BİYOGRAFİ

 Hocamız M.Cemal Cebeci
 Kayseri İmam-Hatip Lisesi’nde müdürlük vazifesini yapan hocamız M. Cemal Cebeci, talebeleri ile bir arada bulunmaktan ve onları dinlemekten büyük bir zevk alırdı.

 

Hocamız M.Cemal Cebeci
YAZI BOYUTU :

N. Mehmet SOLMAZ

Kayseri İmam-Hatip Lisesi’nde müdürlük vazifesini yapan hocamız M. Cemal Cebeci, talebeleri ile bir arada bulunmaktan ve onları dinlemekten büyük bir zevk alırdı. Toplantılarımızda serbest sohbetler yapılır, Aşr-i Şerif’ler okunur, hatim duası yapılırdı. Hocamızın da katıldığı son toplantı 12 Mayıs 2017 tarihinde Profesör Dr. Ali Şafak Bey’in evinde yapıldı. Bu toplantı aynı zamanda bu senenin son toplantısı idi. Bu toplantıda Hocamız hepimizle ayrı ayrı helallaştı. Adet olmadığı halde, resimler de çekildi. Bu toplantıdan dağılırken hepimizde ayrılığın bir burukluğu vardı. Hocamız sağlam bir Müslümandı. Hakka, hukuka ve adalete son derece riâyet ederdi. Her işinde Allah’ın rızasını gözetirdi. Biz bunların şahidiyiz. Ya Rabbi! Şahadetimizi kabul eyle. Hocamız 94 yaşında “Doksanüç Yılın Ardından” kitabını yazdı. 98 yaşında 18 Haziran akşamı telefon edenlerle helallaşıyor. 19 Haziran 2017 tarihinde sahur vakti vefât etti. Makamı cennet olsun.

Hocamız M.Cemal Cebeci

KAYSERİ’DE Taşçıoğlu Kur’an Kursu’nun tek katlı ek binasında, 1951 yılında üç sınıf olarak İmam-Hatip mektebimiz açıldı. Bizim sınıf bordrum katında idi. İkinci sene İstanbul yolu üzerinde Gazipaşa ilkokulu binası karşısında birinci kat inşaati tamamlanan yeni okul binamızda eğitime başladık. Birinci sınıfa yeni talebeler gelmiş, sayımız çoğalmıştı. Sınıfımız geniş ve güzeldi. Güneş alıyordu. Okulumuzun rahatça dolaşabileceğimiz bir sahası vardı. Yeni öğretmenlerimiz de gelmişti. Biz ders yaparken ikinci katın inşaatında çalışan işçilerin zaman zaman çıkardığı gürültüleri geliyordu. Biz de zaman zaman ikinci kata kullanılacak tuğlaları çıkarırdık...

Birinci sınıfta okulumuzu vekaleten idare eden lise edebiyat öğretmeni Nihat Çetin hocamız, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakultesi asistanlığına gideceği için gelmiyordu. Okulu öğretmenler idare ediyordu. Bazı dersler boş geçiyor, bazı derslere öğretmenler geç giriyor, geç çıkıyordu. Bazan talebeler de temizlik işlerin de kullanılıyordu.
1953 yılı Nisan ayında yeni müdürümüz geldi. Adı M.Cemal Cebeci idi. Yeni müdürümüzü haftalık ders başlangıcı toplantısında konuşurken gördük. “Bu okulda öğrendiklerinizi” yaşayacaksınız. Halkın size olan güven ve ilgisine örnek bir yaşayışla karşılık vereceksiniz mealinde bir konuşma yaptı. Disiplinden bahsetti. Disiplinin sevgiye ve saygıya dayalı olacağını bildirdi.
Kısa zamanda yeni Müdürümüzün idaresinin tesirleri görülmeye başladı. Zamanında derslere giriliyor, zamanında derslerden çıkılıyordu. Boş geçen derslere yeni öğretmenler giriyordu. Her taraf pırıl pırıl, tertemiz olmuştu. Üstelik talebeler de temizlik işlerinde kullanılmıyordu.
Babası Kara Müftü’yü, sonra merhum Mehmed Cemal Cebeci Hocamızı tanıyalım. Zamanın en büyük âlimlerinden ve hatiplerinden olan “Kara Müftü “ adı ile anılan Numan Cebeci Develi’lidir. Develi’nin Çöten köyündendir. Develi Müftüsü’dür.
İlmî tahsilini Kayseri’de “Gözübüyük Medresesi”nde tamamlar. Hafızasının kuvvetli oluşu, zekâsı, çalışkanlığı ve konuşma kabiliyeti ile kısa zamanda medreselerdeki arkadaşları ve halk arasında tanınmış bir insan olur.
Kayseri’de medrese eğitimini tamamlar. Doğduğu yere döner. Önce medrese müderrisi, sonra da Develi müftüsü olur.
Hocam babasını şöyle tanıtır:
“Babam kısa boylu ve esmerdi, asabî mizaçlıydı. Mahalli şive ile konuşan kuvvetli bir halk hatibi idi. Kürsüye küçük bir kağıt parçasına yazılmış kısa notlarla çıkar, saatlerce konuşabilirdi, dinleyenlerde en ufak bir bezginlik sezilmezdi. ”
Milli mücadeleye verdiği fetva ile, âteşîn konuşmaları ile halkın teşkilâtlandırılmasında mahallinde önderlik eder.
1928 yılı Ramazan ayında Kara Müftü’nün vaaz ettiği cami kapısına “Fitre ve Zekâtınızı Tayyare Cemiyetine Veriniz” afişi asarlar. Cemaat dağılırken biri afişi gösterir.
Müftü efendi: “Yapıştırılacak yer mi bulamamışlar? Burası cami kapısıdır” der afişi yırtar, atar.
İnkılâplara karşı gelmek ve halkı cumhuriyet aleyhine kışkırtmak isnadı ile savcılığa şikayet ederler. Tutuklanır. 43 gün Develi’de hapishanede kalır, yargılanmak üzere Kayseri ağır ceza mahkemesine tutuklu olarak sevk edilir. 30 günde Kayseri’de tutuklu kalır. Bütün şahitler Müftü Efendi’ye iftira edildiğini, hadise afiş yırtmaktan ibaret olduğunu söylerler. Avukat Sait Azmi Feyzioğlu; “Afiş bir derneğe aittir. Bunun cezası da 5 lira para cezasıdır” der. Mahkeme de 5 lira para cezası ve beraat kararı verir...
Cumhuriyetin ilân edilmesi ile, din hizmeti görenler ve dini yaşayışa sahip olanlara sakıncalı
Gözü ile bakılır. En küçük bir şikayette genellikle tutuklanır. Aylarca hapishanede kalırlardı. Zamanın en büyük ve tanınmış âlimlerinden biri olan Develi Müftüsü bile sakıncalı olmaktan kurtulamıyor, bir afişi yırttığı için inkılâp düşmanı ithamı ile 73 gün hapishanede tutuluyor.
*
Kara Müftünün, Develi de müftü olarak kalması sakıncalı görülür. Ankara’nın Kalecik Kazası’na sürülür. Bir sene sonrada isteği üzere Haymana’ya nakli yapılır. Haymana’da iken Menemen hadisesi olur. Müftü efendiyi de yakalarlar, ellerini kelepçelerler. Menemen’e gönderirler. On gün sonra geri döner. Defalarca vazifesinin Develi’ye naklini ister. Naklini yapmazlar. Emekliliği geldiği için 1935 yılı Eylül ayında 27 lira maaşla emekli olur. Develi’ye döner. Kalan ömrünu Develi’de geçirir, hizmetlerine, ders okutmaya devam eder. Abdullah Develioğlu ve Ahmed İslamoğlu gibi âlimleri Kara Müftü yetiştirir...
Hastalanır. Hastalığı üç ay sürer. Şuurunu hiç kaybetmez. Bir komşusu “ölümden korkuyor musun? diye sorar. “İmansız gitmekten korkuyorum” der. 12 Nisan 1959 günü 86 yaşında vefat eder.
Kalabalık bir cemaatle cenaze namazı kılınır. Everelek’teki aile mezarlığına defnedilir.
Merhumun iki eşi, on evladı vardı. Geçim sıkıntısı içinde yaşardı. Şikâyette bulunmaz, daima hamdeder ve şükrederdi...
Talebelerinden Kayseri ve Adana’da müftülük yapmış âlim, mutasavvıf ve müellif Abdullah Develioğlu uzun bir mersiye yazar. O mersiyeden bir kıta alıyoruz:
“Gitti de boynumu büktü
Eyledi guyâ dünyayı vîrân.
Âlim ölürse yıkılır âlem
Demiş hadiste Mahbub-u Mennân.”
Merhum Abdullah Develioğlu başka bir mersiyesinde de şöyle söyler:
“Yine gönlüm kederlendi, bu gözler yaşla doldu.
İlim ocakları söndü, Hakk’a gitmiş Hacı Numan.
Yerle ile gök hemen ağlar, melekler bî-tüvan ağlar.
Benim gibi olan ağlar, Hakk’a gitmiş Hacı Numan.
1958 yılı Ramazan ayında mektep olarak Develi’ye irşad için gittiğimizde Merhum Kara Müftü’nün elini öpmüştük.
Hocamız ve yeni Müdürümüz, Cemal Cebeci Kara Nüftü Numan Cebeci’nin altıncı ve en küçük oğludur. 1919 yılında Develi’de doğmuştur.
1925-1926 eğitim yılında ilk okula başlar. 2. sınfta iken Kur’an harfleri ile eğitim yasaklanır, lâtin alfabesi ile başlar. 3. sınıfı da develi’de okur.
Dört ve beşinci sınıfı babasının sürgün yeri Haymana’da okur, okul birincisi olarak mezun olur. Meşhur Ankara Valisi Tandoğan Hayman’ayı ziyaret eder. Toplantıda Müftü’yü Valiye takdim edeni “Müftü Efendi’nin çok zeki ve çalışkan bir oğlu var, okulu birincilikle bitirdi, ”der. Vali “Çocuğu ben okutayım, dilekçe verin” der. Dilekçe verilir. Fakat Ankara ili doğumlu olmadığı için Ankara valiliğince okutma işi suya düşer.
Orta okulu Develi’de okur ve mezun olur. Aile geçim sıkıntısı çekmektedir. Cemal Cebeci Hocamız ağabeyi Ahmed’in parasız yatılı okula kayıt olduğunu düşünür, kendisi de parasız yatılı okulda okumak ister. İsteğini babasına arz eder. Babası izin verir. . Sivas parasız yatılı erkek öğretmen okuluna kaydını yaptırır.
Öğretmen okulunda arkadaşları ile namazlarını hademe odasında, bazen de merdiven altında karton üzerinde kılarlar. Okul şehir dışında olduğu için cuma namazlarına gidemezler...
10-15 kişilik arkadaşı ile Ramazan orucunu tutarlar. Hademeler Ramazan’da öğle yemeklerini saklarlar, sahurda verirlermiş.
İdare oruç tuttuklarını anlayınca, sahura ayrılan yemekleri döktürmüş, bir kaç gün oruç tutamamışlar. . Tekrar oruç tutmaya başlamışlar, İdare de öğle yameklerini sahurda yemelerini görmezden gelmiş. Öğretmenlerden yalnız Tarih-Coğrafya öğretmeni oruç tutarmış...
*
Hocamız öğretmen okulundan mezun olur. Hatay’a öğretmen olarak tayin edilir. Bir yıl öğretmenlik yaptıktan sonra 1940 yılında askere çağrılır Askerliğini Almanların Türkiye hudutlarına dayandığının verdiği sıkıntılar içerisinde yedeksubay olarak Trakya’da geçirir, terhis sonrası Hatay’daki okuluna döner. Bir taraftan öğretmenlikle meşgul olurken diğer taraftan Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yüksek tahsilini yapmaya hazırlanır. Yazılı ve sözlü imtihanları kazanır.
Gazi Eğitim Enstitüsü’nde yüksek tahsilini yatılı olarak tamamladıktan sonra Kayseri Erkek Sanat Enstitüsü’ne 1947 mayısında öğretmen olarak tayin edilir. Oradan da mektebimize müdür olarak gelir.
Bazı hizmetlerini anlatmıştık. Anlatmaya devam edelim:
Hocamız ders esnasında ya sınıfta derste ya da müdür odasında masasının başında idi. Bu zamanların dışında mektebin fahri bir çalışanı gibi gece gündüz çalışıyordu. Okul derneği ile, fahri çalışanlarla, idari makamlarla devamlı temas halinde idi.
Hocamızın emri ile okul binasının İstanbul tarafında bulunan boş olan iki sınıfı mescid haline getirildi. Cuma namazı kılınmak üzere müftülükten izin alındı. Cuma günleri okulun giriş kapısında çifte ezan okunuyor. Dördüncü sınıf öğrencileri vaaz ediyor, hutbe okuyor, namaz kıldırıyordu. Bu uygulama halk arasında mektebe karşı ilgiyi dahada artırdı.
Beşinci sınıfta iken Ramazan öncesi iki arkadaşımla Ramazan vaaz proğramı hazırladık, mescid’in kapısına astık. Ertesi gün müdür bey bizi çağırdı. Aferin, teşekkür ederim, vaaz proğramı hazırlamışsını. Ama burada bir idare var. İdareye haber vermek, izin almak
Gerekmez mi? herkes istediğini yaparsa disiplin nasıl nasıl sağlanır?” şeklinde konuştu. Çıkabilirsiniz dedi. Ertesi gün vaaz proğramımızın bazı değişiklerle mescidin kapısına asıldığını gördük. Bu hadise bana büyük bir ders verdi. Hayatım boyunca ferdî ve fevrî sözlerden ve hareketlerden kaçınmaya dikkat ettim. Birlik hâlinde çalışmaya önem verdim. Rahat ettim...
Mektebimizde talebelerin büyük çoğunluğu köylü çocukları idi. Mesken yönünden çok sıkıntı çekiyorlardı. . Biz beş talebe olarak Camii Kebir’in imam odasında kalıyorduk. Yıkanacak yeri, soba bacası bile yoktu. Ne sıkıntılar çektik...
Hocamızın telkin ve teşviki ile dernek harekete geçti. Kısa zamanda pansiyon binası yapıldı. Bize yatacak yer yapılıyor diye zaman biz de neşe ile zaman zaman tuğla ve kiremit taşıyorduk. Pansiyonun yanına da tek kat müdür evi yapıldı. Pansiyon öğrencilerle doldu.
Üç öğün yemek veriliyordu. Çift ranzalı yataklar vardı. Sıcak sulu banyo hazırdı. Akşam muntazam derse çalışılıyordu. Rahatımıza diyecek yoktu...
Müdür her gün bizleri sabah namazına kaldırırdı. Geceleyin kontrol ediyor, üstü açık olanların üstünü örtüyordu. Müdür bey de talebelerine karşı bir ana baba şefkati vardı.... .
İnsan oğlu bulunduğu rahata alışır, zamanla çektiği sıkıntıları unutur. Yeni yeni şeyler ister. Pansiyonumuzda da bu hâl meydana gelmiş. Biz görmedik. Görenler anlattı. İdare pansiyon için “Nuh’un Ankara Makarna”sından makarna ister. Kayserili olan merhum Nuh Eskiyapan bol miktarda makarna gönderir. Bazı talebelerde makarna yiye yiye usanırlar. Makarna yemeğini yemezler veya bir kısmını yerler, bir kısmını bırakırlar.
Hocamız bu durumu öğrenince yemek saatinde gelir. Önce Makarna yemeği yenir. Hocamız bir tabak daha makarna yer. Sonra ayağa kalkar şöyle der:
“Hergün etli yemekler, börek ve baklava ile sofralarımızı süslemek isteriz, ama kısıtlı bütçemizle bu kadar yapabiliyoruz. Sofrasında bir tas çorbayı bile bulamayanları düşünerek Allah’a şükredelim”
Talebeler mahcup olurlar, gerekli dersi alırlar. Birbirlerine yemek artırmamalarını tavsiye ederler.
 
Hocamızın bu hareketi, Hudeybiye’de Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in hareketini hatırlattı.
Umre için hareket edilmiş, Hueybiyeye gelinmişti. Müşrikler Umre için musaade vermedi. Elçiler geldi, gitti. Bir anlaşma yapıldı. Bu sene Umre yapılmayacak, gelecek sene yapılacaktı.
Anlaşma gereği Peygamberimiz Salllallahü Aleyhi ve Sellem ashabına:
“Haydi artık kalkınız, kurbanlarınızı kesip sonra başınızı tıraş ediniz”buyurdu. Bu emrini üç kez tekrar etti. Emre uyan görülmedi. Ashabın Kâbe’yi ziyaret arzusu gönüllerinde devam ediyordu.
Peygamber Salllallahü Aleyhi ve Sellem;Ümmü Seleme Validemiz’e “Emrime icabet etmiyorlar”dedi. ümmü Seleme:”Siz çıkınız, kurbanınızı kesip tıraş olarak onlara öncülük ediniz ”dedi.
Peygamber Salllahü Aleyhi ve Sellem kurbanını kesti ve tıraş oldu. Durumu gören ashab da kurbanlarını kestiler ve tıraş oldular.
İnsanlar öncülerine tâbiler. Öncüler daima iyilikte öncü olmalıdırlar. Şeytan ve Fıravun öncülüğünden vaz geçmelidirler....
Zaman geldi geçti. Son sınıf derken son sınıfın sonuna gelindi. Veda toplantısında diplomalarımız verildi. Veda toplantısının sonuda büyüklerin ellerini öptük. Arkadaşlarla vedalaştık, bizi hasretle bekleyen ailelerimizin yanına koştuk.
Veda toplantısında hocamız bir konuşma yaptı. İşte o konuşma
30 Haziran 1958
“Mes’ut bir hadisenin sevincini paylaşmak üzere, uzaktan yakından teşrif eden muhterem misafirler, aziz meslektaşlar, gönlümüzde coşup taşan asil heyecanın müvellidi genç yavrular!
Hepiniz bilirsiniz ki bütün hadiselerin bir başlangıcı, gelişmesi ve gayesine ulaşarak emeğinin meyvesini idrak ettiği saadet dolu bir sonucu vardır. İnsan bu sonuca ulaşmak için nelere katlanmaz ki!
Ebedî saadete erişmek yolunda hayatlarını ideallerine vakfeden Rasuller, Nebîler, Veliler, Alim ve Müttekiler adım başına karşılaştıkları güçlüklere şevkle göğüs gerdikleri içindir ki yüz yılların ötesinden nuranî simaları, faziletli fiil ve hareketleriyle mürşitlik vazifelerine fani hayata gözlerini yumduktan sonra da devam ediyorlar.
Günlük hayatımız da öyle değil midir?
Bir gayeye gönül verdikten sonra nimetlerin en azizi olan bedenimize ne eziyetler etmeyiz ki!
Hayatta başarısını alkışladığımız büyük ilim adamları, siyasetçiler ve muzaffer kumandanlar rahatlarına kıyarak, çalışarak temayüz eden kimseler değil mi?
Bu seviyeye gelmek için sizler de çeşitli mahrumiyetlere seve seve katlanmadınız mı?
1951 yılının yağışlı bir sonbahar gününde Taşçıoğlu Hafız Okulu’nun mütevazi bir sınıfında okulunuzun açılış töreninde o zaman tanımadığım simalarınızda okunan sevinci ve heycanı konforlu zeminde yaşayan kaç gençte görmek mümkündü?
Bazen en basit ihtiyaç maddelerinden mahrum olarak tahsilinize şevkle devam ettiniz, acı tatlı hatıralarla dolu 7 yılı geride bırakarak mezun oldunuz. Dava adamlarına yakışan hareket tarzı budur.
Bugün vakur duruşunuz, imanlı bakışınızda hayata meydan okuyan bir silahşör edası var. Bizi sevindiren, heycanlandıran bu duruştan sezdiğimiz manadır.
Lisan-ı hâl ile Yüce Halikamıza yemin ederiz ki, üzerimize tevdi edilen mukaddes ve her bakımdan mes’uliyetli vazifemizi her hâl ve şart içinde yapacağız, bize kadar intikal eden İslam ve iman ruhunu şaşaayı aslısıyle devam ettireceğiz. “Bize inanınız ve güveniniz” diyorsunuz. Size inanıyor ve güveniyoruz aziz yavrular.
Meserretle dolup taştığımız kadar hüzünle de doluyuz. Çünkü bu toplantının adı veda toplantısıdır. Artık sayılı saatlerden sonra ayrılacağız.
Ayrılan insanların yaptığı gibi öğretmenleriniz ve manevi babalarınız olarak gönlümüzün derinliklerinden kopan samimi duygularla son defa şöyle sesleniyoruz.
Size gıpta ediyoruz. Enbiyalara varis olduğunuz, gerçek mü’min olduğunuz için Dünya ve Âhiret hayatını temsil eden örnek gençler olduğunuz için…
Dinimizin esaslarını halkımıza telkin ederek milletimizin içine düştüğü madde perestlik çukurundan çıkarma gayreti içinde bulunacağınız için.
Gerçek bir mürşidin ahlâk ve faziletini temsil ettiğiniz için...
Bu anlayış ve imanla hareket ettiğiniz müddetçe Cenâb-ı Hakk’ın sizleri dünya ve âhirette mes’ut edeceğinden şüpheniz olmasın. Çünkü rehberiniz Rasulullah (sav)dir.
Allah’ın yolunda koşanların hiçbir zaman emeği zayi olmaz, bu yolun yolcuları yorulmaz, her zaman genç kalır. Rızkı için endişeye düşmez, onun Hazine-i İlahi’de mahfuz olduğunu bilir. Kimseye muhtaç olmamak için sa’yeder, verilene kanaat eder, maddi servet ihtirasının girdabında boğulmaz.
Kültür dersi öğretmenleri olarak bizlerin vazifemize aşkla bağlanışımız, sizin gibi faziletli gençler yetiştirmenin hazzını yudumlamak suretiyle en büyük mükâfâta erişmektir.
Bizler yıllarca uğraşır, mahdut sayıda genç yetiştirir, milletimizin hizmetine veriririz. Sizler hergün yüzlerce cemaate hitap ederek Allah (cc)’ın emir ve yasaklarıyla halkı irşad edersiniz. Mihrapta, minberde, kürsüde vazife yapmanın şerefine erişirsiniz. Sizleri yetiştiren anneleriniz, babalarınız, hocalarınız için de sadakayı câriye olmanın mutluluğunu paylaşırsınız.
Yetişmenizde az çok emeği geçmiş görevliler olarak sizlerle iftihar ediyor, gurur duyuyoruz. Muvaffakiyetiniz, Dünya ve Âhiret saadetiniz için dua ediyoruz.
İlk mezunlar olmanız sebebiyle muvaffakiyetiniz, İmam- Hatip Okullarının, müslüman milletimizin Saleb’e(haça) karşı Hilâl’in muvaffakiyeti olacaktır. Bu şeref hepimize yeter de artar bile.
Emeklerimiz Helâl, yolunuz ve bahtınız açık, sa’yiniz meşkûr olsun Aziz Gençler!”
Hocamız, bu kunuşması ile İmam-Hatip talebelerinin daha iyi olmasını, daha iyi yetişmesini, daha çok çalışmasını, daha çok billgi sahibi olmasını örnek bir insan olmasını istemektedir. Çünkü Müslüman milletimizin, Hak yolda yürümesinde, İmam- Hatip talabelerinin öncü olduğuna inanıyordu. Bunun için gece gündüz çalıştı. yalnız idare ve dersleri ile değil, ibadetlerini muntazam yapmaları, ahlâk ve edeb sahibi olmaları, şuurlu bir müslüman olarak yetişmeleri ile de meşgul oldu. Onlara kendinden örnekler sundu. Yetiştirdiği talebelerinde güzel hal ve hareketleri gördükce de sevindi. Mektebimizin ilk mezunlarının toplantısında Tekrar tekrar okunması gerekli olan bu konuşmayı aşk ile yaptı.
Hocamız mezuatı iyi bilirdi. İdaresi ve kararları düzgün, yaptığı işi sağlam olurdu. Derslerine hazırlanarak girer, soruları doğru cevaplandırırdı.
Hocamız bu özelliği ile çalıştığı her yerde başarılı olmuş, herkesten saygı ve takdir görmüştür.
Mili Eğitim Bakanlığı “Din Eğitimi Dairesi” kurar. Daire Başkanı merhum Kemal Edib Kürkçüoğlu İmam-Hatip mektebi müdürlerinden kendisine iki yardımcı seçer. Biri Ankara İmam-Hatip müdürü Veli Ertan, diğeri de hocamız Cemal Cebeci’dir. Tayin emri gelir. . Tayin emrine mecburi uyulur. .
Hocamız Cemal Cebeci, bu dairede de İmam-Hatip mektepleri için durmadan çalışır. Bakan değişir. Ankara’da kız ortaokuluna tayini çıkar. Tekrar Bakanlığın önce Mektupla öğretim bölümünde, sonra Din Eğitimi Genel Müdürlüğü bölümünde vazife alır. Buradan Devlet Planlama Müsteşarlığı’na geçer. 1973 seçimlerinde Kayseri’den milletvekili olarak seçilir. Milletvekilliği sona erdikten sonra emekli olur. Kamu hizmeti sona erer.
Hocamız, Kayseri’de yaptığı çalışmalarda olduğu gibi Ankara’da da resmi vazifesinin dışında gece gündüz İmam-Hatip meseleleri ile meşgul oldu. Ankara çalışmalarının ya başında ya da içerisinde idi. İmam-Hatip meselelerini en iyi bilenlerdendi. Memleketin ve Ümmet-i Muhammed’in selamet ve saadetinin İmam-Hatipli şuuru ile sağlanacağına inanıyordu. Bu inancını veda konuşmasında açık açık beyan etmişti.
Hocamız, mütevazı bir insandı. Yaptıklarını anlatmaz, ben şunu yaptım demez. Yapılanların, dernek ve federasyon çalışmalarının başkaları tarafından anlatılmasını tercih ederdi. Tevazûnun, yani alçak gönüllü olmanın Müslümanın bir vasfı olduğunu söyler, şahsi yaşayışında da tevazu vasfına sahip olmaya son derece riâyet ederdi.
Dedikoduyu sevmez, kişiler aleyhinde kim olursa olsun konuşmazdı. Yapılan kötü işlerin, söylenen kötü sözlerin üzerinde genel olarak konuşudu. Gıybet ve iftira günahından kendisini son derece korurdu.
Hocamız sohbeti çok severdi. Kayseri’de Ankara da dostları ile yapılan haftalık sohbet toplantılarına mutlaka katılır. Bilhassa İbrahim Eken Hocamız’ın Kayseri, Ankara haftalık ev sohbetlerinde bulunurdu. İyi bir sohbet dinleyicisi idi. İstanbul’da bulunduğu zamanlar Kadıköy’deki Hulusi Özkul, Tevfik Paksoy sohbetlerine devam ederdi.
Ankara Karanfil Sokak’ta Hasan Buz Bey’in yazıhanesinde Hadis derslerine hayatının sonuna kadar devam etti.
Hocamız, 1982 tarihinde Ankara’da vazifeli talebelerini bir araya topladı. Ayda bir toplanmaya karar verildi. Hocamız, Ankara dışında bulunduğu günler hariç bütün toplantılarımıza katıldı. Ayrıca bayramlarda, bayramın üçüncü günü bayramlaşma hocamızın evinde yapılırdı. Toplantıda Hocamız’a bir şey sorulursa kısa cevap verir, talebelerini dinlemeyi tercih ederdi.
Öyle zannediyorum ki, talebeleri ile bir arada bulunmaktan ve onları dinlemekten büyük bir haz alırdı. Toplantılarımızda serbest sohbetler yapılır, Aşri Şerif’ler okunur, hatim duası yapılırdı. Toplantılarımız ev sahibinin ikrâmı ile sona ererdi.
Hocamızın’da katıldığı son toplantı 12 Mayıs 2017 tarihinde Profesör Dr. Ali Şafak Bey’in evinde yapıldı. Bu toplantı aynı zaman da bu senenin son toplantısı idi.
Bu toplantıda Hocamız hepimizle ayrı ayrı helallaştı. Adet olmadığı halde, resimler de çekildi. Bu toplantıdan dağılırken hepimizde ayrılığın bir burukluğu vardı.
Hocamız sağlam bir Müslümandı.
Hakka, hukuka ve adalete son derece riâyet ederdi.
Hocamız, ahlâk ve edeb sahibi idi. Her işinde Allah’ın rızasını gözetirdi.
Biz bunların şahidiyiz. Ya Rabbi! Şahadetimizi kabul eyle.
Hocamız 94 yaşında “Doksanüç Yılın Ardından” kitabını yazdı.
98 yaşında 18 haziran akşamı telefon edenlerle helallaşıyor. 19 Haziran sahur vakti vefât ediyor. Makamı cennet olsun. (Amin).
Talebesi Yasin Hatipoğlu hocamız için bir dörtlük yazmış, mezarı başında okudu.
Terk edip gittin efendim:Dilde zâr ettin bizi…
Firkatinden nâra yandık:Derde yâr ettin bizi…
Sen mubarek mutlu bir davaya verdin kendini…
Gayretinle, hizmetinle bahtiyar ettin bizi…

 

 

 

 

 

 

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle