BİYOGRAFİ

Merhûm Nâim Karaman Hocamız’la Mektuplaşma
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Geçtiğimiz Ağustos ayında vefat eden M.Nâim Karaman Hocaefendi; ‘Müslümanlar için anın vacibi, cemaat haline gelmeleridir’ diyen ve yürürlükten kaldırılan TCK’nın 163. maddesini ihlâl ettiği gerekçesiyle defalarca mahkemeye verilen bir Hocaefendidir. Misak Dergisi’nde yayınlanan, ‘Ya Cemaat, Ya Bozgun’ başlıklı makalesinde; ’Direncimizi kazanma çarelerini arayacağımıza, mikropları suçlayarak vakit öldürürsek bize yazık olur. Üstünlüğümüzü kaybetmemiz kendi kusurlarımız yüzündendir. Müslümanlar için anın vacibi, bütün müesseseleriyle İslâm cemaatini kurmaktır. Zira olmazları olduran sır cemaattir’ diyerek müslümanları uyarmıştır. (Misak Dergisi- Aralık:1997 Sayı:85 Sh:19 vd)  Kanser hastalığına yakalanmadan önce Misak Dergisi’nde makaleleri yayınlanan M.Nâim Karaman Hocaefendi ile kadim dostu N. Mehmed Solmaz Hocaefendi, merhumla yaptığı mektuplaşmadan bir kısmını yayınlıyoruz.

Merhûm

Nâim Karaman Hocamız’la Mektuplaşma 


NÂİM kardeşimiz, kanser hastalığına yakalandı. Hastalığının adı prostat kanseri. Tedavisi olmayan kötü cins bir kanser. Bu cinse “Küçük hücreli kanser” adı veriliyor. Sancılı. Hastaneye yattı, çıktı, yattı, çıktı. kemoterapi veya radyoterapi tedavileri gördü. Hastalığın ilerlemesi durdurulamadı. Hastalığı dört seneye yakın sürdü.

Hastalık sebebiyle vaaz edemez duruma gelince, internet yolu ile Cuma sohbetlerine başladı. Sohbetleri son derece bilgi dolu ve yol gösterici sohbetlerdi. Ayrıca bazı dostlarına da internet yolu ile mektuplar gönderdi. 

Mektup gönderdiklerinden biri de bendim. Mektuplaşmamız ve sohbetlerini almam, benim 20. 11. 2011 tarihli internet mektubumu göndermemle başladı. Diğer gönül ehli arkadaşları ile internet yolu ile sohbetlere ve mektuplaşmaya daha önce başlamış olabilir. Biz mektuplaşmaya başladığımız zaman hastanede tedavi gören bir hasta idi.

Adresime gönderdiği “Cuma Sohbetleri ve Mektupları” elli sayfayı bulmaktadır. Cuma sohbetlerinin ve mektuplarının bir kitap haline getirilmesi, merhumun ve gönül ehli arkadaşlarının arasındaki sevgi ve rahmet dileklerini daha da artıracaktır. 

Önce sohbetlerinden bir örnek vereceğim, sonra da mektuplarımızdan bazılarını okuyucularıma sunacağım. Görülecektir ki, Naim kardeşimiz, sancılı kanserin pençesinde sabırla yaşama mücadelesi verirken bile, irşat vazifesinden geri durmuyor, yaptığı sohbetlerle, verdiği öğütlerle, gönderdiği mektuplarla yol gösteriyor, son günlerinde de ümmet-i Muhammed’e faydalı olmaya çalışıyordu. 

06 04 2012 tarihli sohbeti şöyledir:

“Son bir nefesimiz kalsa, en isabetli avcı atışı ile o’nu iyilik, sevgi ve nasihat yolunda harcamaktır. Cenab-ı Hak bir iyiliğe yetmiş bin misli ile bedel öder. Ebu Hüreyre, iki buçuk milyon misli ile diyerek yemin ediyor. Rivayetler çeşitli olsa da biz her birini kabul ediyoruz. Bu dünyada iyilikten başka ne var yayacak ve yayılmaya değer olacak...

Şu otlar, ağaçlar, solucanlar, kelebekler, sudaki balıklar, bizleri ve onları kuşatan tabiatın bütününden ne ister,   iyilikten başka? 

İyilikten daha minnet-değer neyi düşünebiliriz? 

Kötülük, canavarlara bile yakışıklı gözükmez. Peygamberleri önder yapan, anaları herkese yâr yapan, iyilik yapma tabiatında olmaları değil midir?

Biz şu dostlarımızla beraber, yürümeye değer yegâne yol diye çıktık bu yola. Ve yürüyeceğiz. 

 Düşene kadar yürüyeceğiz. Biz düşünce de çocuklarımız, torunlarımız ve öğrencilerimiz devam edecek bu yürüyüşe; en son kafilemiz de cennete varana dek... Orada bizi karşılayacaklar var. Dostlara selâm!” Nâim 

Mektuplaşmamız benim şu mektubumla başladı.

20. 11. 2011 

Aziz kardeşim selam eder, Allah’tan sağlık ve afiyetler dilerim. Bir an önce şifa bulup eski çalışma ve konuşma çoşkunluğuna kavuşmanı niyaz ederim. Geçmiş hadiselerle ilgili bir yazı yazmaya çalışıyorum. Vakti ile federasyon yönetimi olarak Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ı ziyaret etmiştik. Sunay Osmanlı padişahları aleyhinde konuşunca zat-ı âliniz ayağa kalkmış bir şeyler söylemiştiniz. 

O söylediklerinizi ve ondan sonraki Cumhurbaşkanı ve bizim davranışımızı yazıp bana bildirirsen çok memnun olacağım. Allah’ın selamı, rahmeti, dünya ahiret bahtiyarlığı zat-ı âlinizle, sevdiklerinizle beraber olsun. Selamlar. Mehmet Solmaz.

22. 11. 2011

Sevgili kardeşim Solmaz. Mesajını aldım. Seninle oturup sohbet etmiş gibi oldum, duygulandım, o eski günleri şöyle gözümün önünden geçirdim. Beraber olduğumuz arkadaşlardan göçüp gidenlere Yüce Mevlâ’dan rahmet diler, ruhları şâd olsun derim. Sağ olanlara da af, afiyet, sıhhat ve saâdetler dilerim. Çok sevdiğim Solmaz kardeşime de çoluk çocuğu ile beraber mutlu ve afiyetli uzun ömürler dilerim. 

   Bana gelince, oldukça zor bir imtihan veriyorum. Gebzedeyim. Henüz İstanbul’a dönmedim. Hastahaneye burası daha yakın olduğu için beş- on gün daha burada oyalanacağım. Ondan sonra inşaallah İstanbul’a dönerim. Tedavi olmaya çalışıyorum. Görünüşte pek ümit yok; ama Allah’ımdan ümit kesilmez. Geçmiş yılların ihmalleri, gaflet bizi buraya getirdi. Rabbim günahlarımızı inşaallah affeder. Nasibimiz bu kadarmış.

Çok şükür, dolu dolu günler, yıllar yaşadık. Bu arada güzel hizmetlerde bulunmak da nasip oldu. Hep beraber ülkenin buralara gelmesinde birkaç nefes bizim de katkımız oldu. Senin bahsettiğin Sunay ziyaretini hatırlıyorum; ama teferruatını hiç hatırlamıyorum. Sen onu beraber olduğumuz diğer arkadaşlardan sor. Çalışmalarında başarılar dilerim. 

    Yazdığın için çok teşekkür ederim. Gene yazarsan sevinirim. Ricam, beni dualarından unutmamandır. Ben de sana dua ederim. Vesile ile sevgi ve saygılarımı sunar ailece selam ederiz.  Duygu dünyamda özel yeri olan Solmaz kardeşim, hakkını helal et! Kardeşin Nâim.

27 11 2011

Canım kardeşim Nâim Bey. Selam ederim Allah’tan sağlık, afiyet, iki cihanda aziz ve bahtiyar olmanı niyaz ederim. 

İsviçre’de derneğin lokalinde yalnız başıma otururken bir zat geldi. Hocam dedi şu kaseti dinleyebilir miyiz. ? Olur dedim. Kaset çalışmaya başladı. 

Ses, Nâim kardeşimin sesiydi. Fatih Camisi’nde konuşuyordun. Konuşmanda heyecan, aşk, coşku vardı. Cemaati camiden çıkardın büyük bir meydana götürdün oradan hitap ediyordun. Anadolu yakasına geçtin daha büyük bir meydanda hitap ettin. Daha heyecanlı hitap ediyordun. Heyecanın o kadar arttı ki konuşamaz oldun. Durdun durdun. Konuşamayacağını anladın. Eûzû - besmele çekip Mülk suresini okudun. Zannederim bu konuşmayı hatırlayacaksın. 

Bu konuşmayı zat-ı âlinize şunun için hatırlatıyorum ki, zat-ı âlinizi tanıdığım andan itibaren bütün hizmetlerin, çalışmaların gönülden gelerek, bütün varlığına hakim olarak, aşk ve şevk ile, Allah rızası için; Allah’ın dinine hizmet için, faydalı olmak için, yapılmıştır. Benim inancım budur.

Bunun içindir ki, Allah için seni sevdim, seni kardeş bildim. Senin de mektubunda belirttiğin gibi, hayatın din-i İslam’a hizmet için dolu dolu geçti. Konuştuğun dilin, salladığın kolların, diz çöktüğün dizlerin ve diğer organların Allah’ın huzurunda şahit olacaktır. yüz akı ile hesap vermeni inşâllah sağlayacaktır.

Yakalandığın hastalığa gelince. Sağlıkta hastalıkta Allah vergisidir. Sağlığını iyiye kullananlar ilahi derecelere kavuştuğu gibi, hastalığında sabredip Allah’a sığınanlarda hem insan olarak işlemiş oldukları günahlardan kurtulur, hem de derecelere kavuşur. Allah-u Teala hazretleri bu hastalık ile katında yüce derecelere kavuşacağını murat etmiş inancını taşıyorum. Cenab-ı Hak’tan başta zat-ı âliniz olmak üzere bütün hastalara şifa diliyorum. Sonumuzun hayır olmasını, bu dünyadan Müslüman olarak ayrılmayı. Allah’ın huzuruna Müslüman olarak çıkmayı, Allah’ın rahmeti ile muamele görmeyi niyaz ediyorum. Aziz kardeşim Nâim Bey. Mehmet Solmaz.

11. 12. 2011

Aziz kardeşim Nâim Bey;

Önce selam eder, Allah’tan sağlık, afiyet ve eskiden olduğu gibi hastalıktan ve dertten kurtulmuş, canlı, hareketli, bir halde; yaşamanı, konuşmanı, yazmanı ve insanlara yol göstermeni dilerim. Sunay konusunda danışacağım hiç kimseyi bulamadım. Zannediyorum o konuda bilgi sahibi olarak bir zat-ı âliniz bir de ben kalmışım. Âhirete intikal eden bütün kardeşlerime rahmet dilerim. Onlarla cennette buluşmamızı Allah’tan niyaz ederim. 

Ziya Bey ile ilgili yazını dikkatlice, zevkle okudum. Bu Ziya bey, bacanağın KİMSAN sahibi Ziya Bey midir? Öyle ise selamlarımı saygılarımı ve başarı dileklerimi sunarım. Anadolu Kaplanları’nın başarısında belirttiğin gibi başarı işte çalışanların hepsine aittir. Ama fikrin sahibi ve organizatörün hak sahibi oluşu elbette daha fazladır. Çünkü fikir ve bu fikri eyleme dönüştüren olmazsa o fikir havada kalır. 

Elimdeki “İslam’ın Girişimci Kültürü ve Pazarın Yolu” kitabı bu konuda temel esasları ve bu esasların nasıl uygulama alanına konacağını göstermektedir. 

Aciz kanaatime göre bu eserinizin 2. baskısı değil, 50. - 100. baskısı yapılmalıydı. Her sanayicinin, her iş adamının masası üzerinde bulunmalıydı. Zannediyorum bu eserin tanıtımı ve dağıtımı konusunda bir zaaf içerisindeyiz. MÜSİAD ve İTO gibi müesseseler kitabı bastırmalı ve dağıtmalıdır. Benim kanaatim bu yöndedir. 

Hastalığın seyri nasıl gidiyor? İnşallah iyi yöndedir. Bilgi vermeni istirham eder, başta söylediğim dilek ve arzularımı tekrar ederim.  

Kendim yazıp, kendim gönderme bilgisine ve maharetine sahip olamadığım ve torunu beklediğim için cevabı geciktiriyorum inşallah kusura bakmazsınız. Allah’a emanet olunuz. Mehmet Solmaz

18. 12. 2011

Sevgili kardeşim M. Solmaz! Sunay konusunu tamamıyla unuttum. Sadece oturduğu koltuğun mason yıldızları ile süslü olduğu gözlerimin önünde canlandı. Aklımda kalan doğruysa sedef yıldızlardı. Orada yaptığımı söylediğin konuşmayı da hiç hatırlamıyorum. Demek ki o ziyarette bulunanlardan bir sen kaldın bir de ben! Düşündürücü bir şey! Desene, göç kalktı, kervan gidiyorken biz de hareket etmek üzereyiz.

Dostum ve Aziz kardeşim! Kitabım için yazıp söylediklerine teşekkürler. Üçüncü baskıyı da yapıp bitirebildim. Buna da şükür. Hasta olunca ilgilenemedim. Benden sonra elbet birileri ilgilenir. Şu ana kadar da dostlar sayesinde başarabildim başardıklarımı. 

   Hastalığım kendi hâlinde seyrediyor. Rabbim beni imtihan ediyor. Dua et de yüz akı ile geçeyim, kazanayım, İmtihanım kolaylaşsın. Tekrar kemoterapi veya radyoterapi olacak gücüm kalmadı. Dayanmak çok zor. Ocak ayının ilk haftası içinde karar vermiş olacağım. Hâlen kararsızım. Dua buyurun ki hakkımızda hayırlısı neyse o olsun. Karar veremiyorum. 

Kader yaşamak içindir, sular yatağında akmak için... Ne yaparsak yapalım, bunlar olacaktır. Yaşadıklarımız bizimdir; hesabını vereceğiz. Yaşayacaklarımızsa Allah’ın. Yaşadıklarımızın hesabını vereceğiz. Birbirimize dua edelim. Haklarımızı helâl edelim. Dostlara, yitirdiğimiz arkadaşlarımıza selâm. Bir taraftan da yazışmaya devam edelim. Kardeşiniz Nâim.

01.01.2012

Aziz kardeşim Nâim  bey! Selam eder, Allah’tan sağlık ve afiyet dilerim. Eski sağlığına kavuşmanı, vaaz kürsüsünde ümmet-i Muhammed’e İslâmî hakikatleri gür sesinle yine anlatmanı niyaz ederim.

Aziz kardeşim! İlâhî irade ile zaman hükmünü icra ediyor, doğan büyüyor, büyüyen ihtiyarlıyor. Eceli gelen genç, ihtiyar, küçük büyük, işi olan, olmayan, zalim, mazlum, âlim, âbid kim olursa olsun ölüyor, ahiret yolculuğuna başlıyor. 

Bize de gelecek. 

Yasin Hatipoğlu kardeşim ecelin gelmesini şöyle ister:

Her sesin bir aksi vardır, “hoş sadâ” mız kalsa bârî, 

Ömrümüz sonsuz değildir, zikrederken dolsa bârî. 

Ders alın  “Hayrül-beşer”den, kim demiş “ömrüm tükenmez”

Kurtuluş yoktur ecelden, secdedeyken gelse bârî. 

Canım kardeşim! Zaman ve mekan yaptıklarımıza şahitlik edecektir. 

İnanıyorum ki, zat-i âlinize Fatih camisi’nin duvarları, sesinin yankılandığı kubbesi, oturduğun kursu, dinleyen cemaatin, konuşan dilin, aşk ile çarpan kalbin şehadet edecektir. Sağlığına kavuşma duası ile! Ebedî âlemde beraber olmak niyazı ile!    Mehmed Solmaz

06. 02. 2012

Dostum, kardeşim! İlgine teşekkür ederim. Tebrikine de... Ben iyiyim. Rabb’ime şükrediyorum. Her alıp verdiğim nefese şükür... Cennette buluşma dileğine katılıyorum ve inşâllah diyorum. Senin sıhhat durumun inşâllah iyidir. Birbirimize duacı olalım. Sana af, afiyetler ve mutluluklar diliyorum. Cennette buluşalım derken bu dünyada yazışmayı da ihmal etmeyelim. Sevgi, selâm ve dualarımla... Nâim Karaman

12. 02. 2012

Canım Kardeşim

Önce selam ederim Allah’tan sağlık, afiyet dilerim. “Hayat Penceresinde Gördüklerim” diye geçmiş günleri yazıyorum. HAKSES dergisinin sayfalarında muhtelif toplantılarda konuşmaların var ama konuşma

metinleri yok. Biliyorum irticalen konuşurdun ama sormadan edemiyorum. Zatı âlinizde metin var mı ? Bir de bende hiç resim yok; toplantılarda, gezilerde zatı âlinizin resmi varsa bana lutfedip gönder, yoksa pamuk dede resimlerinden birini gönder onu kitaba koyayım. Bir hayli yazdım, inşâllah duanız bereketiyle tamamlamaya çalışacağım. İki cihanda aziz ol Aziz kardeşim. Mehmet Solmaz

13. 02. 2012 

Güzel dostum! Çalışman bereketli ve feyizle dolu olsun. İlgin için teşekkür ederim. İyi olmaya çalışıyorum. Rabbim’in rahmet ve şifasından ümit kesilmez. Gözler görmese de...

O yıllarda hep irticalen konuşurdum. Hiçbir yazılı metne sahip değilim. Çok dağınık bir insan oldum. Bu hastalıktan sonra iyice dağıldım. Faydalı olamadığım için kusura bakma. Su anda hastahanede yatıyorum. Nasip olur da çıkarsam sana yakışıklı bir fotoğraf ulaştırmaya çalışırım.

Erkam yayınları, “ Âlimlerimiz “ ismi ile meşrebime uygun bir yeni kitap yayınlamış. Biraz önce hastahaneye getirip bana verdiler. Noksanları olsa da güzel olmuş. İkinci cildin başlarında seni ve beni peş peşe koymuşlar. Düzenlemenin en yakışıklısı da bu olmuş. Selamlar. Dua beklerim. Âciz kardeşiniz Nâim Karaman.

Bana adres bildir ki resmi göndereyim. 

07. 03. 2012 

Sevgili Kardeşim Nâim Bey! Önce selam eder Allah‘tan sağlık, afiyet ve iki cihan bahtiyarlığına kavuşmanı niyaz ederim. 

Resmini aldım. Baka kaldım... İnsan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşar demişler. Bende geçmişi hayal ettim Kastamonu ilçelerini, Karadeniz vilayetlerindeki çalışmalarımızı hayalen tekrar yaşadım. 

Şairde şöyle demiş; 

“Hayal âlemleri olmasa eğer bu çetin hayatın tadı mı olur, açılan çiçekler solmasa eğer geçmiş çağımızın yâdı mı olur?”

Geçmişi hayal ettiğimiz gibi geleceği de hayal ederiz. Geleceği hayal etmenin en güzel şekli zannederim rabıtadır. Ölüm döşeğindeyiz, düşünüyoruz, hayal ediyoruz, peygamberimiz (s.a.v), ölüm döşeğindeyken geliyor, bizi ziyaret ediyor. 

Seviniyoruz, mesrur oluyoruz. Melekler geliyorlar, etrafımızı çeviriyorlar, korkma diyorlar, üzülme diyorlar. Vaadolunduğun cennet ile sevin diyorlar. Melekler bu müjdeleri verirken ruhumuzu Allah’a teslim ediyoruz. (Nahl:16/32, Fussılet:41/30, 31)

Ne güzel düşünce, ne güzel rabıta... Allah bütün mü’minlere, bize de nasip etsin. Amin. Allah’ın bütün lütufları seninle beraber olsun. Aziz kardeşim. Mehmet Solmaz.

25. 03. 2012 

Canım kardeşim Nâim bey! Selam ederim.

Allah’tan sağlık, afiyet dilerim. Ayağa kalkmanı kürsüye

doğru yürümeni, kürsüye çıkıp Ümmet-i Muhammed’e “Ey Müslümanlar!” diye gür sesinle hitap etmeni can-u gönülden istiyorum. İnşaallah! bu dileğim yerine gelir.

Aziz kardeşim! Bildiğin bir Hadis-i Şerif’i nakledeceğim. 

Peygamberimiz (s.a.v) buyurur ki:      “Mü’minin işi hayret vericidir. Çünkü işinin hepsi onun için hayırdır. Bu hal yalnız mü’mine mahsustur.

Mümine sevinecek bir şey gelse şükreder, bu onun için hayır olur. Başına bir bela gelse sabreder, bu da onun için bir hayırdır.”

Sağlık, servet, makam sahibi, enva-i çeşit nimetler içerisinde iken, büyüklenmek, şımarmak, sıkıntı veren şeyler karşısında yeis’e kapılmak olgun bir mü’minin yapacağı bir iş değildir.

Sağlık, servet ve dünyalıklara sahip olmak karşısında şükretmek, şımarıklığa engel olduğu gibi sevaba da, Allah katında yüce derecelere kavuşmaya da sebep olur. 

Arzu etmediğimiz sıkıntılara sabrettiğimiz zaman, sıkıntımızın yeni sıkıntılara sebep olmasını önlediğimiz gibi, hatalarımıza, günahlarımıza keffaret olur, şükredenlerin kavuştuğu derecelerin üstünde bir dereceye de Allah katında kavuşuruz.

Çünkü sabır, sıkıntının, hastalığın ve belanın hayra dönüşmesine sebebep olur.  “Sabredenlerin  mükâfâatı sonsuz olarak verilecektir. ”(Zümer:39/10) 

  Aziz kardeşim Nâim bey! Allah’tan hepimiz hakkında hayırlısını diliyorum. Mehmed Solmaz

 08. 05. 2012

Sevgili kardeşim. Mailini aldığım zaman yüzünü görmüş gibi seviniyorum. Biraz daha sık gönder. Çünkü bilirsin ki, seni severim. Dualarına muhtacım. 

    Sağlığıma gelince, elden gelen her şey yapılıyor. Ara sıra hastaneye yatıyorum ve kemoterapi alıyorum. O da beni çok yıpratıyor ve yoruyor. Ancak yapılacak başka bir şey de yok. Bu işin kesin tedavisi biliyorsun ki yok. Ama biz Müslüman’ız. Allah’ımızdan ümit kesmeyiz. Ne yapacağı belli olur mu? Yiyip içiyorum. Evin içinde, dış bahçede yürüyebiliyorum. Bunlara da şükrediyorum. Şimdi de sen sağlığınla ilgili bana bilgi ver bakalım. Allah’a emanet ol. Nâim

20 05 2012 

Canım kardeşim Naim Bey. Önce selam eder, Allah’tan dünya ve ahirette bahtiyar olmanı niyaz ederim. 

Zat-ı âliniz de benim sağlığımı soruyorsunuz. Prostat, astım ve romatizma rahatsızlığım var. Ama onlar şimdilik bana hakim değiller, ben onlara hakimim, elhamdülillah sağlığım yerinde diyebilirim, sol kulağımda işitme duyusunu büyük ölçüde kaybettim. Solumda olanların konuşmalarını zor duyuyorum. 

Bugün Kılıçarslan ile görüştüm. Tekrar hastaneye yattı, durumu iyidir dedi. İnşaallah daha iyi olursun. 

Zat-ı âlinizle görüşmeyi çok arzu ediyorum ama ailevi sebeplerden dolayı İstanbul’a gelemiyorum. Cenab-ı Hak sağlıklı olarak hem bu dünyada hem cennetinde bizleri buluştursun. Selamlarımla gözlerinden öperim. Aziz Kardeşim. Mehmet Solmaz.

20. 05. 2012

Sevgili dostum. İletini aldım. İhtiyarlık hastalıklarından rahatsız olduğunu belirtiyorsun. Astım, prostat ve kulak rahatsızlığı. Sen hastalıkları kontrol altında tutabiliyorsan büyük problem yok. Ancak ipin ucunu bırakma. Biliyorsun, tedavi olmak peygamber emridir. İstanbul’a niçin gelemediğini anlayamadım. Sağlık olsun. İstanbul’a gelmek farz, vacip değil. Sen kendine iyi bak, can’ın sağ olsun, gerisi önemli değil. Benimle ilgili bilgileri Kılıçaslan’dan almışsın. Daha iyi olmam için bana bol dua et. Senin iletini aldığım gün cevap veriyorum. Sen biraz geç cevap veriyorsun. Gene de teşekkür ediyorum. Sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Kardeşin Nâim.

16. 08. 2012

Can kardeşim. Allahın selamı, rahmeti, sıhhati ve afiyeti  zatınla birlikte olsun.

Ramazan geldi, Kadir geldi. Sağlıkla, ihlasla Ramazanın, Kadir Gecesi’nin kadrini bilenler yaşadılar. Çok çok sevaba erdiler.

Nâim kardeşim oruç tutamadı, bu sevapların hepsine nail olabilecek mi? diye düşündüm Bir çıkış yolu bulamadım derken Âyet-i Kerime imdadıma yetişti. Zümer suresi ayet 10 da Allah: “Sabredenlere mükafatları elbette hesapsız verilir” buyurur. Başka hesapsız

sevap verdiği şey var mıdır? diye aradım. Allah hesapsız rızık veriyor. Ama sabrın dışında hesapsız sevap verdiği bir şey yoktur. Naim kardeşim de sabrı ile hesapsız sevaba kavuştu. Zarar etmedi. Hesapsız sevabın sahibi oldu, dedim, sevindim. İnşaallah dediğim gibi olmuştur. Kılıçarslanla görüştüm. Evde dedi. Daha iyi dedi. Buna da sevindim. Arzumuz sağlığınıza tamamen kavuşmandır. Benim dünyevi

dileğim budur. Uhrevî dileğime gelince beraber cennete girmek “Vele deyna mezid” sırrına ermektir. Bayramın mubarek olsun. Sağlık ve afiyetle nice bayramlara sevdiklerinle birlikte kavuşasın. M. Solmaz

13. 01. 2013  

Selamün aleyküm. Aziz kardeşim “Cuma Mektupları” ile teselli oluyoruz. Sağlığı elverişli ki, mektupları yazabiliyor diyebiliyoruz. Bu teselli benim için kâfi gelmiyor.

İmkan olursa bu mektubu alınca tafsilatlı özel bir mektubunu bekliyorum. Şu anda neredesin? evde mi, hastahanede mi?Hastalığın seyri nasıl?  Nasip olurda İstanbula gelirsem zat-i âlinizi eski sağlığınızda, eski neşenizde görmek istiyorum. Allah bunu bana nasip etsin. Amin.  Dareyn saadeti duası ile. . M. Solmaz

15/1/2013

Sevgili kardeşim. Gönderdiğin iletiyi okudum; sanki seni görmüş gibi oldum ve sevindim. Bundan önce mesaj gönderilmesini arzu ettiğin dostlara cuma mesajlarını gönderiyorum. Aziz dostum. Hastalığım devam ediyor. Teferruatını uzun uzun anlatmayı sevmiyorum. Rabb’imden bana gelen bir armağan bu. Ben de O’nun kuluyum. Boyun büküp rıza göstermekten başka yapacak bir şey yok. Yiyip içebiliyorum. Öteki gündelik ihtiyaçlarımı Rabb’ime hamd olsun görebiliyorum. hastalığımın adı prostat kanseri. Tedavisi olmayan kötü bir cinsi. “Küçük hücreli” diyorlar. Verebileceğim bilgi bu kadar. Bir takım ilaçlar kullanıyorum ama bunlar tedavi edici değil. Ağrı kesici ilaçlar...

Sevgili dostum. Okuyorum, yazıyorum, internetle oyalanıyorum. Allah ne kadar diledi ise yaşayacak, ondan sonra da her kul gibi dostlara veda edeceğim. Şimdiden dostlardan helallik diliyorum. Son nefeste Allah’tan Şehadet Kelimesi diliyorum. Benim hakkım bütün mümin kardeşlerime helal olsun. Özellikle çok sevdiğim Solmaz kardeşime...

Sen beni boş ver de kendini anlat. Kimleri görüyorsun.Bilgi ver. Henüz İstanbul’a geçmedim, Medinecik’teyim. Sanıyorum beş on gün içinde geçerim. İstanbul’a gelirsen, kısmetse görüşür, koklaşırız. Sevgi ile gözlerinden öpüyor, saygı ile seni kucaklıyorum. Haneden haneye selam ve dualar. Nâim

23. 01. 2013

Aziz Nâim Bey kardeşim ! Kâinatın Efendisi’nin doğum gecesi “Mevlid Kandili’nin  başta zat-i âliniz olmak bütün ümmet-i Muhammedin maddî ve manevî dertlerine deva olmasını Allah’tan niyaz ederim.

Peygamberimiz (s.a.v) doğduğu gibi öldü. Ölüm acısını duydu. ”Her canlı ölecek” hükmüne tabi oldu.  Allah sonumuzu hayır eylesin. Acımızı sevaba çevirsin. İmanla ahiret alemine geçmeyi nasip etsin. Arzumuz bu. Sevdamız bu. Ya Râb! bütün ümmet-i Muhammede de, bize de Müslüman hüviyeti ile tekrar dirilmeyi nasip et. Amin. 

  Aziz kardeşim! Dünyada Müslüman olarak bahtiyâr bir önderdin. Dileğim ahirette de  bu hüviyetle muamele görmen ve bu aciz kardeşini de yanına istemendim.  Allah’ın rahmeti, bereketi ve selameti üzerinize olsun. M. Solmaz

01. 03. 2013

Benim sevgili dostum. Senin bulunduğun yerlere tırmanacak manevi sermayeye sahip olmadığımı biliyorum. Ama bir garip kul ve senin kadim dostun olarak, kesip  yukarıya yapıştırdığım içli duana “ÂMİN!” diyorum . Sevgi, saygı ve dualarımı iletiyorum. Nâim

15. 05. 2013

Selamün aleyküm! Gönderdiğin son mektubunu da sevinçle okudum. Allah razı olsun dedim. Sonundaki not’a baktım. ” 62 ve Solmaz yaşıyor mu? Gören haber versin” demişsin. 62 kimdir bilmiyorum ama “Solmaz yaşıyor, mu”yu üzerime aldım.

Elhamdü lillah yaşıyorum. Günderdiğin mektupları okuyorum. Elhamdülillah iyidir ki mektupları yazıyor diye seviniyorum.  Mektubu yazmadığın hafta Kılıçarslana telefon ediyor, bilgi alıyorum. Mektuplarını resminin altına sıraya koyuyorum. 45 sayfa oldu. İnşâallah

ileri de kitap olacaktır.

İhtiyarlık çukuruna girdim, ama halimden şikayetim yok, şikayete hakkım da yok. Allah ömür verdi yaşadık. Durmadan verdiği havayı teneffüs ettik, enva-i çeşit nimetlerinden faydalandık. Elimizden geldiği kadar dinine hizmet etmeye çalıştık. Allah sonumuzu hayır eylesin. Ahiret ayrılığı vermesin. Cennetinde, rızasına ermemizde buluştursun. Ben iyiyim. Yazmaya çalışıyorum. Bir kaç eser basıma hazır hale getirdim. Bir kaçı üzerinde de merhum Erbakan usulünü takip ediyorum. Birinden yorulunca diğerine başlıyorum. Zat-i âlinize sık yazmayışımın sebebi rahatsız etme endişesidir.  İnşâallah tam sağlığına  kavuşursun da eskisi gibi Hakkı duyurmak ve ilan etmek için bütün gücünle çalışırsın. Allah’a bunun için dua ediyorum. Allah sonumuzu hayır eylesin. Seni bağrıma basar, gözlerinden öperim aziz kardeşim Nâim Bey! Solmaz

16. 05. 2013

Sevgili dostum, Aziz kardeşim. Allah’ıma şükürler olsun ben iyiyim. Senden 1. elden haber aldığım için mutlu oldum; beni sevindirdin, Allah da seni sevindirsin. 15 sene kadar oldu, Kazakistan’ın Türkistan bölgesinde Şeyh Ahmet Yesevî Hz’nin türbesini ziyaret ettiğimde gördüğüm bir olayı hatırlattın bana. “İhtiyarlık çukuru” söylemi ile oraya gitmişim gibi canlandı hatıram. Yesevî, 63 yaşına girdiğinde yerin altına merdivenle  inilen bir çukur kazdırmış ve “Hz. Peygamber 63 yaşında dünyayı terk etmiş, ben haddimi bilirim, bakın şahit olun ki,  ben de bu çilehaneden dışarıya çıkmayacağım. O’nun terk ettiği yaşıma girdim mi bende dünyayı terk ediyorum” demiş. Geriye kalan uzunca ömrünü orada kitapları ile tamamlamış. Orayı daha sonra türbe hâline getirmişler, kızıl rejim döneminde oralar harap olmuş fakat rahmetli Turgut Özal orayı orijinal şekli ile restore ettirmiş... Vs.

Yaşlılık çukuruna hepimiz girdik, lâkin kör nefis bir türlü kabul etmiyor. Bari yazıp çizerek bu boş vakitleri hizmete ayıralım diyerek bir şeyler çizip yazıyorum. Sağdan soldan gelip gidenler olursa onlarla sohbet ediyorum. Kimi zamanlarda da istirahat etmem gerekiyor. Kilo almamak için pisboğazlığı terk ettim . Asgarî taam ile yetiniyorum. Kur’an okuyorum, Siyer okumayı eskiden beri çok severim. Ona devam ediyorum. TV haberlerini dinliyorum. Özlediğim dostlara böyle özel notlar gönderiyorum. 62, Mehmet Ali Sarı’dır. Gördüğümde selâmını iletirim. Sana teşekkür ederim. Sıhhatin için dua eder, duanı beklerim. Nâim 

Canım kardeşim, ihtiyarlıkta bilgisayar ve internet öğrenmeye kalkınca böyle oluyor. Zat-âlinize mektup yazdım. Göndermek için yarım saatten fazla uğraştım. Gönderince oh dedim, sevindim. Sevincim kursağımda kaldı. Zat-i âlinizin mektubu yerine başkasını göndermişim. Özür dilerim. Mektubunu yine göndermeye çalıştım. Gönderemedim. Torunum Burak imdadıma yetişti. Onun vasıtası ile gönderdim. Göndermek istediğim mektup şu idi:

Son mektubum

Selamün aleyküm 31. 07. 2013

Aziz kardeşim Naim bey! Ramazan ayının son günlerini yaşıyoruz. Ramazanlarda zannederim en az iki camide konuşurdun. . Müslümanlara yol gösterir, Allahın ve Rasûlünün emirlerini öğretir, yasaklarından kaçınmalarını, Müslüman olarak yaşamalarını isterdin. 

Aşk ve coşku ile yaptığın bu konuşmalara camide bulunan duvar taşları, avizeler, halılar, üzerinde oturduğun kürsüler, seni dinleyen insanlar, iyilik timsali olan görülmeyen melekler şahitlik eder, amel defterin inşâllah sevaplarla dolardı. 

Allah seni bu vazifeden aldı. Yeni bir vazife ile görevlendirdi. Görünüşte sevimsiz, zor, acı ve ızdırap veren bir vazife. Hastalık. Hazreti Eyyub Âleyhisselamı’n mübtela olduğu hastalık...

Şimdi hastasın. Neşen yok. Dermanın yok. Aşk ile coşup konuşamıyorsun. İstediklerini zevkle yiyemiyorsun. Sevdiğin insanlarla gezip dolaşamıyorsun. . Hep olumsuzluklar. Acı ve ızdırap veren şeyler...

Ama bütün bu olumsuzluklara karşı şikayet etmeden, isyan etmeden sabırla hastalığa karşı direnenlere Allah’ın verdiği mükâfât, hiçbir mükâfâtla ölçülemeyecek derecede büyüktür. Bunu biliyorsun. Allah, Zümer Suresi’nin onuncu ayetinde bu mükafatın hesapsız, sonsuz olarak verileceğini bildiriyor. İnşâallah bu mükafat seninledir. 

Şu an ne durumda olduğunu bilmiyorum. 

Aziz kardeşim. Sabrettiğini biliyorum. Yine de sabret...

Allahın sonsuz mükâfâtı seninle beraber olsun. 

Allah hakkında hayırlısı ne ise onu versin. 

Bizim niyazımız sağlığa kavuşman, kürsülerine dönmendir. 

Aziz kardeşim seni Allah için seviyorum. 

Sevmemin sebepleri çoktur. İkisini beyan edeyim. 

Bütün buluşmalarımızda, konuşmalarımızda maldan, mülkten, evden, arabadan, makamdan bahsettiğini hiç görmedim, duymadım. 

Nice arkadaşlarımızın bunları elde etmek için kapı kapı dolaştıklarını gördük ve duyduk. 

Hukuk tahsilini tamamlayan bir insan olarak konuşma kabiliyetin ve üstün beşeri münasebetlerinle ünlü bir avukat, hakim ve savcı olabilirdin, Üst makamlarda da vazife alabilirdin. 

Bunların hiçbirine iltifat etmedin. 

Düşük bir maaşla da olsa irşat vazifesinde kaldın

Bu vazifeden emekli olmana rağmen irşat vazifesine devam ettin. 

Bu niteliklere sahip olmak büyük bir mazhariyettir. 

Yine zat-ı âlinizle nice zenginlerle birlikte bulunduk. 

Zenginler genellikle paranın verdiği cüretle bilir, bilmez konuşurlar, bir çok insanda zenginliğinden dolayı ellerini ovalayarak onları dinlerler. 

Sizin bulunduğunuz yerde zenginler ellerini ovalarlar, sizi dinlerlerdi. Onlar size değil, siz onlara hakim olur, yol gösterir, vazifelerini hatırlatır, irşat ederdiniz. 

Ben de içimden sizin için, ‘Allah razı olsun’ derdim. 

Aziz kardeşim Ne diyeyim? 

Allah sonumuzu hayır eylesin. 

Bütün hastalarla beraber size de şifa versin. 

Bu dünyada buluştuğumuz gibi Cennet’te de buluştursun. Âmîn. 

Selamün aleyküm. Mehmed Solmaz

Bu mektup son mektubum oldu. 

Naim kardeşimin son mektubu 

04. 09. 2013

Sevgili dostlarım, kardeşlerim! Elimde olmayan sebeplerle sizlerden uzak kalmış olmam beni de çok üzüyor. İnşâallah güzel Rabbim daha güzel kapılar açar. Verdiklerine, şunca nimetlerine, her türlü şükür ile şükürler olsun. Bir şeyler yazabilince sizleri görmüş gibi mutlu oluyorum . sıhhat ve afiyetimize dualar edelim. Doktorlar bu cihazlardan uzak durmamı söylediler; ben de onların söylediklerine uymaya çalışıyorum. Yusuf kardeşimin kısa bir raporunu istiyorum. Ziya beye geçmişler olsun diyorum. Bütün kardeşlerime sevgiler, dualar. 

Bu mektupla Nâim kardeşimizin Cuma sohbetleri ve Mektuplaşma sona erdi. Cuma sohbetlerini, mektuplaşmayı bekleyenlerin üzüntüsüne payan yoktu. Sohbetler ve özel mektuplar Nâim kardeşimin yaşama belgesi idi. Bu ayrılık üç ay kadar sürdü. Üç ay sonra Nâim kardeşimin iki cümlelik internet mektubu geldi:

 03. 01. 2014

Dostlarım, sizler benim hayat ağacım, bahçedeki güllerimsiniz. Ben buradayım , Medinecik’te dualarınızı alıyor, fazlası ile de karşılık veriyorum. 

Nâim kardeşimizin bu mektubuna aynı gün verilen bir cevap da internete düştü..

03. 01. 2014

Hocam , sizden haber almak çok sevindirdi beni. Bizim de dualarımız sizinle. Nurşen K. UYANIK

Nâim kardeşimizin bu seslenişi son seslenişi oldu. Damadı Kılıçarslan telefon ediyor, Bilgi alıyordum. Bazen hasta, bazen iyidir, diyordu. Yine telefon ettim. Telefona bir hanım çıktı. Kılıçarslanın eşi misin? dedim. Evet dedi. Ben baba’yın arkadaşı olurum. Ankara’dan telefon ediyorum. Baban nasıl, ayağa kalkabiliyor mu, yürüyebiliyor mu? dedim. Ayağa kalkamıyor dedi. Konuşamadım, zannederim karşı tarafta konuşacak durumda değildi. Şifa dileyerek telefonu kapattım. Sonradan öğreniyorum ki, Naim kardeşimin kemikleri erimiş. Konuşma kabiliyeti kalmamış, aklı başında imiş, işaretten anlıyormuş. Zannederim on beş, yirmi gün sonra internetimize ve cep telefonlarımıza şu haber düştü. 

06. 08. 2014. 07:50

Bugün 06 Ağustos 2014 Naim hocamızı kaybettik. Yarın Tavşanlı köyündeki Akşemsettin sitesinden öğle namazını müteakip kılacağımız cenaze namazı sonrası, Tavşanlı Köyü mezarlığına defnedeceğiz. 

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn” dedim. 

Cenaze namazını kılmalıyım. Gece on iki otobüsüne binersem yetişirim dedim. Torunum Burak’tan telefon geldi. Dede sabahleyin ben seni götürürüm, dedi. Ertesi gün saat 9’da yola çıktık. Tavşanlı köyüne vardığımız zaman yolda jandarma tertibat almış. Cenazeye gelenlere yol gösteriyor, trafık düzenini sağlıyordu. Nâim kardeşimizin Medineciğine ulaşamadan arabamızı bırakmak mecburiyetinde kaldık. Bir, bir buçuk km yürüdük. 

Akşemsettin sitesine vardığımız zaman çok sevdiği iki Mehmetçik sitenin kapısında nöbet tutuyordu. Köyün içi dostları ile dolu idi. Cami de hafızlar Kur’an-ı Kerim okuyordu. Öğle ezanı okundu. Okuyuşta bir başkalık vardı. Öğle namazı ve cenaze namazı kılındı. Cumhurbaşkanımız muhterem Recep Tayyip Erdoğan’ın, Naim kardeşimizin vefatından dolayı duyduğu üzüntü ve baş sağlığı dileklerini Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu dile getirdi, güzel bir konuşma yaptı.

Cemaat çoktu, her taraf dolu idi. Fakat gürültü ve telaştan eser yoktu. Sükünet hakimdi. Gün 7 Ağustos’tu. Hava açıktı, fakat sıcak değildi. Mezara ihtiyarlar için oturaklar getirmişler, oturduk. Sular verdiler, içtik. Yasin-i Şerif’in her sayfasını ayrı iki hafız okurken, Nâim kardeşimin nâşını mezara indirdiler, İlâhi rahmete emanet ettiler. Bir hoca efendi içli bir dua yaptı. Defin tamamlandı. 

İki delikanlı baş sağlığı dileklerini kabul etmeye başladılar. Yaklaştım Birine sen Kılıçarslan mısın? dedim. Evet dedi. Baş sağlığı diledim. Sitenin misafirhanesine davet ettiler. Etli pilav, tatlı ve pide ikram ettiler. Yemekten sonra kılıçarslanı aradım, buldum. Hacı hanımı görebilir miyiz? Baş sağlığı dilesem, hatim okudum, duasını yapsam dedim. Evin her tarafı kadınlarla dolu, ben de göremedim dedi. Öyleyse hürmetlerimi, selamlarımı ve baş sağlığı dileklerimi ilet dedim. Ankara’ya dönmeye karar verdik. Dil ovasını geçtik hava bozulmaya ve yağmur yağmaya başladı. 

Yol boyunca yağan yağmurdan zaman zaman önümüzü göremiyorduk. Evin önünde arabadan indiğim zaman yağmur, aynı şiddetle yağıyordu. 

Bir kaç gün sonra merhum Nâim kardeşimin bir aile dostuna telefon ettim. Hacı Hanım’ın rahatsız olduğunu biliyorum. Şimdi nasıl? diye sordum. Nâim kardeşimize gece gündüz baktı. Hiç bir hemşire onun gibi bakamazdı dedi. Ben de Allah Hacı Hanım’dan razı olsun diye karşılık verdim. 

Peygamberimiz (s.a.v); ”Bir hanım beş vakit namazını kılar, Ramazan orucunu tutar, iffetini korur ve kocasına itaat ederse cennete girer” buyurur.(1)

İtaatin ölçüsü kocanın razı olmasıdır. Naim kardeşimiz de hanımından razı idi. Hacı Hanım’a ve yavrularına sağlık ve afiyetle hayırlı, makbul ibadetlerle dolu uzun ömürler, Naim kardeşime de sonsuz İlâhî rahmet dilerken, nesillerinden ümmet-i Muhammed’e hizmet edecek yeni Naimler ihsan etmesini Allah’tan niyaz ederim.

____________________

(1) Muhtarul’ehadis, sh:15, 1959, Mısır. 

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle