FIKIH

Dinin Direği ve Sâlih Amellerin İlki: ‘Namaz’
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Hevâsına muhâlefet eden ve ihlâsla Allah’a teslim olan mükellefin meşrû fiillerine ibâdet denilir. Dinin direği olan namazın sebebini, “Allah’ın (cc) ihsan ettiği nimetlere şükretmek” ile açıklayan âlimler vardır. Kur’an-ı Kerim’de: “Yaratan, yaratmayan gibi midir? Artık iyice düşünmeyecek misiniz? Allah’ın nimetlerini birer birerer saysanız (bu ne mümkün, asla) İcmal süretiyle bile sayamazsınız” hükmü beyan buyurulmuştur. İbn-i Abidin, bu hususu dikkate almış ve: “Namazın hakiki sebebi, kula peşi peşine verilen nimetlerdir. Çünkü nimeti verene teşekkür etmek, hem şer’an, hem aklen zaruridir’ demiştir. Vakitlendirilmiş olan farz kılınan namaz ibâdetinin, sayısız hikmeti vardır. Bu ibâdet mükellefi; haramdan, fahşadan ve münkerden alıkoyduğu gibi, hesap gününe hazırlanmasına vesile olur. Nitekim bir Ayet-i Kerime’de: “Sana vahyedilen kitabı oku!.. Namazı da dosdoğru kıl. (ve kıldır) Çünkü namaz edepsizlikten ve fahşadan (her türlü kötü fiilden) alıkoyar. Allah’ı (cc) zikretmek elbette en büyük ibâdettir. Ne yaparsanız yapın Allah bilir’ hükmü beyan buyurulmuştur. Muhaddisler arasında meşhûr olan cibril hadisinde namaz, islâm’ın beş şartından biri olarak zikredilmiştir.

Dinin Direği ve Sâlih Amellerin İlki:

‘Namaz’

 
NAMAZIN TANIMI
Namaz, tekbirle başlayıp selâmla tamamlanan belirli hareket ve sözlerden oluşan bir ibâdettir.
Daha geniş bir tanımla namaz; tekbirle başlayan, âyetler, duâlar okunarak belirli hareketler yapılan, selâmla sona eren, kitap, sünnet ve icmâ-i ümmet ile sabit olan farz bir ibâdettir.(1)
Namazın Farz Olmasının Delilleri
Kur’ân’dan delili; Allah buyuruyor: “Namazı kılın, zekatı verin. (Bakara:2/110)
“Namaz mü’minler üzerine vakitleri belli bir farzdır.” (Nisa:4/103)
Sünnetten delili; Peygamberimiz buyuruyor:
“Namaz dinin direğidir.”(2)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem:
“Söyleyin bakalım birinizin kapısının önünden bir ırmak aksa, günde beş defa o ırmakda yıkansa (vücudunun)kirinden bir şey kalır mı?” buyurdu. Ashab:
“Hayır onun kirinden hiçbir şey kalmaz” demişler. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem:
“İşte beş vakit namazın misali budur. Onlarla Allah günahları yok eder”..(3)
İcma-i Ümmet’ten delili:
“Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellemden beri, bütün müslümanlar namazı farz ibâdet bilmişler ve namaz kılmışlardır. Namaz kılınmayan hiçbir sene, hiçbir ay ve hiçbir gün olmamıştır. Abdestsiz de hiçbir zaman namaz kılınmamıştır.”(4)
Namaz İslâm’ın Şartlarındandır
Peygamberimiz sallallahü aleyhi vesellem meşhur Cibril hadisinde İslâm’ın beş şartını şöyle bildirir:
1- Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şehâdet etmen,
2- Namazı kılman,
3- Zekâtı vermen,
4- Ramazan orucunu tutman,
5- Yoluna gücün yeterse haccetmendir.(5)
Bu beş şeye İslâm’ın esasları, temelleri de denir.
Namaz İmandan Sonra İbadet ve Sâlih Amellerin İlkidir
Allah buyurur:
“O takva sahipleri gaybe imân ederler, namazı gerektiği şekilde kılarlar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden başkalarına da harcarlar.” (Bakara, 2/3)
Allah (cc) âyette önce imânı sonra namazı bildiriyor.
Peygamber saallallahü aleyhi ve sellem de İslâm’ın şartlarında önce Kelime-i Şehâdeti sonra namazı bildiriyor.
“İman dinimizde her şeyin esası, namaz ise, hayatımızda ibâdetlerin ve salih amellerin ilkidir. İman olmayınca müslüman olamadığımız gibi, namaz olmayınca da iyi bir müslüman olamayız.
Allah buyurur:
İman eden, salih ameller yapan, namazlarını gerektiği şekilde kılan ve zekatlarını verenlerin Rableri yanında mükafatları vardır. Onlara ne korku vardır ne de keder. (Bakara, 2/277)
Başka âyetler de vardır. Bu âyetlerde de imândan sonra hemen namaz emredilir.
Namaz İmandaki Samimiyetin Ölçüsüdür
Namaz, Allah’ın emrettiği ilk ve en önemli görevlerden biri olduğu gibi, imândaki samimiyetin ölçüsü ve imânın ameli bir delilidir. Bir kimse İslâm’ı kabul ettikten sonra ezanı duyduğunda cemaate katılıp, namaz kılar. İmanında samimi olduğunu belirler. Eğer ezana kulak asmaz ve cemaate katılmazsa, bu onun imânında samimi olmadığının bir göstergesi kabul edilir.(6)
Namaz aynı zaman da kulun ibâdet duygusu ve niyeti ile Allahın huzuruna çıkması, O’nunla bağlantı kurup konuşması ve ona ibâdet etmesidir.(7)
Merhum, M. Hamdi Yazır Namaz Hakkında Şöyle Diyor?
Ruhun düzelmesinin, bedenin intizama girmesinin, sabır ve vakarın, ruhî ve beden’i her vazifenin, dünya ve âhiretle ilgili her olgunluğun düzenleyicisi olan , gerek kişisel ve gerekse sosyal her özelliği içine alan ve ümmet teşkilâtının en birinci ve en esaslı belirtisi bulunan namaz, imânın en büyük güçlendiricisi, bütün ibâdetlerin ve amellerin başıdır.
Müminlerin miracı, alemlerin Rabbine beden ve candan durumlarını arz etmek suretiyle niyazları, kısaca zikir ve şükrü içine alan bir ibâdet olduğu için, ilâhî yardımın en önde gelen ve en yakın celbedilme yoludur.
Kıblenin taşıdığı önem de ilk önce bunun içindir. Bu sebeple namaz, sabır gibi sade bir vasıta değil, aynı zamanda Allah’a kavuşma olmak üzere en büyük bir zevk gayesidir. Bu sayede Allah’tan başka tüm mâsivâ (varlık alemin)dan çıkılır, acılar, kederler silinir. Kul ile mabud buluşma meclisinde beraber olur.
Bunun içindir ki Peygamber sallallahü ve sellem Efendimiz: “Namaz göz aydınlığım kılındı” buyurmuş, en büyük zevk ve sevincin namazda hasıl olduğunu göstermiştir.(8)
Bütün Peygamberler Namaz Kılmışlar Ve Namaz Kılmayı Emretmişlerdir
Namaz ve zekat her zaman Hak dinlerin temel noktalarından biri olmuştur. Bütün peygamberler namaz kılmışlar ve ümmetlerine de namazı emretmişlerdir.(9)
Adem atamız Kâbe’nin bulunduğu yeri “mescid” edinmiş ve namaz kılmıştır. Şit Aleyhisselam mescidin etrafını taşlarla çevirmiştir. İsmail Aleyhisselam taş vermiş, İbrahim Aleyhisselam mescidin etrafına taşlarla duvar örmüştür.
Allah, bu durumu Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bildirir:
“Hani İbrahim ile İsmail Kâbe’nin temellerini yükseltirken şöyle dua etmişlerdi: Ey Rabbimiz! Yaptığımız bu hizmeti kabul et. Çünkü her şeyi duyan, her şeyi gerçek mahiyetiyle bilen elbette sensin.” (Bakara, 127)
Hani biz İbrahim’e, Kâbe’nin yerini, ‘Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi, tavaf edenler, namaz kılanlar, rükû ve secde edenler için temizle’ diye belirlemiştik.” (Hac, 22/26)
Namaz konusunda İbrahim Aleyhisselâm şöyle dua etti:
“Ey Rabbimiz! Namazı gereği gibi kılsınlar diye, artık bir kısım insanların kalplerini onlara meylettir. Şükretmeleri için de o belde hâlkını bir kısım meyvelerle rızıklandır.
Rabbimiz! Doğrusu Sen, gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilirsin.
Yerde ve gökte hiç bir şey Allah’tan gizli kalmaz.
Rabbim beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat.” (İbrahim, 14/37, 40)
Allah, İsmail Aleyhisselâm hakkında da şöyle buyurur:
“Çevresinde bulunanlara namaz kılmalarını, zekat vermelerini emrederdi.” (Meryem, 19/55)
Başka âyetlerde de şöyle buyurulur:
“İbrahim’i ve Lut’u âlemler için mübârek yere (hicret) ettirerek kurtardık.
O’na İshak’ı bağışladık. Fazladan (torun) olarak Yakub’u bağışladık.
Hepsini salihler kıldık.
Onları emrimizle yol gösteren imâmlar (önderler) kıldık. Onlara hayr işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibâdet edenlerdi.” (Enbiya, 21/71-73)
Allah, kâfirlerin Şuayb Aleyhisselam’a şöyle dediklerini bidirir:
“Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı İstediğimizce kullanmamızı men eden senin namazın mıdır?” (Hud, 11/87)
Allah, Musa Aleyhisselam’a peygamberlik verdi ve ona şöyle hitap etti:
“Ey Mûsâ! Ben şüphesiz senin Rabbi’nim.
Derhâl ayakkabılarını çıkar.
Çünkü sen, kutsal bir vâdi olan Tuvâ’dasın.
Ben seni seçtim, artık vahyolunanları dinle!.
Şüphesiz ben Allah’ım.
Benden başka ilâh yoktur.
Bana ibâdet et, beni anmak için de namaz kıl.
Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye zamanını gizli tutuğum Kıyâmet mutlâka gelecektir.” (Taha, 20/11-15)
*
“Biz de Musa ve kardeşine kavminiz için Mısırda evler hazırlayın ve evlerinizi namaz kılınacak yerler yapın, namazlarınızı da dosdoğru kılın. Müminleri müjdele diye vahyettik.” (Yunus, 10/87)
*
“Vaktiyle biz İsrailoğullarından; ‘Yalnızca Allah’a kulluk edeceksiniz, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz’ diye söz almış ve ‘insanlara güzel söz söyleyin, namaz kılın, zekâtı verin’ diye de emretmiştik. Sonunda azınız müstesna, yüz çevirerek dönüp gittiniz. (Bakara 2/83)
*
“Andolsun ki Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. (Kefil olarak) içlerinden on iki de başkan göndermiştik.
Allah onlara şöyle demişti:
‘Ben sizinle beraberim.
Eğer namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, peygamberlerime inanır, onları desteklerseniz ve Allah’a güzel borç verirseniz (ihtiyacı olanlara Allah rızası için faizsiz borç verirseniz) andolsun ki sizin günahlarınızı örterim ve sizi zemininden ırmaklar akan cennetlere sokarım.’ Bundan sonra sizden kim inkâr yolunu tutarsa doğru yoldan sapmış olur.” (Mâide 5/12)
*
“Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın. Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim.
Yalnız benden korkun.
Elinizdeki Tevrat’ı tasdik edici olarak indirdiğimiz Kur’ân’a imân edin.
Onu inkâr edenlerin ilki olmayın.
Âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin ve bana karşı gelmekten sakının..
Hakkı bâtılla karıştırıp da bile bile hakkı gizlemeyin.
Namazı kılın. Zekatı verin. Rukû edenlerle birlikte sizde rükû edin.” (Bakara, 2/40-43)
*
Zekeriyya Aleyhisselam’ın namaz kıldığı, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle bildirilir:
“Zekeriyya mabedde durmuş namaz kılarken melekler ona şöyle nidâ ettiler: Allah sana kendisi tarafından gelen bir kelime’yi tasdik edici, efendi, iffetli ve salihleden bir peygamber olarak Yahya’yı müjdeler.”
Melekler Meryeme şöyle demişler:
“Ey Meryam! Allah seni seçti, seni tertemiz yarattı ve seni bütün dünya kadınlarına tercih etti.
Ey Meryem! Rabbine ibâdet et, secdeye kapan, rukû edenlerle beraber ruku’ et.” (Al-i İmran, 3/39, 42, 43)
Meryem bakire bir kız iken, bir mucize olarak babasız İsa Aleyhisselam’ı tenha bir yerde doğurdu. (Bakınız. Meryem, 19/19-26)
“Çocuğu alıp milletine getirdi.Onlar:
‘Meryem! Utanılacak bir şey yaptın!
Ey Harun’un kız kardeşi, baban kötü bir kimse değildi, annen de iffetsiz değildi’ dediler.
Meryem çocuğu gösterdi.
‘Biz beşikteki çocukla nasıl konuşabiliriz?’ dediler.
Çocuk:
–Ben, şüphesiz Allah’ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı.
Nerede olursam, olayım beni mübarek kıldı.
Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı.
Doğduğum gün de, öleceğim gün de, dirileceğim gün de bana ‘selâm olsun’ dedi.” (Meryem, 19/29-33)
Namaz Nasıl Unutuldu?
Musa Aleyhisselam namaz kılardı, namazı emrederdi. Bugün Musa Aleyhisselam’a tâbî olduklarını iddia eden yahudilerde namaz yok.
İsa Aleyhisselam’ın annesi namaz kılan bir hanımdı. İsa Aleyhisselam da mucize olarak konuşurken
“Yaşadığım müddetçe namaz kılmamı ve zekât vermemi, anneme iyi davranmamı emretti. Beni bedbaht bir zorba kılmadı” dedi.
Hıristiyanlar da taharet ve namaz olmadığı gibi, insan ve peygamber olan İsa Aleyhisselam’ı ilâh etme sapıklığı da vardır...
Yaratana ibâdet olmayınca, yaratılana tapınmalar başlar. Nefsi ve şehevi arzular toplumlara hâkim olur. Öylede oldu...
Namazdan uzaklaşırken yavaş yavaş şehvetleri onlara hâkim olmaya başladı. Bunun sonucu ahlâkî sapıklığın en aşağı derecesine düştüler ve ilâhi emirler yerine kendi arzu ve şehvetlerine uymaya başladılar.(10)
Allah, namazı terk edip şehvet düşkünü olanlar hakkında şöyle buyurur:
“Ama bunlardan sonra namazlarını kılmayan şehvetlerinin arkasına düşen bir nesil geldi. Onlar bu azgınlığın cezasını göreceklerdir.” (Meryem, 19/59
Cehennem hâlkına sorulur:
“Sizi Sakara sokan nedir?
Onlar da şöyle cevap verirler: Biz namaz kılanlardan değildik.
Yoksulu doyurmazdık.
Bâtıla dalanlarla biz de dalardık.
Hesap gününü de yalanlıyorduk.
Sonunda kesin bilgi bize ulaştı.” (Müddessir, 74/42-47)
Sakar cehennem, kesin bilgi ölüm demektir.
Namaz bütün peygamberlere ve ümmetlerine farz kılınmıştır. Çünkü namaz kulu Allah’a yaklaştıran, O’nunla irtibatını en mükemmel bir şekilde sağlayan ve kulu kötülüklerden koruyan önemli bir ibâdettir.
Peygamberler bu ibâdeti eksiksiz olarak yerine getirmişler ve ümmetlerine de bu şekilde yapmalarını emir ve tavsiye etmişlerdir. Ancak peygamberlerden sonra gelenler namazı ya hiç kılmamışlar veya onun edasında yerine getirilmesi gereken hususlara dikkat etmemişlerdir. Allah ile aralarındaki bu temel bağı koparmalarının veya zayıflatmalarının kaçınılmaz bir sonucu olarak nefsâni arzuları kendilerine hâkim olmaya başlamış; Allah’ın emirlerinin yerine kendi arzu ve İsteklerine uymayı tercih etmişlerdir. Namaz kalmamış ve bâtıl inançlar toplumlara hâkim olmuştur.(11)
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
Bizimle onlar arasındaki ayırıcı temel unsur namazdır. Namazı terk eden kimse küfre düşer.”(12) Namazın farz oluşunu inkâr edenler veya onu hafife alanlar küfre düşerler. Namazın farz olduğuna inandığı hâlde kılmayanlar ise günahkâr olurlar ve küfürle aralarındaki namaz engelini yok ederler..
Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellemin Namaz Kılması ve İslâm Terbiyesinde Namaz
Allah, Muhammed sallallahü aleyhi ve selleme peygamberlik verince, Cebrail onu Mekke yakınlarında bir vadiye götürmüş, orada fışkıran bir su ile önce kendisi sonra peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem abdest almış, ardından Allah’ın rasulüne namazı öğretmiş birlikte namaz kılmışlardır.
Bunun üzerine peygamber sallallahü aleyhi ve ellem sevinçli bir şekilde evine gelmiş, Hz. Hatice’nin elinden tutarak oraya götürmüş ve aynı şekilde onunla birlikte abdest alıp iki rekat namaz kılmışlardır.
Üç yıl kadar süren gizli dâvet ve sonraki açık dâvet döneminde Rasulü Ekrem evinde, ıssız dağ eteklerinde, öğle tenhâlığı sırasında Harem’de namaz kılmıştır. Zaman zaman Hz. Ali’yi de alarak Mekke dışındaki vadilerde akşam namazını kıldığı ve hava karardıktan sonra döndüğü nakledilir.
İlk müslümanlar da Mekke içinde gizli yer bulamadıklarından şehir dışına çıkıp ıssız yerlerde ve zaman zaman mescid hâline getirdikleri Erkam adlı sahabînin evinde namaz kılmışlardır.”(13)
Bir kimse müslüman olduğu zaman Rasulü Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem ona abdest almayı, namaz kılmayı öğretir, sonra da şöyle dua etmesini tavsiye ederdi:
“Allahım, beni bağışla, bana merhamet et, rızanı kazandıracak işler yaptır, bana âfiyet ve hayırlı rızık ver.” Mekke döneminde sabah, akşam iki rekat namaz kılınmıştır.(13)
Beş Vakit Namaz
Beş vakit namaz Mirac da farz olmuştur. Bunun için namaza mü’minlerin Miracı denilmiştir.
Peyamber Efendimiz Hicret’ten bir buçuk yıl önce Allahın emri ile Mirac’a yükseltilmş, Mirac’dan üç hediye ile dönmüştür. Bunlar:
Beş vakit namaz
Bakara suresinin son âyetleri
Ümmetinden Allah’a şirk koşmayanların büyük günahlarının af olunması.(14)
Süleyman Çelebi de Mevlidinde Mirac’da farz olan namaz hakkında şöyle der:
Senki mi’râc eyleyip etdin niyaz
Ümmetin mi’râcını kıldın namaz
 
Her kim bu namazı kılalar
Cümle gök ehli sevabı bulalar
 
Çünkü her türlü ibâdet bundadır
Hakka kurbiyetle vuslat bundadır
 
Sıdk ile beş vakt olundukça eda
Elli vaktin ecrin eyler Hak ata
 
Namaz Mirac olur
Namaz mü’minin miracıdır.
Merhum M. Hamdi Yazır mü’minin miracını şöyle anlatır;
“İnsan yıkanır, temizlenir, ayıplarını, ayıp yerlerini kapatır. Bunları yapmak için emek ve mal sarfeder.
Yüzünü kıbleye çevirerek yönünü tayin eder.
Kalbini iyi niyetle doldurur.
Gönül buhranlarını, şeytan vesveselerini atarak, ruhunun birlik duruluğunu incelemeye çalışır, bütün uzuvları ile ve büyük bir saygı ile tekbirini alır ve ibâdete koyulur.
Dünyanın acılarını, tatlılarını şöyle bir tarafa atar.
Hak Teâlâ’ya dua eder, onunla konuşur.
Kur’ân’ını okur, dinler, onun huzurunda hayatın akışını, başlangıcını, sonucunu arz eder, dikilip beklemek, rukû etmek defalarce secde etmek, yine kalkıp doğrulmak, nihayet oturup dinlenmek ve sonunda selam ve esenliğe ermek ve o anda gaybtan şehadete geçerek, şehadet getirmek gibi ruhî bedenî büyük bir nizam ve intizam ile mirac yapar.”(15)
Namaz İslâm’ın Ana Direğidir
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Muaz ibni Cebel’e;
“Sana bütün işlerin başını, ana direğini ve doruk noktasını bildireyim mi?” buyurdu.
Ben:Evet, bildiriniz Ya Resulallah! Dedim.
“İşin başı İslâm, direği namaz, doruğu cihaddır” buyurdu.
Sonra:
“Sana bütün bunların kıvamının kendisine bağlı olduğu şeyi (can damarını) bildireyim mi?” dedi.
Ben;
Evet, bildir Ya Resûlallah! Dedim. Bunun üzerine Hz. Peygamber dilini tuttu ve:
“Şunu koru!” buyurdu. Ben:
“Ya Resûlallah! Biz konuştuklarımızdan da sorgulanacak mıyız? dedim.
“Annen yokluğuna yansın ey Muaz! İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin ürettikleridir!” buyurdu.(16)
Din Binaya Benzer
“Namaz dinin direğidir. ” Bu hadİste din, bir binaya benzetiliyor ve namaz aynı o binanın direği gösteriliyor ki, imân da o binanın temelidir.
Namaz cemaat ile kaldırılabilecek büyük bir direğe benzetiliyor ve onun güzelce dikilmesi ve doğrultulması suretiyle o yüksek binayı, dinin inşası, koruma ve devam ettirilmesinin gereği anlatılıyor. Bir de bu binanın ilerde açıklanacak esasları, diğer kısımları, süsleme ve güzelliklerinin bulunduğuna işaret buyruluyor. Bundan dolayı “namaz kılarlar” demekle, “namazı ikame ederler” demek arasında ne büyük fark vardır. Namazı ikame ederler demek, namazı doğru dürüst kılarlar demektir.
Namazın şartlarına uymak, Allah’a boyun eğmek ve tevazu göstermek suretiyle güzelce kılmak ve hatta kıldırmak manalarını ifâde eder. Ve bunun için namazda ta’dil-i erkân (namazı erkanına uyarak kılmak) vacip olduğu gibi, özellikle namaz için iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak, namazın gereklerini tamamlamak için gayret sarfetmek de dinin lüzumlu gördüğü hususlardandır. Namaz dinin direğidir. Onu kılan dinini sağlamlaştırmıştır. Onu terk eden dinini yıkmış olur.(17)
Namaz Dini Hayatın Omurgasıdır
Ayet-i kerimede “ikame-i salat” ifâdesi geçmektedir. “İkame”, bir şeyi ayakta tutmak, ayakta durur hâle getirmek demektir. “İkâme-i salât” ise namazı dosdoğru eda etmektir. Yani namazı, Allah Rasûlü sallallahü aleyhi ve sellemin öğrettiği şekilde âdâb ve erkanına riâyetle, vaktinde, aksatmadan, ona gerekli rağbeti göstererek, hem şeklî şartlarını hem de huşu ve tâzim gibi kalbi ve ruhi yönlerini gözeterek kılmaktır. “İkame-i salat” tâbîri, ayrıca namazı cemaatle kılmanın önemine ve onu ifa için lazım gelen şartların hazırlanmasının gereğine de işaret vermektedir.
Namaz ibâdeti, dini hayatın omurgasını teşkil eder. Ferdin zihni, kalbi ve fiili hayatının Allah ve Rasulü’nün iradesi çerçevesinde ihyası için vazgeçilmez bir esas olan namaz, toplum hayatının inşa ve ıslahı için de aynı derecede bir öneme sahiptir. Namazın bu yönüne işaretle Peygamber Efendimiz: “Dini hayatın ana direği, namazdır” buyurmuştur. (Tirmizi 8)(18)
Merhum M. Hamdi Yazır namaz binası hakkında şunları yazar:
Hakikatte din gayet büyük ve kudsi bir binadır. Ve bu binanın kerestesi, malzemeleri, şekli ve planı bizzat Allah’ın yaptığı ve koyduğu bütündür. Ona uygun olarak inşası, kurulup meydana gelmesi ve içinde saadetle yaşanması da insanlara aittir. Temsilen (benzetme yoluyla) diyebiliriz ki, bu binanın mimârı Allah, baş kalfası Peygamber, amelesi ümmettir. Bu binanın temeli kalplerin derinliklerinde atılacak ve ağızlardan taşacak, direği tek başına namazlarla hazırlanacak, düzenlenecek ve cemaat ile görünme meydanına dikilecek, sonra üzerine diğer kısımları inşa edilecektir. Fakat şurası unutulmayacaktır ki, bu bina cansız değil canlıdır. Bu, geçmişler tarafından bir kere yapılmış olmakla sonradan gelenler, yalnız işletilecek, her gün büyüme ve inkişâfına hizmet edilecektir. Bu bina ve direk benzetmesi bize İslâm’ın sosyal durumunu ve bu konumda namazın kıymet ve yerinin önemini anlatıyor.(19)
Namaz Kılan Günahlarından Arınır
Konuyu abdest ve namazla ilgili bir hadisle tamamlayalım.
Amr İbni Abese es-Sülemî peygamberimiz sallallahü aleyhi ve selleme; “Yâ Nebiyyallah! Bana abdestten de bahset” dedim.
Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem şöyle cevap verdi:
“İçinizden her kim, abdest suyunu hazırlayıp ağzına burnuna su verir ve burnunu temizlerse, mutlaka yüzünün, ağzının ve burnunun günahları dökülür! Sonra Allah’ın emrettiği gibi yüzünü yıkarsa, yüzünün günahları su ile birlikte sakalının etrafından dökülür. Sonra dirsekleriyle birlikte ellerini yıkarsa, elinin günahları su ile beraber parmak uçlarından akar gider. Sonra başını meshederse, başının günahları su ile birlikte saçlarının ucundan dökülür. Sonra topuklarıyla beraber ayaklarını yıkarsa, ayklarının günahları su ile beraber ayak parmaklarının ucundan akar. Eğer (böylece abdest alan) bir adam, kalkıp namaz kılar, Allah’a hamd ve sena eder, O’nu layık olduğu vasıflarla yüceltir ve gönlünü tam anlamıyla Allah’a bağlarsa, mutlaka anasından doğduğu günkü gibi günahlarından arınmış olur”(20)
___________________
(1) Esseyyid Ahmed elhaşimi, -Esseadetül Ebeddiyye fi Seriatil-İslâmiyye, Sh 161, Lübnan
(2) Keşfülhafa:2/31
(3) Ahmed Davudoğlu Müslim Tecemesi, 4/32, no 667, Sönmez yayını, İstanbul
(4) Kur’ân Yolu, 2/223, Diyanet yayını, Ank.
(5) Müslim, 1/106
(6) Mevdudî, Tefhimülkur’an, 1/49, Yeni Şafak yayını, İst
(7) Kur’ân yolu, 2/223
(8) M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’ân Dili, 1/449, zaman yayını, İst.
(9) Tefhimülkur’an, 1/72
(10) Tefhimülkur’an, 3/225
(11) Kur’ân Yolu, 3/609
(12) Tirmizi, İman, 99
(13) İslâm Ansiklopedisi, 32/351, Diyanet Vakfı yayını, İst. Riyzussalihîn, 6/339 Erkam yayını, İst.
(14) Müslim, 2/127
(15) Hak Dini Kur’ân Dili, 1/289
(16) Riyazussalihîn 6/452
(17) Hak Dini Kur’ân ili, 1/175
(18) Prof Dr. Omer Çelik, Kur’ân-ı Kerim Meali vetefsiri, . 1/61, Erkam yayını, İst.
(19) Hak Dini Kur’an Dili, 1/176
(20) Riyazussalihîn, 3/131




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle