettiği iddiaları araştırılıyor.
 

 

ABD Başkanı Trump, Brüksel zirvesi’nde Müttefikini Suçladı;

‘Yükümlülüklerini yerine getirmeyen Almanya, Rusya’nın esiri oldu’

 
ABD Başkanı Trump’ın NATO Zirvesi’ne giderken müttefiklerine karşı yaptığı sert çıkışlar, geçen ay Ottawa’da yapılan G-7 Zirvesi’nde sergilediği ters davranışları hatırlattı. Bilindiği gibi Trump Ottawa’da G-7 ortaklarına ticari konularda fena halde yüklendi, ev sahibi Kanada Başbakanı Trudeau’ya hakaretler yağdırdı. Brüksel’de de benzer bir tavır gösterdi, NATO müttefiklerini savunma harcamalarını yeterince paylaşmamakla suçladı, Alman Şansölyesi Merkel’i hedef alarak Almanya’nın Rusya’nın esiri/tutsağı haline geldiğini ileri sürdü. ABD ve Avrupalı müttefikleri arasındaymış gibi görünen, ancak daha çok Washington-Berlin hattında yaşanan kavganın iki boyutu var. Birinci boyutu, son yıllarda NATO’nun askeri harcamalarında ABD’nin başı çekmeye devam etmesidir. ‘Önce Amerika’ vaadiyle ABD’de Başkan olan  Donald Trump, kampanya döneminden bu yana NATO ile askeri harcamalar için pazarlık yapacağını savunuyordu.
ABD Başkanı Trump, daha NATO zirvesi için Brüksel’e ayak basmadan attığı seri tweetlerle memnuniyetsizliğini ifade etti. NATO ortaklarını savunma harcamalarını GSYİH’nın yüzde 2’sine çekemedikleri için bombardımana tuttu. NATO verilerine göre ABD, İngiltere, Yunanistan, Letonya ve Estonya dışında diğer üyeler yüzde 2’lik hedefi yakalayamıyor. Almanya’nın ise savunma harcamaları yüzde 1.24 seviyelerinde. Berlin’in hedefi yüzde 2’ye 2024 yılında ulaşmak. İşte bu nedenle de Trump, daha çok da Almanya’ya çattı. Almanya’nın Rusya ile yaptığı Kuzey Akım iki doğalgaz boru hattı anlaşmasına işaret eden Trump, “Almanya, Rusya’nın esiri oldu” dedi. Önceki gün NATO sonuç bildirisinde tam uzlaşmacı bir ton bulunduğu izlenimi oluşmuştu ki, ABD Başkanı yine Twitter’dan salvolarına devam etti. “En çok da Almanya, Rusya’ya karşı koruma isterken Rusya’dan yeni boru hattı için milyarlarca dolar harcıyor. Kabul edilemez! Tüm NATO ülkeleri yüzde iki taahhüdünü yerine getirmelidir, bu daha sonra yüzde 4’e çıkmalıdır” diye yazdı. 
Alışılmamış üslup ve davranışlarıyla ün salan Trump’ın bu kez Rusya lideri Putin ile Helsinki’de yapacağı görüşme öncesinde, NATO’ya karşı da benzer şekilde meydan okumasından ve NATO Zirvesi’ni bir fiyaskoya sürüklemesinden korkuluyordu. Neyse ki öyle olmadı, Zirve sonunda bir uzlaşma sağlandı...
NATO üyesi 29 ülkenin liderlerinin 69 yaşındaki örgütün Brüksel’deki yeni ihtişamlı binasında gerçekleştirdiği bu Zirve, herhalde kafasını hep paraya takmış olan Trump’ın agresif konuşmalarıyla hatırlanacaktır. Bu manzara, NATO’nun günün realitelerine uygun stratejik düzenlemelere gitmesi gereken bir zamanda, örgütün geleceği konusunda ciddi kaygılara sebep olmuştur. Zihinleri meşgul eden soruları şöyle ifade etmek mümkündür: NATO bu durumda misyonunu ve rolünü sürdürebilecek mi? Birçok temel meselede ortaya çıkan anlaşmazlıklar NATO’nun dağılmasına yol açabilir mi?  
İttifak içinde belirli konularda tam bir uyum bulunmamakla beraber, üyelerin NATO’nun var olma nedeni ve ihtiyacı konusundaki tavırlarında bir değişiklik söz konusu değildir. Trump’ın da diğer bazı uluslararası örgütlerden çekildiği gibi, şimdilik  NATO’dan çıkması beklenmiyor. Dolayısıyla, NATO varlığını sürdürecektir. Önemli olan, ittifak içinde uyum ve dayanışmanın devam etmesi ve örgütün terörden siber saldırılara kadar yeni tehditler karşısında kendisini yeniden yapılandırmasıdır.
ABD’nin son dönemlerdeki en sıra dışı başkanlarından olan Trump aslında yine yapmak istediğini başardı. Kavga ve gürültüyle NATO ülkelerinin silaha, askeri teknolojiye daha fazla yatırım yapmasının yolunu açan Trump, Merkel hükümetinin Rusya ile yaptığı Kuzey Akım anlaşmasını da tartışmaya açtı. Öyle ki, Alman basını da iki gündür Rusya’nın etki alanına girip girmediklerini sorguluyor. Tartışmanın bir de Amerikan kamuoyu boyutu var. ABD’de Rusya’nın Trump lehine 2016 seçimlerine müdahale ettiği iddiaları araştırılıyor. Helsinki’de Rusya Devlet Başkanı Putin ile görüşmeye hazırlanan ABD Başkanı, NATO’yla kavgasında Moskova’yı bir rakip olarak gördüğünü vurgulayarak bu konuda da mesafesini koymuş oldu.
Türkiye açısından bu NATO Zirvesi’nin önemi, yeni Başkan olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın yeni kadrosuyla katıldığı ilk uluslararası toplantı olması ve sonuç bildirgesinde Türkiye’nin karşılaştığı terör ve balistik füze tehditlerine yer verilmesidir. Bu konuda bildirideki ifadeler, Erdoğan’ın kapalı toplantıda söylediklerinin de dikkate alındığını ve desteklendiğini gösteriyor.  Diğer ilginç bir nokta, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 hava savunma sistemleri almasının tartışma konusu yapılmamasıdır. Aynı şekilde Ankara’nın enerjide, “Türk Akımı” gibi projelerde Rusya ile iş birliği kurması, Trump’ın Merkel’e enerji alanındaki iş birliğini sert bir şekilde eleştirmesinin aksine, söz konusu dahi olmamıştır. Bu da Türkiye’nin durumunun ve hassasiyetinin dikkate alındığını gösteriyor.
 
ABD Başkanı Trump’ın AB’yi Dağıtma Planı
ABD Derin devleti, kontrollü kaos üzerinden ABD’nin tek hakim olduğu yeni bir dünya kurmaya çalışıyor. Kendinden önceki dünyanın kurumsal yapılarını istemiyor. O yüzden de kurumları dağıtmaya, zayıflatmaya kararlı.  Trump mantığına göre, NATO dağılmıyorsa, ABD’nin himayesinde olduğu için dağılmıyor.  Son sözü Trump söyleyecekse ve herkes o söze uyacaksa, NATO kalabilir... AB ise dağılabilir, çünkü orada ABD’nin kontrolü yok. Üstelik AB, ortak ticaret politikasıyla, Almanya üstünlüğündeki ihracat gücüyle ABD’nin canını sıkıyor. ABD şirketlerinin AB’ye girişi, pazar payını artırması engelleniyor. O yüzden, yıkılsın AB!  ABD Başkanı, müttefiklerine  ‘Karşıma tek tek çıkın’ diyor... Tek çıkarlarsa, ABD karşısında dayanamayacaklarını biliyor. O yüzden NATO zirvesinde  Merkel’i hedef tahtasına yerleştirdi. Görünen odur ki Trump, NATO’nun zengin ülkelerine Suudi Arabistan muamelesi yapıyor: ‘Seni koruyor muyum? Evet O zaman sen de bol silah al, bana para aktar. Masrafı çıkartalım...’ Suudi Arabistan hayır diyemiyor. Merkel ve çevresindeki Avrupa şimdilik “Hayır” diyor. O zaman da Trump, ABD pazarını Almanya’ya ve diğerlerine kapatıyor. ABD pazarına giremeyen ekonominin tıkanacağını biliyor.
Aslında Trump’ın istediği haracı karşılayacak para Almanya’da belki var, ama başka AB ülkesinde yok. Diğer ekonomilerde silahlanmaya dökecek para yok. Hantal, yaşlı, zengin zamanların alışkanlığı ile seçmene sosyal para dağıtmaya alışmış AB ekonomileri dinamizmini kaybetmiş durumda.  Donald Trump’ın ‘Almanya üzerine baskı yaparak, Merkel’i devirecek bir hükümet krizi istediği’ teorilerini ciddiye almak gerekiyor.  Yüzde 4 askeri harcamaya liderler ‘olur’ dese bile kamuoyları ayaklanacak. ABD’ye teslim olan, bu miktarı kabul eden siyasetçinin ayakta kalması zor. Seçmen baskısına Merkel ya da Macron’un dayanması, çok zor. Almanya’nın yalnızca %15’i ‘Evet askeri harcamayı artıralım’ diyor.
Trump’ın Avrupa’daki popülist-sağ hareketlere verdiği destek giderek göze batıyor. İngiltere demeciyle Başbakan May’i hem siyaseten zor durumda bıraktı, hem de rakibi Boris Johnson’a destek verdi. Gerçi meşhur mülakatta sorduklarında ‘May ile Johnson arasında tercih yapmıyorum. Sadece, Boris’den mükemmel başbakan olur’ dedi. Ama algı aşamasında ilk cümle kayboldu ve sözler daha yıkıcı oldu. Trump’ın AB’yi sarsmak için kullandığı diğer konu da ‘mülteciler’ ve bununla bağlı gördüğü ‘terör’. Bu iki konuyu birbirine bağlayıp, hükümetleri ve toplumları sarsıyor... O mülakatta ’Mülteciler Avrupa’nın kültürünü bozuyor’ deyip, Avrupa’daki bütün sağ-popülist-aşırı sağ partilere heyecan verdi. Mülteciler, Merkel’e hükümet krizi yaratan konu. Brexit referandumu ‘İngiltere’ye milyonlarca Türk gelecek’ yalanıyla kazanıldı. Macron’un zayıf noktası mülteciler. İtalya’daki yeni hükümet, mülteciler başta her konuda Merkel’e değil, Trump’a yakın... Bu gidişle, Almanya’da Merkel ve İngiltere’de May’in gitmesi, iki ülkeyi Trump’a yakın sağ-popülist-aşırı sağ politikalara çeker. Almanya’da hükümet değişince de AB’de her şey değişir.
 
   
   
   

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle