HABER YORUM

Ürdün’de Yaşanan Siyasi Kaosun Sebebi ve Neticeleri
YAZI BOYUTU :
Ürdün’de yaşanan siyasi kaosun görünürdeki sebebi, yeni vergi düzenlemeleri neticesinde halkın sokak gösterilerine başlamasıdır. Sokak gösterileri, ilk etapta Başbakan’ın istifasına vesile oldu. Ancak Başbakan’ın gitmesi sokaklardaki tansiyonu düşürmedi. Zira ABD’nin dümen suyunda, İsrail’e yanaşmak emelindeki “Troyka” Ürdün’ü de duruma razı edip ve yanına çekmek için kirli tuzaklar kurmaktan kaçınmıyor. Ürdün Meliki Abdullah’ın, “Bölgesel Baskılardan” bahsederken, tam olarak telaffuz edemediği acı durum özetle budur! Maksat, Ürdün’ü baskılayarak uysal çocuk hâline getirmektir. Bu kadar açık ve net! Neden Ürdün? Zira Kudüs’ün manevi yönetimiyle ilgili olarak Ürdün özel bir statüye sahiptir. Kudüs’ün uluslararası hukuk tarafından tescil edilmiş statüsünü zorla değiştirmek için öncelikle Ürdün’e boyun eğdirmek gerekiyor...
 

Ürdün’de Yaşanan Siyasi Kaosun Sebebi ve Neticeleri

 
FİLİSTİN’den sonra Orta Doğu’nun en sıkıntılı ülkesi olan Ürdün, ABD’nin dümen suyunda giden ve İsrail’e yanaşmak emelindeki “Troyka” tarafından siyasi kaosa sürüklendi. Siyasi kaosun görünürdeki sebebi, yeni vergi düzenlemeleri neticesinde halkın sokak gösterilerine başlaması! Sokak gösterileri, ilk etapta Başbakan’ın istifasına vesile oldu. Ancak Başbakan’ın gitmesi sokaklardaki tansiyonu düşürmedi. Oysa göstericiler tabir caiz ise onun kellesini istemişlerdi. Bilindiği gibi Ürdün, nüfusunun yarıdan fazlası göçmen olan nevi şahsına münhasır bir devlet... Yeraltı zenginliklerinden mahrum bu küçük ülkenin, yalnız kendi imkânlarıyla hayatiyetini devam ettirmesi kolay değil!. Bölgede Filistin’den sonra en fazla su sıkıntısı çeken ülke olan Ürdün, bu sebeple tarım ve hayvancılık alanında da istediği üretimi yakalayamıyor. Velhasıl ekonomik sıkıntılar Ürdün için daimi bir problem. Bu yüzden sosyal ve siyasi durum oldukça kırılgandır. Ürdün’ün yerli nüfusu aşiret ağırlıklıdır ve bu aşiretlerin siyaset üzerinde güçlü etkileri vardır. Yıllar önce, daha Melik Hüseyin hayatta iken, ekmeğe yapılan yüksek zam sebebiyle bugünküne benzer çok büyük nümayişler olmuş ve yine hükûmet ve bürokraside yapılan bir dizi değişikliklerle zar zor sükûnet sağlanabilmişti. Ancak bugünkü nümayişlerin kaynağı sadece ekonomik değil. Bu gerçeği bizzat Ürdün Meliki II. Abdullah itiraf etti.
Orta Doğu’da 1990’lardan beri dış dayatmaların (Birinci Körfez Savaşı ve devamındaki gelişmeler) getirdiği denge değişimleri ve kaos, özellikle küçük ve zayıf devletleri köşeye sıkıştırıyor. Gelinen noktada, yine dış baskılar sonucu oluşan farklı ve tehlikeli bir eksenin bu kırılganlığı körükleyeceğini söylemek mümkündür. Bundan bir sene evvel; 5 Haziran 2017’de birden bire Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri, Katar’a karşı ekonomik abluka uygulamaya başladı. Bu abluka önceki gün birinci yılını doldurdu. Hedef Katar’ı dize getirmek, yönetimini değiştirmek ve âdeta Bahreyn gibi, Suudi Arabistan’ın büsbütün etkisi altına sokmaktı. Fakat Kuveyt ve Umman’ın bu ablukaya katılmaması, Türkiye ve İran’ın da Katar’a etkili biçimde yardım eli uzatması, şu ana kadar Katar’ın ayakta kalmasını sağladı... Fakat Katar’a uygulanan ablukanın daha nereye kadar gideceği de henüz belli değil. ABD’ye silah alımı yoluyla ciddi paralar ödeyerek Mısır, S. Arabistan ve BAE’nin baskılarını hafifletmeye çalışan Katar için tehlike devam ediyor. Katar’a karşı aslan kesilen bahse konu üç ülke, İsrail hesabına yeni yeni atraksiyonların da içinde boy gösteriyor... Şüphesiz ABD’nin yeni yönetimince yönlendirilen ve İsrail’in hesabına kotarılmak istenen sözüm ona yeni bir barış planı üzerinde çalışıldığı sır değil. Bu çerçevede ABD’nin Kudüs’le ilgili olarak yaptığı kışkırtmalar işin peşrev kısmı...
ABD’nin dümen suyunda, İsrail’e yanaşmak emelindeki “Troyka” Ürdün’ü de duruma razı edip ve yanına çekmek için kirli tuzaklar kurmaktan kaçınmıyor. Ürdün Meliki Abdullah’ın, “Bölgesel Baskılardan” bahsederken, tam olarak telaffuz edemediği acı durum özetle budur! Maksat, Ürdün’ü baskılayarak uysal çocuk hâline getirmektir. Bu kadar açık ve net! Neden Ürdün? Zira Kudüs’ün manevi yönetimiyle ilgili olarak Ürdün özel bir statüye sahiptir. Kudüs’ün uluslararası hukuk tarafından tescil edilmiş statüsünü zorla değiştirmek için öncelikle Ürdün’e boyun eğdirmek gerekiyor... Ürdün (Hâşimî Sultanlığı) ve Fas, isminden de anlaşılacağı üzere Hazreti Peygamberimizin soyundan gelen aileler (Ürdün’de şerifler, Fas’ta ise Seyyidler) tarafından idare ediliyor. Arap Baharı’nın ilk işaret fişeğini yakan, bir anlamda doğum yeri olan Tunus; Suriye, Libya ve Yemen’e göre daha hafif hasarla, ABD Dışişleri Bakanı’nın ifadesiyle ‘Kusursuz Fırtına’yı durdurdu. Bu ülkede iktidar alternatifi olan Nahda Hareketi uluslararası tehdit ile uysallaştırıldı. Mısır’da İhvan-ı Müslimin teşkilatına aynı şey yapılamadığı için orada büyük sıkıntıların devam ettiğini söylemek mümkündür.
Fas ve Ürdün bir şekilde bugüne kadar sakin kalabilmişti. Fas’ta Altıncı Muhammed’in önceden yönetimde yaptığı önemli değişiklik ve getirdiği esneklikler büyük ölçüde yatıştırıcı rol oynadı. Ürdün’ün de öteden beri ABD ve İngiltere ile olan ilişkilerinin, Suriye ve Lübnan’a nazaran kendisine önemli kolaylıklar sağladığına işaret etmemiz gerekiyor. Fakat bütün bunlar bir yere kadar. Şayet ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal yapıları sağlam temeller üzerine oturmuyorsa, kırılganlık her zaman kendini gösterebiliyor. Özetleyecek olursak, son zamanlarda Ürdün, kelimenin tam manasıyla diken üstünde. 1970’li yıllarda Filistin’li göçmenlerden dolayı büyük problemler yaşayan ve büyük çatışmalara sahne olan Ürdün, Melik Hüseyin’in şahsi beceri ve kararlılığı ile çok zorlanarak da olsa, meselenin üstesinden gelmişti. Bakalım oğlu Abdullah da bu siyasi kaosun üstesinden gelebilecek mi?
 
Siyonizm’in Hamisi ABD
‘BM İnsan Hakları Konseyi’nden Ayrıldı
​​​​​​​ABD’nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley, ülkesinin BM İnsan Hakları Konseyi’nden ayrıldığını açıklayarak, “Bu konsey ismine layık değil” dedi. ABD Başkanı Donald Trump’ın bir yıl önce BM İnsan Hakları Konseyi içerisinde reform yapılmazsa ABD’nin çekileceğini belirttiğini hatırlatan Haley, bu süre içerisinde konseyde bir değişiklik olmadığı değerlendirmesinde bulundu. Konsey içerisinde bulunan Çin, Küba ve Venezuella gibi ülkelerin insan hakları ihlallerinde bulunduğunu kaydeden Haley, konseyin İsrail’e karşı ise ön yargısının olduğunu söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ise konseyin insan hakları ihlallerini savunma noktasında “yetersiz” olduğunu ileri sürdü. Konseyin “insan haklarını ihlal eden ülkeleri kayırdığını” savunan Pompeo, İsrail’e BM İnsan Hakları Konseyi tarafından yapılan eleştirilerin “iki yüzlülük olduğunu” savundu. BM Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric de ABD’nin BM İnsan Hakları Konseyi’nden çekildiğini açıklamasının ardından yazılı bir açıklama yaparak, ‘’Genel Sekreter, ABD’nin İnsan Hakları Konseyi’nde kalmasını tercih ederdi. BM İnsan Hakları mimarisi, dünya çapında insan haklarının teşviki ve korunmasında çok önemli bir rol oynamakta’’ değerlendirmesinde bulundu.
BM İnsan Hakları Konseyi’nin Temmuz ayının ilk günlerinde toplanarak Filistin-İsrail konusunu görüşmesi bekleniyor. Türkiye’nin gözlemci devlet statüsünde yer aldığı, insan hakları konularının görüşüldüğü Cenevre merkezli konseyin 47 üyesi bulunuyor.
 
   
   
   

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle