FIKIH

Namaz ve Mescid
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Zerre miktarı iyiliğin de, zerre miktarı kötülüğün de hesabının sorulacağı güne inanan ve hazırlanan müslümanların, mescidleri maddi ve manevi olarak imar etmeleri gerekir. Zira mescidleri imar edecek kimselerin vasıfları, muhkem nassla haber verilmiştir. Bilindiği gibi mescid kelimesi, alnı yere koymak, tevazu göstermek ve eğilmek gibi manalara gelen sücud kökünden türetilmiş olup, “secde edilen yer” anlamına gelir. İslam’da namaz kılınan mekanların tamamı “mescid” kelimesiyle ifade edilmiştir. Meselenin bir diğer boyutu da şudur. Mescid kavramı, Kur’ân-ı Kerim’de yer alan bir kavramdır. Yirmi sekiz Ayet-i Kerimede bu kavram kullanılmıştır. Asr-ı Saadet’te de namaz kılınan  mekanları ifade için mescid kelimesinin kullanılmıştır.  Daha sonraki dönemlerde, mescidlerin müslümanları toplayan mahaller oluşuna bakılarak “cami” ismi kullanılmaya başlanılmıştır. Türkiye’de özellikle ‘cami’ kelimesinin daha çok kullanıldığını söylemek mümkündür. Cum’a ve bayram namazları kılınmayan küçük ibadethaneler “mescid” diye anılmaya devam edilirken, beş vakit namazın yanında Cum’a ve bayram namazları da kılınan büyük ibadet mekanları cami kelimesiyle ifade edilmiştir.

Namaz ve Mescid

 
KUR’AN-I Kerimde namaz kılınan yere “Mescid” denir. Çoğulu “Mesacid”dir. Mescidler demektir. 
Zamanla memleketimizde namaz kılmak için yapılan büyük mescidlere “Cami”, denildi. Mahalle aralarında inşa edilen küçük ibadet mekanları da “Mescid” olarak isimlendirildi.
Cami, toplayan demektir. Cuma ve bayram namazlarının kılındığı yerlere ad oldu. Çünkü büyük halk topluluğunu bir araya getiriyordu.  İstanbul muhteşem cami, zarif mescid örnekleri ile doludur. 
Mescid’in Aslı
Mescid’in aslı, Mekke’de Kabe’nin bulunduğu toprak parçası üzerinde Adem atamızın ibadet ettiği yerdir. Şit aleyhisselamın, Adem atamızın ibadet etiği toprak parçasının etrafını taşlarla çevirdiği, ilk mescidin bu şekilde meydana geldiği rivayet edilir. (1)
İbrahim aleyhisselam ile oğlu İsmail aleyhisselam da, Adem atamızın ibadet ettiği, Şit aleyhisselamın etrafını taşlarla çevirdiği yerin etrafını duvarla örmüşler, Kabe’yi inşa etmişlerdir. 
Allah, bu gerçeği Kur’an-ı Kerim’in Bakara suresinin 127-129 ayetlerinde şöyle bildirir:
Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor, şöyle diyorlardı:
Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.
*
Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et; zira, tövbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.
*
Ey Rabbimiz! Onlara, içlerinden senin ayetlerini kendilerine okuyacak, onlara kitap ve hikmeti öğretecek, onları temizleyecek bir peygamber gönder. Çünkü üstün gelen, herşeyi yerli yerince yapan yalnız sensin.
Son ayet gereğince, peygamerimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem: “Ben dedem İbrahim’in duasıyım” buyurur.
Allah’ın emri ve İbrahim aleyhisselamın daveti ile inananlar Kabe’yi ziyarete başladılar. hac ibadetini eda ettiler. (Bakınız, Hac, 22/27-29)
Zamanla putculuk yayıldı. Kabe ve etrafı putlarla doldu. İnsanlar yine Kabe’yi ziyarete geliyorlar, ama Allah’a ibadet yerine Kabe ve etrafında bulunan putlara tapıyorlardı.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem doğduğu zaman Kabenin içi dışı putlarla dolu idi. 
Hz. Ömer Müslüman olunca peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem ve müslümanlar Kabede ilk defa namaz kıldılar.
Mekke fethedilince de Kabe putlardan temizlendi, damında ezan okundu, Allahın varlığı ve birliği ilan edildi....
Kabe, mescidlerin ilkidir.
Kur’an-ı Kerimden Mescidlerle ilgili dört ayet meali veriyoruz:
1-Müşriker vicdanlarına karşı kendi inkarlarına kendileri tanık olup dururken, Allah’ın mescidlerini imar etmeleri mümkün değildir. Onların hayır adına yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateş içinde sürekli kalacak olanlardır. (Tevbe, 9/17)
Müşrikler, Mekkeye geliyorlar, Kabedeki putlara tapıyorlar. Mekkeli müşrikler de onlara hizmet ediyorlardı. Bu ayet, Allah’a ortak koşan müşriklerin Kabe gibi kutsal yerlerin koruyucu, hizmetçi ve idareciliğine layık ve uygun olmadığını ve hayr namına yaptıkları şeylerin kabul edilmediğini ve boşa gittiğini bildirmektedir. 
Bu ayet, müşriklerin şirki terk edip Allah’ın birliğini kabul etmeleri konusunda yapılan çağrıları reddettikleri sürece, yalnız Allah’a ibadet edilmek üzere yapılmış olan Kabe gibi yerlerin koruyuculuğu ve bakımı hususunda daha önce sahip oldukları her çeşit hak ve görevlerinin otomatik olarak düştüğünü ve ortadan kalktığını ilan etmektedir.
Bu ayetle, müşrikler Kabe ve Mescid-i Haram’ın koruyuculuğundan uzaklaştırılmış ve bundan böyle, bu mukaddes yerlerin koruyuculuğu ve bakımına Allah’a inananların ve Allah’ın emirlerini yapanların üzerinde sürekli bir görev olarak bulunduğu şu ayeti-i kerime ile bildirilmiştir:
2- Allah’ın mescidlerini ancak, Allah’a ve ahıret gününe inanan, namaza devam eden, zekatı veren ve Allahtan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte bunların başarılı olmaları umulur. (9/18)
“... Müşriklerin Kabe için yaptıkları bütün işler heder olup gtmiştir.. ” yani, “Beytullah”a yönelik yaptıkları –biraz sammiyet taşıyan- hizmetleri de, içine “şirk” ve bazı “cahiliye” uygulamalarını karıştırıp bulaştırmaları sebebiyle “... onların yaptıkları işler heder olup gitmiştir... ” Biraz hayır ve samimiyet taşıyan hizmetlerini, daha büyük kötülükler işlemek suretiyle silip yok etmişlerdir.(2)
3-Mescidler şüphesiz Allah’ındır. O halde, Allah ile birlikte başka hiç bir şeye ve kimseye yalvarmayın. (Cin, 72/18)
Mescidler namaz kılmak için bina edilmişlerdir. Mescidlerde Allah’tan başkasına ibadet ve dua edilmez. Mescidlerde Allah’a ibadet edilirken Allah’tan başkası namaza ortak edilmez. Riya ile namaz kılınamaz. Namaz kılıyor desinler diye namaza durulamaz. Dünya menfati için mescid koruculuğu yapılamaz, mescid, cami inşa edilemez. Ederlerse, Allah rızası için yapmadıklarıı için Allah katında bir mükafaat göremezler.
4-Allah’ın mescidlerini, içlerinde Allah’ın isminin anılmasından meneden ve onların harap olmalarına çalışan kimselerden daha zalim kim vardır...? (Bakara, 2/114)
Merhum M. Hamdi Yazır, ayetin açıklamasında şunları yazar:
Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah’ın isminin zikredilmesinden meneden ve o mescitlerin maddeten ve manen harap olmasına, yıkılmasına, terkedilmiş kalmasına veya mescitlikten çıkarılmasına çalışandan daha zalim kim vardır!
Böyle zalimlerin cennet ile ne ilişkileri vardır?
Herşeyin hakkı, onun layık olduğu yere konmasıdır.
Zulüm de birşeyi, kendi yerinden başka yere koymaktır.
Demek ki, birşey layık olduğu yerinden, ne kadar uzaklaştırılırsa, o kadar haksızlık, o kadar zulüm yapılmış olur ve o şey, ne kadar yüce ve ne kadar kutsal ise zulüm de o ölçüde aşırı gitmiş olur. Nitekim Allah’a şirk koşmak en büyük zulümdür.
Allah’ın mescitlerini, içlerinde Allah denilmekten men etmek ve harap olmalarına çalışmak da hem Allah’ın, hem mescitlerin, hem de insanların hakkına son derece tecavüz demektir. Bunu yapabilen zalimler, hiçbir zulümden çekinmez, her türlü haksızlığı yapar, hepsine kapı açarlar. Şu halde mescitlere saldırmak ve onların maddeten veya manen harap olmalarına çalışma, zulümlerin en büyüğüdür ve bunu yapanlar en zalim kimselerdendir. Zulmün bu derecesi ve benzerleri tasavvur olunsa bile, daha fazlası tasavvur olunamaz.(3)
1950 öncesi mescidleri yıkanlar, satanlar, harap edenler, Ayasofyayı camilikten çıkaranlar da merhum M. Hamdi Yazırın açıkladığı zalimler arasındadır.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem mescid hakkında şöyle buyurur:
Allah için bir mescid yapana, Allah cennette bir köşk yapar. (4)
Mescid ve cami yapmak, sadaka-i cariyenin (Sevabı devam eden sadakanın) ilkidir, müslüman olmanın alametidir. Bunun için Müslümanlar cami ve mescid yapmaya, yapılan cami ve mescidlere Allah rızası için yardım etmeye çok çok önem vermişlerdir ve kıyamete kadar da önem vereceklerdir.... 
Şair ne güzel söylemiş!
“Bir yere dendi mi Türk beldesi, 
Gözüm albayrak arar, kulağım ezan sesi. ”
Burada Türk bir ırkın adı değil, Müslümanın adıdır. 
“Mabedsiz şehir kurduk” diye yazanların, bağıranların mabedsiz şehirlerinin etrafına köylerden gelen gariban müslümanların kurdukları gecekondu evlerini minareli mescid ve camilerle donattılar, mabedsiz şehirlerin içine de minareyi ve ezan sesini yerleştirdiler... Elhamdü lillah... 
Cami ve Mescid müslümanım diyen bir ferdin ve toplumun hareket merkezi, İslâm medeniyetinin harukulâde şaheserleri, İslâm kültür ve sanatının ana kaynaklarıdır... 
Camisiz ve Mescidsiz Müslüman hayatı olmaz...... 
Konuyu yıllarca Fransız kömünist partisi genel sekreterliği yapmış, daha sonra hidayete ermiş ve müslüman olmuş merhum GARAUDY’nin bir eserinden rahmete vesile olsun diye cami konusundaki parağrafi ile tamamlıyalım. 
“Dediğimiz gibi İslâm’da bütün sanat insanı camiye, cami ise ibadete götürmektedir. Taşların duası cami, müslüman toplumunun bütün faaliyetlerinin merkez kuvveti olduğu gibi aynı zamanda bütün İslâm sanatlarının odak noktasıdır. 
Caminin temel yapısı Hz. Peygamber’in evini hatırlatmaktadır: 
Ortada bir avlu vardır ve abdest alınan çeşme... Kenarlarda güneşten korunmaya yönelik sütunlu kubbeler... Müminlere Mekke istikametini gösteren muhakkak boş bir oyuk: “Mihrab”. Dünya üzerinde nerede bulunursa bulunsun bütün camilerin yörüngesi Kabe’ye dönüktür. 
Müslümanların önünde sıra oldukları cami duvarı “Kıble”, dünyanın öbür ucuna kadar Kabe’yi çevreleyen halkaların br tanesinin bir noktasıdır. Bazen camiin yönü dahi evrenin ortasını temsil eder. Böylece evrensel müminler topluluğu olan “ümmet” gerçekleşmiş olur. ”(5) 
Cami ve Mescidlerin Temizliği
Cami ve mescidler müslümanların topluca ibadet ettikleri, zikir yaptıkları ve Kur’an okudukları mabedlerdir. Bir başka deyişle Allah’a secde edilen yerlerdir. O halde bu yerlerin en temiz şekilde bulundurulması gerekir. (Riyazussalihîn, 7/207)
“Allah’a ibadet edilen cami ve mescidlere önem verilmesi, onların korunup gözetilmesi, temizlenip bakılması, oraların yüceliğine yakışmayan alış veriş gibi, gereksiz konuşmalar gibi davranışların bu mubarek yerlerde yapılmaması, kokusu başkalarını rahatsız eden bir şey yenildiği zaman cami ve mescidlere gidilmemesi emredilmektedir. ”(R, 6/307)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, cami ve mescidlerin temizliği, sükün ve huzurunun teminine aykırı davranışlar hakkındaki bazı uyarmaları hadislerle sıralıyarak verelim:
1- Mescidlere tükürmek, sümkürmek balgam atmak atmak haramdır. (Riyazussalihin, 7/206, no:1697)
2- Bu mesccidler, abdest bozmak ve sair tiksinti verecek şeyler için yapılmış yerler değildir. 
Buralar ancak Allah Tealayı zikretmek, namaz kılmak ve Kur’an okumak içindir. (R, 7/207, no:1699)
3- Mescidlerde alış veriş yapılmaz. (R, 7/212 no:1701)
4- Bir adam mescidde yitiğini soruşturuyordu. Kırmızı devemi gören var mı? diye bağırıyordu. Bunun üzerine peygamber sallallahü aleyhi ve sellem:Bulamaz ol ! Mescidler ne için yapılmışlarsa ancak o maksatlarla kullanılacak mekanlardır. Buyurdu. (R, 7/1213, no:1702)
5- havâî şiirler okunmaz. (R, 7/213, no:1703)
6- Mescidlerde bağırp çağırılmaz, yüksk sesle konuşulmaz. 
Hz. Ömer iki kişiye nerelisiniz? diye sordu. 
Taifliyiz, dediler. 
Hz. Ömer: Eğer Medineli olsaydınız. Allahın rasulü sallallahü aleyhi ve sellemin mescidinde sesinizi yüksettiğiniz için canınızı yakmıştım dedi. (R, 7/214, no:1704)
Cami ve mescidler dünyanın en huzurlu, emniyetli ve sakin yerleri olmalıdır. Kulun Allah Teâla ile ruhî açıdan başbaşa olduğunun bilinci içinde ibadet edeceği bu yerlerin uhrevî havasına aykırı düşecek tavır ve işlerin oralardan uzak tutulması, cami ve mescidlerin kendine has havası içinde kalabilmeleri bakımından son derece gereklidir. (R, 7/214-215)
7- Sarımsak, soğan gibi kokucu olan şeyler yiyenler hakkında; “Kim şu bitkiden yemişse, yanımıza yaklaşıp bizimle namaz kılmasın” buyurmuştur. (R, 7/219, no:1706)
Bir başka hadis de de şöyle buyurmuştur: ”Kim sarımsak veya soğan yemişse, bizden ve mescidimizden ayrılsın”. R, 7/220, no:1707) 
8- Dizleri dikip ellerle dizleri kavrayıp oturmaktan men edilmiştir. (7/225, no:1709)
Bu oturuşa halk arasında it oturuşu denir. Bu oturuş abdestin bozulmasına, avret yerinin açılmasına sebep olabilir. 
9- İnsanların omuzlarına basa öne geçilmez. İnsanların omuzlarına basa basa cami ve mescidden çıkılmaz. 
10- Bayram ve Cuma namazları için gusledilir, temiz çamaşır, temiz çorap, temiz elbise giyilir. 
Beş vakt namaz içinde kirli, kokan çoraptan, sarımsak ve soğan gibi namaz kılanları rahatsız eden, namaz kıldığımız yerin kokusunu kötüleştiren şeylerden sakınmamız şarttır. 
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemin hadislerine dayanarak maddeler halinde sıraladığımız bu gibi şeyler, cami ve mescid adabına uymayan şeylerdir. Bu gibi şeylerden sakınmak gerekir. Sakınmamk, cami ve mescid adabına hareket etmektir, günahdır. Namaz kılan insanları rahatsız etmek ve onların haklarına tecavüz etmektiR, bu kul hakkına tecavüzdür. Sevap kazanayım derken günah kazanmaktır. 
Elhamdü lillah, cemaatimiz çok büyük çoğunluklara cami ve mescid adabına uygun hareket eder. Bilgi noksanlığı dolayısı ile istisnai olan yanlış hareketleri de uygun bir dille uyarır. Cami, mescid temizliği konusunda ülkemizde bir proplem yoktur... 
Cemaatle Namaz
Camide cemaatle namaz kılnır. 
Tekbirler birlikte alınır, ilâhî divana birlikte durulur. Rukû ve secde birlikte yapılır. Selam ve namaz sonrası okuyuşlar ve dualar birlikte Allah’a sunulur. 
Müslümanlar namaz da nasıl birlik oluyorlarsa, dünyayı idare etmek için kurdukları devletde de birlik olacaklar. Namaz kılarken uydukları esaslara devleti idare ederken de uyacaklardır. 
“Çünkü cemaatle namaz İslâm toplumunun direğidir ve bütün İslâmi teşkilatın binasıdır. Ve cemaatle namaz kılmak ve kıldırmak, o direği dikmektir. Tek başına kılınan namazlar da bu direğin hazırlanması ve düzlenmesidir. 
Dosdoğru, içi-dışı temiz ve muntazam olarak namaz kılmak, imanın büyüyerek bütün vücuttan fışkırması ve hayatın gidişatına muntazam ve doğru bir akış vermesidir. Bununla iç ve dış, mümkün olduğu kadar, temizlenir; kalp ve beden mümarese (alışma) ile kuvvetlendirilir. 
Cemaatle kılınan namazın da ırk, renk, dil, sosyal zümre ve ülke ayrımı gözetmeksizin müminleri aynı safta toplaması ve birlik şuuru pekiştirmesi açısından çok güçlü bir rol üstlendiği kuşkusuzdur.”(6) Cemaatle Namaz Kılmak Sünet-i Müekkededir. 
Merhum Diyanet İşleri Başkanımız Ahmed Hamdi Akseki, cematle namaz konusunda şöyle der:
“Beş vakit namazı yalnız olarak kılabileceğimiz gibi, cemaatle de kılarız. Hatta cemaatle kılmak erkeklerler için sünnet-i müekkededir. 
Cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız başına kılınan namazlardan yirmi beş ve bir rivayete göre yirmi yedi derece fazladır. Onun için iki veya daha ziyade insan bir araya gelince namazı cemaatle kılmalıdır.. (7)
Merhum İstanbul müftüsü Ömer Nasuhi Bilmen de cemaatle namaz konusunda şunları yazar:
Akıllı, bulüğ çağına ermiş, hür ve meşakkatsiz bir halde birlikte kılmaya gücü ve imkanı olan erkek müslümanların toplanıp Cuma namazını kılmaları farz, diğer farz namazlarını kılmaları da bir sünneti müekkededir. 
Müslümanlıkta cemaatle namaz kılmaya büyük ehemmiyet verilmştir. Büyük sevaba ermek ve ihtilaftan kurtulmak için cemaate devam etmelidir. Cemaat ne kadar çok olursa, fazilet de o mertebe fazla olur. 
Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
“Cemaatle namaz kılmanın sevabı, tek başına namaz kılmanın sevabından yirmi yedi kat fazladır. ”
Cemaate devam, İslâm şiarından, iman alametlerindendir. Cemaatle kılınan namaz ile müslümanların birliği, birbirine bağlılığı gösterilmiş olur, Müslümanların arasında bir sevgi, bir dayanışma-yardımlaşma duygusu uyanır, bilmeyenler bilenlerden faydalanır. 
Salih kimselerle beraber yapılan ibadetlerin, duaların Allah katında kabul edilmesi çok daha fazla umulur. (8)
Cemaatle Namaz Kılmak Hakkındaki Hadisler
1-Cemaatle kılınan namazın sevabı, yalnız kılınan namazın sevabından yirmi yedi derece daha fazladır. (Buhari, 2/606, NO:378, R, 5/231)
*
2-Bir kimsenin bir kimseyle olan namazı yalnız kıldığı namazdan daha bereketli ve sevabı daha fazladır. İki kişi ile olan namazı da bir kişi ile olan namazından daha bereketli ve üstündir. Beraber kılanlar ne kadar çok olursa Allah katında o kadar makbuldür. (Nesâî, İmamet, 45, r, 5/232)
 *
3-Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mümin olduğuna şahitlik ediniz. (r 6/225, no:1062, t, 4/377, No:2750)
Bu özellik bir insanın ibadete düşkünlüğünü, mescidleri sevdiğini, gönlünün sürekli ibadetle meşguliyetini ve cemaat şuuruna sahib olduğunu gösterir. (R, 6/225)
 *
Allah’ın rasulü sallallahü aleyhi ve sellem:
4-Size Allah’ın kendisiyle günahları yok edip, dereceleri yükselteceği hayırları haber vereyim mi? buyurdu. 
Ashab: Evet, yâ Rasulallah dediler:
Rasul-i Ekrem:
Güçlükler de olsa abdesti güzelce almak, mescidlere doğru çok adım atmak, bir namazı kıldıktan sonra öteki namazı beklemek. İşte ribatınız, işte bağlanmanız gereken budur. (R, 6/173, no:1032)
*
5-Kim sabah akşam camiye gider gelirse her gidiş gelişinde Allah o kimseye cennetteki ikramını artırır. (r 6/214, no:1055)
Sabah, akşam demek beş vakit namaz için camiye gidip gelmek demektir. 
*
6-Bir kimse evinde güzelce temizlenir, sonra Allah’ın farzlarından bir farzı yerine getirmek için Allahın evlerinden birine giderse, attığı adımlardan her biri bir günahı silip yok eder;diğer adımı da onu bir derece yükseltir. (R, 6/216)
*
7- Peygamber salllallahü aleyhi ve selleme âmâ bir adam gelip:
Ya Resûlallah! Beni mescide götürecek bir kimsem yok, diyerek namazı evinde kılabilmek için kendisine müsaade etmesini istedi. Peygamber Efendimiz de müsaade etti. Âmâ dönüp giderken Resûl-i Ekrem onu çağırarak:
“Sen namaz için ezan okunduğunu işitiyor musun?” diye sordu. Âmâ:
Evet, cevabını verdi. Peygamber aleyhisselam:
“O halde davete icabet et, cemaate gel” buyurdular. (R, 5/235)
*
8-Bir kimsenin camide cemaatle kıldığı namaz, işyerinde ve evinde kıldığı namazdan yirmi küsur derece daha sevaptır. Şöyleki bir kişi güzelce abdest alır, sonra başka hiçbir maksatla değil, sadece namaz kılmak üzere camiye gelirse, camiye girinceye kadar attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir ve bir günahı bağışlanır. Camiye girince de, namaz kılmak için orada durduğu sürece, tıpkı namaz kılıyormuş gibi sevap kazanır. Biriniz namaz kıldığı yerden ayrılmadığı, kimseye eziyet etmediği ve abdestini bozmadığı müddetçe melekler:
Allahım! Ona merhamet et!
Allahım! Onu bağışla!
Allahım! Onun tövbesini kabul et! Diye ona dua ederler”(R, 1/127)
 *
9-Evin camiye uzak olması, camiye girinceye kadar atılan her adım sebebiyle bir derece yükseltilmek ve bir günahı bağışlanmak imkanı verir. Resûl-i Ekrem Efendimiz bu konuya şöyle açıklık getirmektedir:
“Namaz sebebiyle en çok sevap elde edenler, cemaate en uzak yerlerden yürüyerek gelenlerdir. ”(R, 1/129)
 *
10- Ebu’l-Münzir Übey İbni Ka’b şöyle anlatıyor:
“Bir adam vardı –ki ben mescide ondan uzak(ta oturan) bir başkasını tanımıyorum-. Bu kişi cemaatle namazı hiç kaçırmazdı. Kendisine:
Bir eşek alsan da hava karanlık ve sıcak olduğunda ona binsen! dediler. 
Adam şöyle cevap verdi:
Evimin, mescidin yanıbaşında olması beni hiç memnun etmez. Çünkü ben Mescid’e gidiş ve evime dönüşümün adıma (ecir olarak) yazılmasını diliyorum. 
Bunun üzerine Resûlullah (s. a. v. ) de ona;
“Bunların hepsinin sevabını Allah, senin için derleyip topladı” buyurdu. (R, 1/481)
*
Yatsı ve Sabah Namazı
11-Şüphesiz münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazlarıdır. Fakat onlar, sabah ile yatsı namazlarında neler olduğunu bilseler emekleyere bile olsa bu iki namaza gelirlerdi. (ittifak, 279)
*
12-Yatsı namazını cemaatle kılan kimse, gece yarısına kadar namaz kılmış gibi olur. Sabah namazını cemaatle kılan kimse bütün gece namaz kılmış gibi olur. (Müslim, 4/5, NO:656)
*
13-Namaz insan ile şirk ve küfür arasında bir perdedir. Namazı terk etmek bu perdeyi kaldırmaktır. (Müslim, 1/354, no:134)
Namazı terk eden kimse onun farz olduğunu inkar ediyorsa dinden çıkar kafir olur. Tembelliği dolayısı ile kılmıyorsa büyük günah işlemiş olur. Hesabı zor olur. (Müslim, 1/355)
*
14-Kıyamet gününde kulun hesaba çekileceği ilk ameli onun namazıdır. Eğer namazı düzgün olursa, işi iyi gider ve kazançlı çıkar. Namazı düzgün olmazsa kaybeder ve zararlı çıkar. 
Şayet farzlarından bir şey noksan çıkarsa Aziz ve Celil olan Rabb’i:
Kulumun nafile namazları var mı, bakınız? der. Farzların eksiği nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer amellerinden de bu şekilde hesaba çekilir. (Tirmizi, mevakit, 188, R, 5/264, no:1083)
Peygamber sallallahü aleyhi ve sellemin bu hadislerini okuyan ve dinleyen müslüman ne demeli?
İnandık ve itaat ettik demeli ve gereğini yapmalıdır... 
Bir müslüman demiş ki, ben sabah namazımı hiç güneşletmedim. Saatim kurulu, seccadem yatağımın yanında serili, hemen namazımı kılar, yatağıma girerim.. 
Allah kabul etsin. Sabah namazını cemaatle cami’de kılmanın sevabı nere’de?
Sabah namazını cemaatle kılan kimse bütün gece namaz kılmış gibi olur peygamber buyruğuna ne dersin? 
Cami de Safların Düzgün Olması
“ İslâm, insanın iç dünyasında olmasını arzuladığı ahenk ve düzeni, dış dünyada da meydana getirmeyi ve dış dünyasına da yansıtmeyı hedeflemiştir diyebiliriz. 
Düzgün bir saf, aynı zamanda doğruluğun, dürüstlüğün, birlikteliğin, hedef ve gaye birliğinin alameti sayılır. Çünkü Allah Teâlâ bu nitelikleri sever. Eğriliği, yalancılığı, bölünmüş ve parçalanmışlığı, dağınıklığı, arzu ve emellerin çeşitliliğini ve bunlardan doğan gayesizliği sevmez. Nitekim bir ayt-i kerimede: “Allah, kendi yolunda kurşunla kaynatılmış binalar gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” (Saf suresi 61, 4) buyrulur. 
Namaz, müslümanları günde beş defa Allah’ın huzurunda bir araya getiren bir eylem, bir cihad kabul edilebilir. Cephedeki cihad gibi, namazda da saflar oluşur. Namazda müslümanlar birlik ve moral kazanırlar, hem de bu hallerini düşmanlarına göstererek onların kalplerine korku salarlar. ”(9) Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem cematle namaz kılınırken safların oluşumu hakkında hadis-i şerifinde şöyle buyurur:
“Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönüllerini hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez. (10)
Merhum Diyanet İşleri Başkanımız Ahmed Hamdi Akseki saflar konusunda şunları yazar:
Cemaat çok olup da cemaatle namaz kılınacağı zaman safların tertibine son derece dikkat etmek lazımdır. Buna en ziyade imam dikkat edecektir. 
Safların tertibi şu surette olacaktır. Evvela erkekler, sonra erkek çocuklar, daha sonra kadınlar. 
İmamdan başka bir tek erkek olursa imamın sağına ve bir kaç parmak gerisine durur. Soluna ve arkasına durmak mekruhtur. Cemaat bir kadın bir erkek olursa, erkek imamın sağına, kadın arkasına durur. Birden fazla erkek olursa imamın arkasına dururlar. İmam safların oluşumunu cemate hatırlatmalı, ”Safları düzeltin” demelidir. (11) 
Erkam yayınları için “Riyazussalin” hadis kitabını hazırlayanlar, 267-286 ayfaları arasında safların düzgün olması konusunda uzun uzun açıklamalarda bulunurlar, sonunda da açıklamalarını bir liste halinde sunarlar. Bu listeyi aynen okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz.
İmamlar cemaatin saf bağlamasıyla ilgilenmelidir. Nitekim Peygamber Efendimiz safların arasında dolaşır, düzgün saf tutmayanları uyarırdı. 
Saflar arada boşluk bırakmadan düzgün tutulmalıdır. 
Önce ilk saf tamamlanmalı, sonra sırasıylla diğer saflar tutulmalıdır. İlk saflarda bulunanlara Allah’ın rahmet, meleklerin de dua edeceği bilinmelidir. 
En fazla sevap imamın arkasındaki safa durmakla, sonra da sırasıyla diğer saflarda bulunmakla elde edilir. 
İmamın arkasındaki saffa aklı başında, bilgili ve yaşlı başlı olanlar durmalıdır. 
Öndeki safta boşluk görüldüğü zaman, oraya en yakın olan kimse hemen öne geçmelidir. (Namazda ise ayaklarını yere sürterek o boşluğu doldurmalıdır. )
Safların düzgün tutulması için gayret sarfeden ve böylece her birimizin yapması gereken vazifeyi yapan müslümanlara minnet duymalı ve onlara yumuşak davranmalıyız. 
Safların arasında boşluk bulunması, safların eğri büğrü tutulması o namazın mükemmel olmadığını gösterir. 
Safları düzgün tutanlara Allah rahmet eder. 
Cemaate sonradan katılan kimse, şayet varsa önce sağ taraftaki, sonra da sol taraftaki boşluğu doldurmalıdır.(12)
 
Camiye Gitmeye Mani Haller
Merhum Diyanet İşleri Başkanımız Ahmed Hamdi Akseki, “ Şu sebeplerden birisi bulunursa, cemaate çıkmaya mani sayılır ve cemaate gitmemekte mazur olur”, der. 
1- Hastalık
2- Körlük 
3- Ayağı kesik olmak 
4- Kötürüm olmak
5- Topal olmak 
6- Fazla düşkün ihtiyar olmak 
7- Yağmur ve çamur olmak
8- Pek sıcak veya pek soğuk olmak
Pek karanlık olmak
Mal veya can korkusu olmak
Yolculuk üzere bulunmak
Hasta bakıcı olmak. (Hastanın başından ayrıldığı takdirde hasta rahatsız olacaksa, onun başından ayrılıp da cemaatle namaz kılmaya gitmez. Nöbet tutmakta cemaate katılmaya engeldir.)
Yemek sofrası hazır olmak
Abdesti sıkışmak. İşte bu gibi özür ve sebep olmadıkça cemaatle namazı terk etmemek lazımdır. Bu sebeplerden biri bulunursa o zaman cemaate gitmeyerek evinde kalır.(13)
Müslüman Sevap Avcısıdır. 
“Bir müslüman sevap avcısıdır. Yaşadığı sürece her fırsatı değerlendirmek suretiyle sevaplarını çoğaltan kimsedir. Ezan sesini duyduğu zaman, bir an önce camiye varmayı ve namazını cemaatle kılarak 27 derece sevap kazanmayı arzu eder. 
Resûl-i Ekrem Efendimiz, evinin dışında yapacağı bir ibadeti veya ibadet değerindeki faziletli bir işi yapmaya giderken ve gelirken daha çok sevap kazanmak maksadıyla farklı yollardan gider ve dönerdi. Zira bir müslüman herhangi bir ibadeti yapmak üzere evinden çıktığı andan, tekrar evine döneceği zamana kadar geçen süre içinde hep o ibadeti yapıyormuş sayılır ve bu esnada geçen zaman boyunca ibadet sevabı kazanır.(14)
Sahabenin ileri gelenlerinden İbni Mesud (r.a.)’ın sözleri ile konuyu tamamlayalım: “Yarın Allah’a müslüman olarak kavuşmak isteyen kimse, şu namazlara ezan okunan yerde devam etsin. Şüphesiz ki Allah Teâla sizin peygamberiniz için hidayet yollarını açıklamıştır. Bu namazlar da hidayet yollarındandır. 
Şayet siz de cemati terkedip namazı evinde kılan şu adam gibi namazları evinizde kılacak olursanız, peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. 
Peygamberinizin sünnetini terkederseniz sapıklığa düşmüş olursunuz.  Vallahi ben, nifakı bilinen bir münafıktan başka namazdan geri kalanımız olmadığını görmüşümdür. Allah’a yemin ederim ki, bir adam iki kişi arasında sallanarak namaza getirilir ve safa durdurulurdu. ”
Müslim’in bir rivayetinde İbni Mes’ûd şöyle der: “Şüphesiz Resûlallah sallallahu aleyhi ve sellem bize hidayet yollarını öğretmiştir. İçinde ezan okunan mescidde namaz kılmak da hidayet yollarındandır.”(15 )
_____________________
(1) Bakınız: Prof. Dr. Ali Özek ve heyetinin hazırladığı “Kur’an-ı Kerim ve Türkçe açıklamalı Meali. Sh: 19)
(2) Mevdûdî, Tefhimülkur’an, 2/213 Beyan ayınları, İst. 
(3) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, 1/390, Zaman yayını, İst. 
(4) İbni Mace, 171, hadis No:736, Risale yayını, Beyrut)
(5) GARAUDY, İslâmın getirdiği faydalar. 167, Pınar yayını, İst.)
(6) İslâmda inanç, ibadet ve günlük yaşayış ansiklopedisi 3/427, İfav yayını, İst
(7) Ahmed Hamdi Akseki, İslâm Dini, 164, Diyanet yayını, Ank. 
(8) Ömer Nasuhi Bilmen, Büyük İslâm İlmihali, 173, Milli gazete yayın, İst. 
(9) Riyazussalihîn, 1/564 Erkam yayını, İst. 
(10) Adıgeçen eser, R, 5/277
(11) İslâm dini, 165. 
(12) Riyazussalih’in, 5/282
(13) İslâm dini, 166
(14) Riyazussalihin, 4/190
(15) Adıgeçen, 5/241




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle