FIKIH

Namaz İbadetinin Önemi ve Hükümleri
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Yeryüzünün halifesi olan insanoğlunun, ilâhi emânete riâyet etmesi farzdır. Emanet; teklif-i ilâhînin tamanına verilen bir isimdir. İnsanların gerek Allah’ın (cc) hukukunu muhafaza, gerek O’nun diğer yarattıklarının haklarına riâyetle ilgili vazifeleri vardır. Mükellefin bu vazifelerini; Allah’ın (cc) rızasını kazanmak niyetiyle ve emredildiği gibi yapması gerekir. Vakitlendirilmiş olan namaz ibâdeti mükellefi; haramdan, fahşâdan ve münkerden koruduğu gibi, ona âhiret hayatını hatırlatması açısından da önemlidir. Bu hakikat, muhkem nass ile sabittir: “Sana vahyedilen kitabı oku!.. Namazı da dosdoğru kıl (ve kıldır). Çünkü namaz edepsizlikten ve fahşâdan (her türlü kötülüklerden) alıkoyar. Allah’ı (cc) zikretmek elbette en büyük ibâdettir. Ne yaparsanız Allah bilir” (El Ankebût Suresi:45) Hz. Enes (ra)’den rivayet edilen şu hâdise, meseleyi kavramamızı kolaylaştırmaktadır. Rasul-i Ekrem (sav) döneminde, her türlü kötülüğü irtikap eden Ensar’dan bir genç, namazını da asla ihmal etmemektedir. Meselenin keyfiyeti Peygamberimiz Efendimiz’e (sav) haber verilince, şöyle buyurmuştur: “O gencin asla ihmal etmediği namaz, birgün kendisini münkerden ve fahşâdan kurtaracaktır.”

Namaz İbadetinin Önemi ve Hükümleri

 
NAMAZ, beş vakit Müslümanın hayatına hakim bir ibâdettir. Sağlam bir namaz kılmak için namaz öncesi, namaz esnası, namaz sonrası hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak şarttır. Bu bilgiye sahip olmakla birlikte, bu bilgilerin müslümanın kalbi, dili ve hareketleriyle uyumu hâlinde namaz kılınması da lâzımdır. 
Bu yazımızda kimler namaz kılar ve namazın farzları hakkında bilgi vermeye çalışaşacağız. 
 
Namazı Kimler Kılar?
Bir insanın namaz ve dini görevlerle yükümlü olması için kendisinde üç şartın bulunması gereklidir. 
1-Müslüman olmak: Her müslüman namaz kılmakla yükümlüdür. Kâfirler de müslüman olunca namazla yükümlü olurlar.
2-Buluğ: Çocuklar buluğa erince, yani erginlik çağına girince, namaz kılmakla yükümlü olur. Yükümlü olmanın alâmeti erkek çocukların ihtilâm olması, yani uykuda düşünün azması, kız çocukların âdet kanını görmesidir. 
Çocuklar yükümlülük çağına gelmeden önce yedi yaşında velisi tarafından yavaş yavaş namaza alıştırılır, on yaşına gelince de, buluğa erişince acemilik çekmesin, rahat rahat namazını kılabilsin diye namaz kılması emredilir. 
3-Akıl: Bir Müslümanın namaz kılması ve diğer dini yükümlülükleri yerine getirmesi için akıllı olması şarttır. Akıldan yoksun olanların yükümlülükleri yoktur. 
Bir insanın namazla yükümlü olması için bu üç şartın o insanda bulunması gereklidir. Üç şarttan biri olmayınca namazla yükümlülükde olmaz. 
Namazın Farzları On İkidir
Namaza başlamadan altı, namaza başladıktan sonra altı olmak üzere namazın farzları on ikidir. Namaza başlamadan önceki farzlara “Namazın Dışındaki Şartlar” namaza başladıktan sonraki farzlara da, “Namazın İçindeki Rükünler” denir. 
Gerek namazın şartları, gerekse namazın rükünleri geçerli bir namaz için yerine getirilmesi zorunlu olan şartlardır. Bunun için “namazın farzları;” denilmiştir. 
Namazın Dışındaki Şartlar
1- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setr-i avret
4- İstikbal-i Kıble
5- Vakit
6- Niyet
Namazın İçindeki Rükünler
1-İftitah tekbiri
2-Kıyam
3-Kıraat
4- Rukû
5-Sücûd
6- Ka’de-i âhire
 Namazın şartlarını ve rükünlerini ayrı ayrı açıklamaya çalışalım. 
Namazın Şartları
1-Hadesten Taharet
Manevi pisliklerden temizlenmeye “hadesten taharet” denir. 
 Hadesten taharet; guslü veya abdesti icap eden şeylerden temizlenmektir. 
 Daha açık bir ifade ile; hadesten taharet; abdesti olmayanın abdest alması, 
 Cünüp olanın gusletmesi.
 Âdet gören kadının veya lohusa kadının günleri dolduktan sonra gusletmeleridir. 
 Bunlar gusletmeden ve abdest almadan namaz kılamazlar. 
 Gusletmek veya abdest almak için su bulamazlarsa veya su bulduğu hâlde, suyu kullanma imkânı bulamazlarsa teyemmüm ederler, namazlarını kılarlar. 
 2-Necasetten taharet
 Namazın kabulü için, namaz kılacak kimsenin vücudunda, elbisesinde veya namaz kılacağı yerde hiçbir pisliğin bulunmamasına, tertemiz olmasıne necasetten taharet denir. 
 İnsan idrar ve dışkısını dışarı atarken dikkat etmez, idrar veya dışkı vücuduna veya elbisesine bulaşırsa veya temizliği iyi yapmaz makat ağzında kalırsa, necasetten taharet vazifesini tam yapmış olmaz. Abdesti abdest olmaz. Bununla da namaz kılamaz. 
Tırnak altlarını temizlemekte necasetten taharete girer. Çünkü tırnak altları mikroplar için en uygun bir yerdir. Tırnaklar uzatılmamalı, altları da temiz tutulmalıdır. (1)
Mescidler ve camiler Müslümanların temizliğe son derece dikkat ettiği yerlerdir. Bunun için camilere, mescidlere ayakkabı, kirli elbise ve kirli çoraplarla girilemez. Çünkü dinimiz temizlik dinidir. 
 “Allah tevbe edenleri ve temizlenleri sever.” (Bakara, 2/222)
 Temizlik sağlıklı yaşamanın da en önemli şartlarındandır. 
 Müslüman her hâliyle ve her şeyi ile temiz olmalıdır. Evinin, sokağının, caddesinin, çevresinin temizliğine dikkat etmelidir. Yemesi de, içmesi de, giymesi de Allah’ın temiz olarak bildirdiği maddelerden olmalıdır. 
 Hadesten taharet, necasetten taharet namazın şartlarından olduğu gibi, ferdî ve toplumsal hayatımızın her alanında da uymak mecburiyetinde olduğumuz temizlik yükümlülüklerimizi de bildirmektedir. 
 Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, yollara, ağaç gölgelerine, durgun ve akan sulara idrar yapmayı, büyük abdest bozmayı men etmiştir. Bunların lânetlik işler olduğunu bildirmiştir. (2) 
 3- Setr-i Avret
 Namazda örtülmesi farz olan, başkalarının bakması haram olan vücut organlarına “avret mahâlli” denir. 
 Hâlk tabiri ile kişi hanımına “avradım” der. Bunun manası, başkasının ona bakması haram, benim bakmam helal demektir. 
 Setr-i avret, başkaları tarafından bakılması haram olan vücut organlarını örtmek demektir. 
 Erkeklerin en az, göbekle diz kapakları (diz kapakları dahil) arasını namazda örtmesi şarttır. 
 Erkekler, bu farz örtünmenin dışında kalan vücut kısımlarını namazın dışında örfe göre örterler. İmkânı olduğu hâlde, bu kısımları örtmemek tahrimen mekruhtur, günahtır. (3)
 Kadınların elleri, yüzleri ve ayakları dışında kalan bütün vücudunu namazda örtmesi şarttır. 
 Kadınlar elleri, yüzleri ve ayakları dışında kalan vücut organlarını namazın dışında da başkalarının görmemesi için örterler. 
 Erkeğin ve kadının meşru bir ihtiyaç olmadan avret yerini açması ve başkasına göstermesi haram olduğu gibi, bir başkasının açılan avret yerine bakması da haramdır. 
 Cildin rengini gösterecek derece ince olan bir elbise ile avret yeri örtülmüş sayılmaz. Namaz sahih olmaz. Elbisenin darlığından dolayı avret yerinin belli olması tahrimen mekruh olmakla birlikte namaz sahihtir.(4) Evlâ olan dar elbise giymemektir. 
 Domuz derisi elbise giymek kadın erkek bütün müslümanlara haramdır. 
Erkeklerin ipek elbise giymesi de haramdır. 
Örtünme insana mahsustur. İffet ve haya duygusunun gereğidir. İslâm, beden mahremiyetinin korunmasında tesettürü emreder. 
Allah şöyle buyurur:
“Mümin erkeklere söyle, gözlerini harama dikmesinler ve iffetlerini korusunlar. Bu onlar için en temiz duruştur. Allah onların bütün yaptıklarından haberdardır. 
 Mümin kadınlara da söyle, gözlerini harama dikmesinler ve iffetlerini korusunlar. Beden zinetinden tabiî olarak açıkta kalanlar dışında başka yerlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, göğüslerinin üzerine gelecek şekilde örtsünler.” (Nur, 24/30, 31)
Diğer canlı varlıklar da örtünme yoktur…… 
Örtünmeyi istemeyenler, hayvanlığa özenen insanlardır. 
Çıplaklık arsızlık ve hâyasızlık olarak görülür. Çıplaklığın yayılmasında modanın, yabancılaşmanın, başıboşluğun, dini duygulardan uzak yaşayışın büyük tesirleri vardır. 
Setr-i avret, namazın şartlarından biridir. 
4-İstikbâl-i Kıble
 Kıble, Arabistan’ın Mekke şehrindeki “Kâbe”dir. 
 İstikbâl-i Kıble, Kıbleye doğru dönmek demektir. 
 Kâbe’nin bulunduğu yere “Mescid-i haram” denir. 
 Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem, önce “Mescid-i Aksâ”ya dönerek namaz kılardı. Şu âyet-i kerim’e indi kıble Kâbe oldu:
“Yüzünü sık sık göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Biz seni mutlaka hoşnut olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Haydi yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir. Mü’minler! Siz de namaz kılarken nerede olursanız olun yüzünüzü o yöne çevirin... ” (Bakara, 2/144)
 Yüzün Kâbe’ye yönelmesi için diğer yönlerden ayrılması zaruri olduğu gibi kalbin de Allah’a yönelmesi için mâsîvâ’dan (Allah dışındaki her şey) ayrılması şarttır. Bu da kalbin Allah dışındaki şeylerden boşaltılması ve arındırılması suretiyle hâsıl olur. 
 Bu şekilde insan Allah’a ruhu ve bedeniyle bir bütün hâlinde yönelebilir. Nasıl ki kıbleden dönmek namazı bozarsa, kalbin de Allah dışında bir şeye yönelmesi namazın sıhhatine hâlel getirir, onun özünü zedeler.(5)
 Namazda kıbleye doğru dönmek namazın şartlarındandır. Kâbe’nin yanında veya içinde bulunanlar, Kâbe’nin herhangi bir tarafına yönelerek namazlarını kılarlar. 
Kâbe’den uzakta bulunanlar, kâbe yönünü, kıble yönü kabul edip namazlarını kılarlar. 
Kâbe yönü, trigonometri ilmi ile tesbit edilir. Mescitlerin, camilerin mihrapları Kâbe yönünü gösterir. 
Kıbleden başka tarafa bilerek yönelen kimsenin gerek kılacağı farz, vacip veya nafile namaz, gerekse yapacağı tilavet secdesi geçerli olmaz. Bir kimse namazda bir özür bulunmaksızın göğsünü kıbleden çevirse namazı bozulur. 
 Bir kimseye “Ehl-i Kıble” demek, onun Allah yolunda bulunduğunu, her hâl ve hareketinin doğru dürüst olduğunu gösterir, demektir. 
 Namazda kıble yönüne dönülmesi inancı, konu hakkında ilmi çalışmalara sebep olmuş, pusula ile Kıble yönü tesbit edilmiştir. 
Müslüman olan Fransız Garaudy şöyle der:
“Müslümanın dünya üzerinde nerede bulunursa bulunsun ibâdet etmek için Mekke istikametine dönmeye mecbur oluşu sağlam bir yönlendirme ilminin doğmasına yol açmıştır. Aynı şekilde günde beş defa kılınan namaz güneşin günlük hareketlerinin bilinmesini gerektirmektedir. Oruç zamanının ayı için sabah ve akşam saatlerinin tesbiti ve daha geniş anlamda Ramazan Ayı’nın süresi gibi bütün konular astronomi ilminin kapsamına girmektedir.”(6) 
5-Vakit
 Vakit namazın şartlarındandır. Zamanın belirli bir noktasına veya dilimine vakit denir.
 Allah’ın emrettiği bütün ibâdetler bir zaman dilimi içinde yapılır. Devlet ve toplum hayatı bu zaman dilimi vaktine göre ayarlanır ve disiplin altına alınır. 
 Farz namazlar ile bunların sünnetleri ve vitir namazı ile teravih ve bayram namazları için vakit şarttır. Farz namazlar sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarından ibarettir. Cuma namazı öğle namazı vaktinde kılınır. 
“vakit nakit”dir demişler. Vakit ile para kazanılır. Fakat para ile vakit satın alınamaz. 
 Vakitler gelip geçer, ömür tükenir... 
 Mümine vaktin kıymetini en iyi bildiren beş vakit namazdır. 
 Vakti girmeden namaz kılınamayacağı gibi, vakti çıktıktan sonra da ancak kaza namazı olarak kılınır. Bir namazın özürsüz yere kazaya bırakılması, Allah katında büyük bir mesuliyete sebep olur. 
 Ne Kadar Namaz Borcum Var?
İsviçre’de imamlık yaparken bir cemaatim; “benim namaz kıldığım günler bir ayı bulmadı. Ne kadar namaz borcum var?” dedi. 
“Kaç yaşındasın ?” dedim
“51 yaşındayım” dedi. 
“12 çocukluk yaş yılını çıkarırsak, 39 senelik namaz borcun var” dedim. 
“Cuma namazları, bayram namazları, namazın sünnetleri, kaza edilemez. Sadece günlük farz namazları ve vitr namazı kaza edilir” dedim. 
“Hesap et” dedi. 
Şöyle hesap ettik. 
Günlük kaza edilecek namazlar 
 Günlük farz namazları sabah 2+öğle 4+ikindi 4+akşam3 +yatsı 4+ Vitir namazı 3 =20 rekattır. 
Yıllık kaza edilecek namazlar 
 20 x 365=7. 300 rekattır. 
 39 yıllık kaza edilecek namazlar
39 x 7300=284. 700 rekat eder. 
Otuz dokuz sene vaktinde namazını kılmayan bir adamın kaza edeceği namaz; 284. 700 rekat namazdır. 
Bu adam günde bir günlük namazı kaza etse, kaç yılda bu namazın kazası tamamlanır? 284. 700/20=14. 235 (14 yıl 235 gün)
Her gün iki günün kaza namazını kılsa (7 yıl 118 gün) 
“İnşaallah kılacağım” dedi, gitti. “İnşaallah” dedim. Ben memlekete döndüm. Haberleşemedik. İnşaallah kılmıştır. 
 Bu adamın hayatında vaktinde kılacağı Cuma namazı sevabı yok, bayram namazları sevabı yok, sünnet namazları sevabı yok, camiye gidiş, dönüş sevabı yok… 
Alacağı fakat almadığı abdestlerin sevabı yok… 
Yapacağı istiğfarların ve duaların sevabı yok. Yok… yok… yok… 
Ne büyük bir kayıp ... 
Bu adam’ın her gün muntazam kaza namazı kılmaya sağlığı el verişli olacak mı? 
İşi müsait olacak mı?
Nefsi müsaade edecek mi? 
Ömrü vefa edecek mi? 
Günler geçti, geri getiremeyiz.. Geleceği de bilemeyiz. Akıllı isek bu günü değerlendirmeliyiz. Bu günün işini bu günün ibâdetini yapmalıyız, yarına bırakmamalıyız. Yarına çıksak bile yarın da işi var, yarında ibâdeti vardır. 
Şair şöyle demiş:
Bırak gafleti nazı, 
Al abdesti, kıl namazı.. 
Sonra kılarım diyenin, 
Daha dün kılındı namazı. 
Vaktinde okumayan, çalışmayan bir iş ve meslek sahibi olamayan amelelik yapar, hayatı boyunca perişanlığı devam eder... 
İstanbul müftüsü merhum Ömer Nasuhi Bilmen kaza namazı hakkında şunları yazar:
“Bir namazı özürsüz yere kazaya bırakmak büyük bir günahtır. Bu namaz, kaza edilmekle yerine getirilmiş olur. Fakat bunun tehirinden dolayı meydana gelen günahın affı için tevbe ve istiğfar lâzımdır. 
…………….
Kazaya kalan bir namazın kılınması, bizim için gereklidir. Biz bunu yerine getirmekle mükellefiz. Biz bunu yapmaz isek azaba müstehak oluruz. 
Şu kadar var ki, kazaya kalmış olan bir namazı Hak Teâlâ hazretleri dilerse affeder ve dilerse affetmez ve her hangi bir ibâdet vesilesiyle sahibine bir çok sevaplar da verebilir. Kimse bu hususlara karışamaz ve kesin bir hüküm veremez”(7)
Kişi hâlis bir niyetle namazlarını kaza etmeye başlamalı ve devam etmeli, Allah’a sığınmalı ve rahmetinden ümit kesmemelidir. Çünkü Allah buyurur:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53)
Merhum M. Hamdi Yazır namaz hakkında şöyle der: “Namaz; öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah beş vakit olmak üzere tayin edilmiş, özel sınırlarıyla sınırlanması ve nasıl kılınacakları da Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem tarafından açıklanıp izah edilmiş ve o zamandan beri yapılagelerek de müslümanlar arasında yapılması zorunlu görevlerden biri olarak korunmuştur.”(8)
6- Niyet
 Namazlarda niyet şarttır. 
 Niyet, kalbin bir şeye karar vermesi, bir işin ne için yapıldığını bilesi demektir. 
 Niyet, kalp ile bir işi yapmaya, dil ile de söylemeye denir. 
 Peygamberimiz sallallahü ve sellem niyeti şöyle açıklar:
“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır.
Kimin niyeti Allah’a ve Rasulüne varmak; onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Rasulüne hicret sevabıdır. 
Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.(9)
Hadisin açıklamasında şöyle denir:
 Ameller yani yapılan işler niyete göre değer kazanır sözü, çoğu zaman organlarımızla yaptığımız işleri kapsar. Yoldaki bir taşı, insanlara zarar vermesin düşüncesiyle ve sevap kazanmak ümidiyle kaldırıp atmak bir ibâdet sayılır. Birinin malını meşrû olmayan yollardan elde etmeye karar vermişken, Allah korkusuyla bu düşünceden vazgeçmek de aynı şekilde sevap kazanmaya vesile olur. Kalpten geçen düşünceler, iyi niyete dayandığı zaman Allah katında değer kazanır.(10)
Amellerin kıymetleri, sevapları niyetlere göredir. İnsanın niyeti hâlis olmalıdır. İnsan yapacağı bir ibâdeti şuurlu bir hâlde yapmalıdır.”(11)
Namazın geçerli olması için niyet etmek şarttır. Niyetsiz namaz, namaz değildir. 
Niyet Nasıl Yapılır?
Niyet şöyle yapılır: 
Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının sünnetini kılmaya. 
Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya.
Niyet ettim Allah rızası için yatsı namazının ilk sünnetini kılmaya.
Niyet ettim ettim Allah rızası için vitir namazını kılmaya. 
Niyet ettim Allah rızası için kuşluk namazını kılmaya.
Niyet ettim Allah rızası için kazaya kalmış sabah namazının farzını kılmaya.
Hangi namaz kılınacaksa ona niyet edilir. Bir niyetle bir namaz kılınır. Bir niyetle bir vaktin bütün namazları kılınamaz. 
Cemaatle namaz kılındığı zaman niyete “ uydum imama” eklenir. 
Niyet ettim Allah rızası için sabah namazının farzını kılmaya, uydum imama. 
Niyet ettim Allah rızası için cuma namazının farzını kılmaya, uydum imama. (12) Bu altı şart, namaz öncesi yerine tam getirmekle yükümlü olduğumuz şartlardır. Bu şartlardan biri eksik veya yanlış olduğu zaman kıldığımız namaz, fesada uğrar. Bir bina yaparken, mecburi yapılması lazım gelen bir şey eksik yapıldığı veya ihmal edildiği zaman binanın tamamlanmadan çökmesi gibi. 
Namazın şartları, fert ve toplum hayatımızın her alanında geçerli olan şartlardır. Yapacağımız her işi şartlarına göre en iyi şekilde yapmamızı bildiriyor. 
Namaza niyet ettikten sonra, hemen ‘İftitah Tekbiri’ni alıp namaza başlamalıyız. Niyet ile iftitah tekbiri arasına başka konuşmalar, başka işler girerse yine ifsat meydana gelir. 
Devlet ve toplum hayatında da böyledir. Bir baraj yapılmaya karar verilir. Yapılmaya başlanmaz, sürünceme de kalır. Başka problemler çıkar. Barajın faydasına kavuşulamaz. 
Namaz gösteriyor ki her şeyi zamanında en güzel, en sağlam şekilde yapmak mecburiyeti vardır.. 
Namaz kılmaya başlamadan ön’e yerine getirmekle yükümlü olduğumuz “şartları” anlatmaya çalıştık. 
Namazı gelişi güzel, istediğimiz şekilde kılamayız. Namaz konusunda sağlam bilgi sahibi olmalıyız. Bilgili ve şuurlu olarak kılmalıyız. Namaz kılmanın bir âdâbı, bir usûlü vardır. Namaz kılmanın şeklini şemâilini Allah bildirmiş, peygamberimiz Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem namaz kılmış, namaz kıldırmış, namazın nasıl kılınacağını göstermiş, “Namazı benden gördüğünüz gibi kılınız” buyurmuştur. (13)
 Günlük Beş Vakit Namaz
Sabah namazı, sünnet 2+ farz 2= 4 rekat
Öğle namazı, ilk sünnet 4+ farz 4 + son sünnet 2= 10 rekat
İkindi namazı, sünnet 4+ farz 4 = 8 rekat
Akşam namazı, farz 3+sünnet 2= 5 rekat
Yatsı namazı, ilk sünnet 4+farz 4+ son sünnet 2+ vitir 3= 13 rekat
 ------------------
 Günlük kılınacak namaz 40 rekat. 
 Akıllı, erginlik çağına girmiş müslüman bir insanın her gün bu 40 rekat namazı kılması üzerine farzdır. 
 Namazın Rukünleri
Namazın içindeki farzlara rukün dendiğini yazmıştık. Namazın rukünleri namaz kılarken uyacağımız esaslardır. Bu rukünlerden birini yerine getirmediğimiz zaman namaz kılmış olmayız. Namazın rükünlerini de sağlamca öğrenmeliyiz ve sağlamca yerine getirmeliyiz. Namazın rukünleri de altı tanedir ve şunlardır:
1-İftitah Tekbiri
İftitah açmak, başlamak demektir. 
Tekbir ise, “Allahü Ekber”demektir. 
 Namaza Allahü Ekber ile başlanır. Namaz içinde bir rukünden diğer ruküne geçişte tekbirle olur. 
 İstikbâl-i Kıble gereğince Kıbleye dönülür ve niyet şartı gereğince hangi namazı kılacaksak ona niyet edilir. Eller başparmaklar kulakların yumuşaklarına değerek şekilde kaldırılır. Allahü Ekber diye tekbir alınır, sağ el sol el üzerine konur, eller göbeğin altına konur namaza başlanılır. 
 Kadınlar ellerini parmak uçları omuz hizasına gelecek kadar kaldırırlar. sağ eli sol elin üzerine koyup. göğsün üzerinde tutarlar, namaza başlarlar. 
 Konu ile bir kaç meseleyi de açıklayalım:
 Namazda, Ekber yerin ekbâr veya Allah yerine Âllah şeklinde uzatarak okumak manayı bozacağı için bununla namaza başlanmış olmaz. Namaz içinde böyle bir okuyuş da namazı bozar
İmama uyan kimsenin iftitah tekbirinin tamamını ayakta alması lâzımdır. Bu yüzden rukuda iken imama uyan kimse Allah lafzını ayakta iken, Ekber lafzını rukuda iken söylese bununla imama uymuş olmaz. 
İmama uyan kimse iftitah tekbirini imamın tekbirinden sonra alması gerekir. Çünkü peygamberimiz şöyle buyurmuştur:
“İmam ancak kendisine uyulması için imam olmuştur. O, tekbir aldığı zaman siz de tekbir alınız.”(14)
Allahü ekber demekle kişi namaza başlamış, namazla bağdaşmayacak iş ve davranışlarla ve dış alemle ilgisini kesmiş olur. 
Namaza başlarken tekbir almak âyet ve hadisle sabittir. 
Allah şöyle buyurur:
“Rabbinin adını anıp namaz kılan mutlaka kurtuluşa ermiştir.” (A’lâ 87/14-15)
“Rabbini yücelt.” (Müddessir, 74/3)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem de şöyle buyurur:
“Namazın anahtarı temizliktir, tahrimesi ise tekbirdir.”(15)
Tekbir’e tahrime de denir. Çünkü namaz için tekbir alındığı zaman, bu tekbirle namaz kılmaya başlanmış, namazla bağdaşmayan her şey namaz kılan kimseye haram kılınmıştır. 
Yine bir hadis:
“Allah, abdesti yerli yerinde almadıkça, sonra kıbleye dönüp ‘Allahu ekber’ demedikçe bir kimsenin namazını kabul etmez”(16)
2-Kıyam
Namazın içindeki rukünlerin ikincisi Kıyamdır. Kıyam ayakta durmak demektir. 
Kıyam, namazda iftitah tekbiri ve her rekatta Kur’ân’dan okunması gerekli asgari miktar süresince ayakta durmak demektir. Kıyamın şekli eller uzatıldığında dizlere ulaşmayacak şekilde olacaktır. 
Namazda kıyam, âyet ve sünnetle sabittir. 
Allah şöyle buyurur:
“Allah’a itaat ederek ayakta durun.” (Bakara, 2/238)
Farz namazlarla vitr veya adak gibi vacip namazlarda, sabah namazının sünnetinde, ayakta durmaya gücü yeten oturarak İftitah tekbirini alır namaz kılarsa namazı, namazın kıyam rüknünü terk ettiği için geçerli olmaz. 
Namazı Oturarak Kılmak 
Sahabeden İmran bin Husayn şöyle diyor:
“Bende basur hastalığı vardı. Hz. peygambere namazı nasıl kılacağımı sordum: Ayakta kıl, eğer gücün yetmezse oturarak, yine gücün yetmezse yaslanarak kıl.”(17)
 Hadisin açıklamasında şunlar yazılır:
 Hasta ayakta namaz kılmaya güç yetiremez veya ayağa kalkınca hastalığının artmasından veya uzamasından yahut da şidetli ağrı duymasından korkarsa, namazı oturduğu yerde kılar. Gücü yeterse ruku ve secdeye varır. Çünkü İslâm fıkhına göre zorluk kolaylığı celbeder ve zaruretler kendi miktarlarınca takdir olunur. 
 Bir hasta bir yere dayanarak da olsa ayakta namaz kılabildiği sürece, farz namazları oturduğu hâlde kılamaz. Yine bir süre ayakta kılmaya gücü yeten kimse o kadar ayakta durur, sonra oturarak namazını bitirir. . Hatta yalnız iftitah tekbiri ayakta alır, sonra oturup namazını kılar.(18)
 Allah buyurur:
“Allah sizin için kolaylık diler, fakat zorluk dilemez.” (Bakara, 2/185)
 3-Kırâat
 Namazın içindeki rukünlerden üçüncüsü kırâattır. Kırâatın sözlük anlamı okumaktır. 
 Namazın bir ruknü olarak kırâat, namaz kılarken Kur’an-ı Kerim’den okunması gereken asgarî miktarı kendisinin işitebileceği şekilde okumak demektir. 
Namazda Kur’an okumak farzdır. 
Allah şöyle buyurur:
“Kur’andan kolayınıza geleni okuyunuz.” (Müzemmil, 73/20)
Farz olan kırâat, kısa üç âyet veya buna denk düşen bir uzun âyet okumaktır. Bu okumaya zammı sure denir. Zammı sure, her rekatta okunan fatihadan sonra okunur. 
Fatihayı okumak vaciptir. 
Hâlk, zammı sure olarak, namaz sureleri dediği on kısa sureyi okur. Bu namaz surelerinin adları şunlardır:
Fîl, Kureyş, Mâûn, Kevser, Kafirûn, Nasr, Tebbet, İhlas, Felak, Nâs sureleridir. Çocuklara dini bilgiler verilirken de namaz kılmak için önce bu sureler ezberletilir. 
Bu zammı sureler, farz namazların üçüncü ve dördüncü rekatlarında okunmaz. Diğer namazların bütün rekatlarında okunur. 
Her müslüman namaz kılmak için, en az namaz surelerini, ettehiyyatü, salli, barik, rabbena dualarını, “Allahü ekber,” “sübhanerabbiyelazim,” “semiallâhü limen hamideh,” “sübhanerabbiyel’a’lâ” ve “esselamü aleyküm ve rahmetullah” demeyi sağlamca öğrenmelidir. Yanlış okuyuşla kılınan namaz, namaz olmaz. 
Kıraat rüknü, cemaatle namaz kılınırken imam tarafından yerine getirilir. Fatiha ve zammı sureyi imam okur. Cemaat sessizce kıyam da durur. Cemaatin böyle hareket etmesi “Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız”(Araf, 7/204) âyeti gereğidir. 
Dinlemek açıktan okunan namazları, susmak ise hem gizli, hem de açık okunan namazları içine alır. Bu yüzden, namazda imama uyanın açık okunan namazlarda da, gizli okunan namazlarda da susması vaciptir. 
4-Rukû
Rukû, namazın içindeki rukünlerin dördüncüsüdür. Rukû eğilmek demektir. Müslüman namazda rukû eder, Allah’ın huzurunda eğilir. 
Namaz kılan müslüman kıyamda, kırâatı tamamladıktan sonra “Allahü Ekber” der, rukû’a eğilir. Baş ve sırt düz tutularak eller dizlere yapışır. 
Namazda rukûnun farz oluşu âyet ve hadisle sabittir. 
Allah buyurur:
“Ey iman edenler! Rukû edin, secdeye varın, Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Hac, 22/77) 
Ebu Humeyd (r.a), peygamberin yaptığı rukû şeklini şöyle açıklar: Hz. Peygamberin rukû yaparken ellerini dizleri üzerine koyduğunu gördüm. Sonra sırtını düzgün tutardı.(19) 
Hz. Aişe şöyle diyor: “Rasulullah rukûya gittiği zaman başını yukarıya doğru kaldırmaz, aşağıya doğru da eğmezdi. İkisi arasında bir vaziyette tutardı. ”(20)
 Oturarak namaz kılan kimsenin alnını dizlerine paralel olacak derecede eğmesi yeterlidir. 
İmam rukû da iken tekbir alıp da, imam rukûdan kalktıktan sonra rukûya giden kimse o rekat’a yetişmiş sayılmaz. 
İmama uyan kimse imamdan önce rukûya gitse ve yine imamdan önce rukûdan başını kaldırsa bu rukû yeterli olmaz. Eğer bu rukûyu, imam rukû sırasında iken yeniden yapmazsa namazı bozulur. 
Namaz kılan rukû da üç defa “Sübhanerabbiyel azîm” der. Sonrada “Semiallahü limen hamideh” diyerek doğrulur. Doğrulunca “Rabbenalekelhamd” der. 
“Sübhanallahilazîm”diyecek kadar ayakta durur. Allahü Ekber diyerek Secdeye gider. 
5-Secde
 Secde, itaat, teslimiyet ve tevazu içinde eğilmek ve yere kapanmak demektir. 
Namazın her rekatında rukûdan sonra vücudun belirli uzuvlarını yere koyarak iki defa secde etmek namazın içindeki rukünlerin beşincisidir. 
Secdede alın, iki ayak, iki el ve iki diz yere veya yere bitişik bir şey üzerine Allah’a ibâdet için konur. 
Secde Allah’a gösterilen itaatin ve teslimiyetin en olgun ifadesidir. Yaradanını yüceltmek üzere ihlas ile secdeye kapanan kimse, evrendeki gerçek konumunu kavramış ve kulluk bilincine varmış insan demektir. Secde, insanı yücelten bir davranıştır. Zira secde ânı insanı Allah’a en çok yaklaştıran ândır.(21)
Secde âyet ve hadisle sabittir. 
Allah buyurur:
“Ey iman edenler! Rukû edin, secdeye varın, Rabbinize ibâdet edin, hayır işleyin ki, kurtuluşa eresiniz.” (Hac, 22/77)
 Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem secde hakkında şöyle buyurur:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hâl, secdeye varmış olduğu hâldir. Şu hâlde secdede duayı çokça yapınız.”(22) 
Secdede üç defa “Sübhane rabbiyel-a’la” denir. “Allahü Ekber” denir, oturulur. “Sübhane rabbiyel-a’lâ” diyecek kadar oturur, Allahü Ekber der, ikinci secdeye varır. Yine üç defa “Sübhane rabbiyel-a’lâ”der. Sonra Allahü Ekber der. Ayağa (kıyama) kalkar. Bir rekat namaz kılınmıştır. 
İkinci rekata başlarken besmele çekilir. Fatiha okunur. Başka bir zammı sure okunur, “Aynı tekbirler alınır. Aynı rukû ve secdeler yapılır. Allahü Ekber denir, oturulur. Bu oturmaya “Ka’de” Denir. 
6-Ka’de-i âhîre
Ka’de-i âhîre, namazın içindeki rukünlerin altıncısıdır. 
İki rekatlı namazlarda ikinci rekattan, üç rekatlı namazlarda üçüncü rekattan ve dört rekatlı namazlarda dördüncü rekattan sonraki oturmaya “Ka’de-i âhîre= Son oturuş” denir. Bu oturuş farzdır. Bu oturuşta, ettehıyyatu, salli-barik, Rabbena duaları okunur, önce sağa sonra sola, “Esselamü aleyküm ve rahmetullah” diye selam verilir, namazdan çıkılır. 
Üç ve dört rekatlı namazların ikinci rekatlarından sonraki oturmaya “Ka’de-i ulâ=birinci oturuş” denir. Bu oturuşta sadece Ettehiyyatü okunur. Üçüncü rekata Allahü Ekber denir, kalkılır. (İkindi ve yatsının sünnetinde salli, barik de okunur. üçüncü rekate kalkışta sübhaneke duası da okunur.)
Birinci oturuş vaciptir. Birinci oturuşu terk edenler son oturuşta ettehiyyatü’yü okuduktan sonra selam verir. Secde-i sehiv yapar. Sonra ettehiyyatü, salli, barik ve rabbena dualarını okur. Selam verir, namazdan çıkar. 
Oturmalarda sol ayağı yere yatırıp üzerine oturmak ve sağ ayağı dikip mümkün mertebe bu ayağın parmaklarını kıbleye yöneltmek sünnettir. 
Kadınlar için ise sol ayağı sağ tarafa yatırarak yere oturmak sünnettir.(23) 
 Ka’de-i âhireyi terk edenin namazı bozulur?
 Ka’de-i âhirede oturan selam vermez ayağa kalkarsa üç rekatlı namazda bir rekat, iki ve dört rekatlı namazlarda iki rekat daha namaz kılar, oturur, ettehiyyatüyü okur, sehiv secdesini yapar, ettthiyyatü, salli, barik, rabbena dualarını okur, selam verir. Ka’de öncesi rekatlar, niyet edilen namaz yerine geçer. Ka’de sonrası rekatlar da nafile namaz sayılır. 
Ka’de-i âhirede oturan selam vermez, ayağa kalkar, secdeye varmadan ka’de-i âhireye dönerse, sehiv secesi yapar, ettehiyyatü, salli, barik, rabbena dualarını okunur, selam verir. Namazı tamamlar. 
Ka’de-i âhirede oturmayan iki rekatı dört, üç rekatı dört, dört rekatı altı rekat kılar, oturur, ettehiyyatü, salli, barık, rabbena dualarını okur, selam verir. Bu namaz nafile namaz sayılır. Farz olan ka’ de-i âhireyi terk ettiği için niyet ettiği namazı tekrar kılması gerekir. 
____________________________
(1) Prof. Dr. Saffet Köse, İbâdetten Kulluk Şuûruna, 145, Altınoluk Yayını, 2016 Ist. 
(2) Ahmed Davudoğlu, Müslim Tercemesi, 2/381, Sönmaz Yayını, İst. 
(3) Meakılfelah Sayfa, 79, ed-Daru_s Sudaniyye, Hurtum, Tahtavi haşiyesi, Eda neşriyat, İst. 
(4) Ömer Nasuhi Bilmen Büyük İslâm İlmihâli, 139, Milli Gazete yayını, 2003, İst. 
(5) İbâdetten Kulluk Şuuruna 155
(6) Garaudy, İslâmın va’dettikleri, 111, Pınar Yayınları, İst. 
(7) Büyük İslâm İlmihâli, 214
(8) M. Hamdi Yazır, Hak dini Kur’an dili, 3/71, Zaman Yayını, İst. 
(9) Buhari Tecrid, Bed’ülvahyi, 1, Diyanet Yayını, Ank. 
(10) Riyazussalihin, 1/94, Erkam yayını, İst. 
(11) Büyük İslâm İlmihâli, 147
(12) Bakınız, Büyük İslâm İlmihâli, 147
(13) Buhari, Tecrid-i Sarih 2/590, No:371
(14) İslâmda inanç ibâdet ve günlük yaşayış ansiklopedisi, 2/359, İfav Yayını, İst. 
(15) Süneni Ebu Davud, 1/16, hadis No:61
(16) İslâmda İnanç, 2/359
(17) İslâmda İnanç, 342
(18) İslâmda İnanç, 3/43, Bakınız, Büyük İslâm İlmihâli, 151
(19) İslâmda İnanç, 4/26
(20) Müslim, Salat, 240
(21) İslâmda İnanç, 4/78
(22) Müslim, Salat, 215
(23) İslâmda İnanç, 2/503




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle