AYIN KONUSU

Filistin’in Büyük Felâketi, Evanjelist Haydutlar ve Kıyâmet Savaşı
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

Filistin’in istikbali meselesi, günümüzden tam 107 yıl önce Osmanlı Meclisi’nde tartışılan bir meseledir. 16 Mayıs 1911’de Osmanlı Meclisi’nde yapılan oturumda söz alan iki Kudüs temsilcisi Ruhi El Halidi ve Hafiz Sa’id ile Şam temsilcisi Şukri El Asali, yaklaşan Siyonizm tehlikesinden söz etmişlerdir. El Halidi, “Siyonistlerin maksadı başkenti Kudüs olan bir memleket-i İsrailiye kurmaktır” demiş, El Asali Siyonistlerin, “toprakların mülkiyetini aldıktan sonra burada yaşayanları zorla ya da sermaye gücünü kullanarak sürmek ve güçlü bir devlet kurmak niyetinde olduklarını” söylemişlerdir. Fakat diğer vekiller, böyle bir tehlike olmadığı, meclisin vaktinin boşa harcanmaması gerektiği gerekçesiyle konunun değişik açılardan tahlil edilmesine engel olmuşlardır. Ancak bölgede Siyonizm, gerek Müslümanlar için, gerek yerel halk açısından gerçek bir tehlike olmaya devam etmiştir. Filistinli Müslümanlar için 1948 yılı; tehcir, işkence, yıkım, enkaz ve siyonist İsrail’in kuruluş yılı olduğu için, kelimenin tam anlamıyla bir büyük felakettir. Onların nitelendirdiği gibi bir nekbe’dir. Filistin’de yaşanan soykırımın keyfiyetini izah edebilmek için  Evanjelist hâydutların/teröristlerin inançlarını ve ihtiraslarını dikkate almamız gerekir.

Filistin’in Büyük Felâketi, Evanjelist Haydutlar ve Kıyâmet Savaşı

TARİH boyunca Filistin bölgesi, Hıristiyan ve Musevi güçlerin en önemli stratejik hedeflerinden birisi olmuştur. Müslümanlarda, Kudüs’ün ve kutsal toprakların elden çıkacağı endişesi ve buraları koruma düşüncesi, adeta bilinçaltına yerleşmiş bir fikirdir. Elbette tarihi hadiselerin, içinde geliştikleri şartlardan bağımsız olarak incelenmesi kolay değildir. Sebep, vesile ve sonuç ilişkilerini dikkate alan İlm-i Ümran’ın kurucusu mütefekkir İbn-i Haldun, tarihi hadiselerin keyfiyetini izah ederken şöyle demiştir: ’Tarih yaşanan zamanın ve halin aynasıdır. Günümüzde ne olmakta ise, geçmişte de o olmuştur. Tarihi hadiselere hâkim olan kanunlar hiçbir zaman değişmez. İçinde yaşadığımız hal, maziyi aksettirir. Esasen yaşanan hayatın geçmişe intikal eden kısmına tarih denir. Tarihi ve geçmişi iyi öğrenmek, hal ve istikbal hakkında sağlam tesbitler ve doğru teşhisler yapılmasına imkân verir.’ 

Filistin’in istikbali meselesi, günümüzden tam 107 yıl önce Osmanlı Meclisi’nde tartışılan bir meseledir. 16 Mayıs 1911’de Osmanlı Meclisi’nde yapılan oturumda söz alan iki Kudüs temsilcisi Ruhi El Halidi ve Hafiz Sa’id ile Şam temsilcisi Şukri El Asali, yaklaşan Siyonizm tehlikesinden söz etmişlerdir. El Halidi, “Siyonistlerin maksadı başkenti Kudüs olan bir memleket-i İsrailiye kurmaktır” demiş, El Asali Siyonistlerin, “toprakların mülkiyetini aldıktan sonra burada yaşayanları zorla ya da sermaye gücünü kullanarak sürmek ve güçlü bir devlet kurmak niyetinde olduklarını” söylemişlerdir. Fakat diğer vekiller, böyle bir tehlike olmadığı, meclisin vaktinin boşa harcanmaması gerektiği gerekçesiyle konunun değişik açılardan tahlil edilmesine engel olmuşlardır. Ancak bölgede Siyonizm, gerek Müslümanlar için, gerek yerel halk açısından gerçek bir tehlike olmaya devam etmiştir.

BÜYÜK FELAKET / NEKBE

Filistinli Müslümanlar için 1948 yılı; tehcir, işkence, yıkım, enkaz ve siyonist İsrail’in kuruluş yılı olduğu için, kelimenin tam anlamıyla bir büyük felakettir. Onların nitelendirdiği gibi bir Nekbe’dir. Filistin resmi rakamlarına göre, İsrail tarafından işgal edilen Filistin topraklarında 1948 yılında 1 milyon 400 bin Filistinli yaşamaktaydı. Bu nüfusun 800 bini köylerinden çıkarılarak Lübnan, Ürdün ve Suriye gibi komşu ülkelere sürüldü. El Cezire gibi kaynaklara göre, 1948 yılında Siyonist çeteler 70 farklı katliam gerçekleştirdiler. Bu katliamlarda 15 bin Filistinli Müslüman şehid edildi. 1948 öncesinde Filistinliler, 1300 köy ve büyük beldelerde (şehir) yaşamaktaydı. Yahudiler bu iskân alanlarının 774’ünü ele geçirdi ve 531 köyü tamamen yerle bir etti. 1948 yılında 1.4 milyon olan Filistinlilerin bu günkü toplam nüfusu 11.6 milyondur. Bu nüfusun 5.6 milyonu Batı Şeria ve Gazze’de geri kalanı ise hâlâ sürgünde yaşamaktadır. Büyük felâketin (Nekbe) yeni safhalarını izah edebilmek için, şu suallerin cevabını bulmamız gerekir. 

ABD, Büyükelçiliğini neden Kudüs’e taşıdı?  Gösterilerde 60’tan fazla kişi planlı ve acımasızca neden kurşuna dizildi? Trump çıktığı ilk yurtdışı gezisinde neden Suudi Arabistan’da global küre önünde “savaş dansı” yaptı? Bu danstan sonra Trump tarafından ortaya atılan “nihai barış” tezi ne anlama geliyor? Amerikan yönetiminin derinliklerinde yatan Türkiye nefreti nereden kaynaklanıyor? Bugün Washington’da iç ve dış siyasi kararların önemli bölümü, gizli örgüt gibi çalışan hangi vakıf tarafından kontrol ediliyor? Bu suallere doğru cevap verebilmek için Evanjelist hadutların/teröristlerin inançlarını ve ihtiraslarını dikkate almamız gerekir. 

ABD Başkanı Donald Trump’ı eski Pers Kralı Kiros’a (Cyrus) benzeten Evanjelist siyaset uzmanlarının sayısı da günden güne artmaktadır. Kiros, Eski Ahit’e göre Milattan Önce 6. yüzyılda yaşamış, Babil’i fethederek, İsrailoğlulları’nın sürgününe son vermiş bir kral; onun sayesinde İsrailoğulları bugün İsrail olarak andıkları topraklara dönüyor ve Kudüs’te bir tapınak (Süleyman Mabedini) inşa ediyorlar. Evanjelist teolog Lance Wallnau’dan Evangelistlerin sözcülerinden Mike Evans’a kadar pek çok isim Trump’ı “günümüzün Kiros’u” olarak anarken, Kiros’un da Trump gibi pek de dindar biri olmadığını, ama “Yaratıcı’nın kutsal amacı için bir araç, bir taşıyıcı” olduğunu söylüyorlar. Üstelik Trump’ı Kiros’a benzetenler sadece Evanjelistler de değil. Mart ayında Washington’ı ziyaret eden İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da, “Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesini sürgündeki Yahudilerin Babil’e dönmesine ve Kudüs’te tapınak inşa etmelerine” ve Trump’ı da “buna imkan sağlayan 2500 yıl önce yaşamış Büyük Kiros’a” benzetmişti. Aynı günlerde İsrail’in Mikdas Eğitim Merkezi Trump ve Kiros’un yan yana resmedildiği bir madeni para basmıştı. Yahudilere göre de Kiros dindar değildi, hatta Yahudi bile değildi; ama “Tanrı’nın kutsal planını uygulamaya koymak için kullandığı mükemmel bir araçtı.” Yani Trump hem Evanjelistlerin hem de Siyonistlerin gözünde Büyük Kiros gibi, dinle ahlakla alakası olmayan ama kutsal planın işlemesi için ‘seçilmiş’ olan bir liderdir. Trump’ın Amerikan Büyükelçiliğini Kudüs’e taşıma kararı alması da, Evanjelistler için bu bağlamda ‘bir kehanetin tamamlanması’ anlamına geliyor. 

EVANJELİST KIYAMET SAVAŞI

Amerikan Evanjelist inancına göre, Hz. İsa çok yakında dünyaya geri dönecek ve Kıyamet Savaşı’nı (Armageddon) başlatacaktır. Evanjelistler, bunun olabilmesi için, önce Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması gerektiğini düşünüyorlar. Merkez sağda duran Hıristiyan Amerikalılar için büyükelçiliği Kudüs’e taşımak, sırf İsrail’le dayanışma içinde olmak için yeterli sebep; ama Evanjelistler bu hamleyle İncil’e dayalı kehanetin gerçekleştiğini düşünüyorlar. 

2010’da Pew Araştırma Merkezi’nin yaptığı bir ankete göre, tüm Amerikalıların %41’i ve Beyaz Evanjelistlerin %58’i bu kehanetin gerçekleşmesini bekliyor. Bu inanışa göre, İsa’nın yeryüzüne döneceği tarihin en geç 2050 yılı olması gerekiyor. Yıllarca kilise kürsülerinde, sokaklarda, televizyon ekranlarında İncil’in gelecek tahminlerini, kıyamet senaryolarını bağıra bağıra anlatan, İsa’nın gelebilmesi için Kudüs’ün İsrail’in başkenti olması gerektiğini söyleyen, Amerikan dış politikasının yeterince İncil çizgisinde olmadığını söyleyerek şikayet eden Evanjelistler şimdi oldukça keyifli; çünkü uzun zamandır bekledikleri gerçekleşiyor.

Evanjelist teröristlerin/haydutların Armageddon inancına göre, son savaşın çıkması için üç olayın gerçekleşmesi gerekiyor. Birincisi; Yahudilerin Filistin topraklarını ele geçirmesi, ki bu olay İsrail Devleti’nin 1948 yılında kurulmuş olması nedeniyle gerçekleşmiş sayılıyor. İkincisi: Kudüs’ün İsrail Devleti’nin Başkenti olması, Trump’ın Kudüs’ü başkent olarak tanıması ve Amerikan Büyükelçiliğini Kudüs’e taşımasını bu adımın tamamlanması için büyük oranda belirleyici görüyorlar. Üçüncüsü: Yahudilerin bugün Mescid’i Aksa’nın yer aldığı lokasyonda Süleyman Mabedi’ni inşa etmeleri. Evanjelistler, bu üç olayın gerçekleşmesi neticesinde İsa’nın yer yüzüne geri geleceği ve Kıyamet Günü’nü başlatacağını düşündükleri için İsrail’e ve Siyonizme sempati duyuyorlar; ancak İsa geldiğinde hala Hıristiyan olmamış olanların (ki buna Yahudiler de dahil) cehenneme gideceğini düşünüyorlar. Yahudiler, Hz. İsa’nın (as) Peygamber olmadığına inandıkları için cehenneme gideceklerdir. Yani özetle, biri Hıristiyan öteki Yahudi iki aşırı dinci ekol, sonunda diğerinin cehennemde yanacağı ön kabulüne rağmen ittifak edebiliyorlar. 

Büyükelçilik açılış seremonisi sırasında açılış konuşmasını yapan Dallas Mega Kilisesi Pastörü Robert Jefress, Yahudilik ve Mormonluk dahil tüm dinlere inananların sonsuza kadar cehennemde yanacağını söylediği ateşli konuşmalarıyla tanınıyor. Kapanış konuşmasını yapan bir diğer Evanjelist rahip John Hagee ise, “Hitler’in Yahudileri anavatanlarına döndürmek için Tanrı tarafından gönderilmiş olduğunu” söyleyen, bu ve bunun gibi çılgın sözleriyle bilinen biri. Şaka gibi ama Hollywood filmlerinde görünce güldüğümüz o garip “Kıyametçi” tipler, şu anda Amerikan iç ve de dış siyasetinin belirleyici unsuru haline gelmişlerdir. Çay Partisi zihniyetini aşırı sağdan merkeze taşımayı akıl edenler, oy veren olarak da kendisine Evanjelist tabanı seçmiş durumda. Bunun için yanına Başkan Yardımcısı olarak koyu Evanjelist Mike Pence’i de ekleyerek Trump’ı Başkan yaptılar. Özetle kim kimi kullanıyor belli değil... Evanjelistler mi savaş çıkarmak için Trump’ı, İsrail mi ABD desteğini almak için Evanjelistleri? Yoksa Trump mı başkanlık için hepsini? Şimdilik bu suallerin cevabını verebilmek kolay değildir. 

Günümüzde Türkiye’de ve dünyada yaşanmakta olan ‘kontrol edilebilir kaos’ halinin sebebini anlayabilmek için meseleyi ‘efradını cami, ağyarına mani’ bir şekilde tahlil etmek gerekiyor. Amerikan devletinde son dönemde yaşanan dönüşümün temelinde Evanjelik militanların belirleyici bir etkisi vardır. Washington’da neo-con’ların yönetim içinde güçlenmeleri yıllar öncesine, ABD’nin Irak’a asker gönderme kararından önceye kadar uzanıyor. O güne kadar Amerikan dış politikasında belirleyici öğe olarak sunulan “Ortadoğu’da demokrasiyi geliştirmek” ilkesinden vazgeçildi. Bunun yerine güç kullanılarak ABD ve İsrail’in arzularını gerçekleştirmek, yeni global politikaların uygulanması prensibi benimsendi. Hıristiyan Siyonistler, Evanjelik taban ve neo-con bürokratlar, yönetimlere damgalarını vurmaya başladıkları tarihten itibaren, İslâm coğrafyası kan gölüne çevrildi. Bunlar Ortadoğu politikalarını, İsrail’in korunması ve büyümesi üzerine kurmayı iman esası haline getirdiler. Trump’ın yönetime gelmesinin kısa bir süre önce, esas amaçları İsrail’in çıkarlarını savunmak olan Neo-concular’ın kurduğu “Foundation for Defense of Democracies” (FDD) vakfı, Washington’un politik tercihlerini belirlemeye başladı. FDD’nin yükselişi, aynı zamanda Amerikan derin devletinin içinde yeni bir savaşı beraberinde getirdi. Eski geleneksel derin devletin unsurları, bu “savaşçı” ya da “şahin” tanımlı kişilerin derin devlet mekanizmalarını ele geçirmelerine direnmeye çalıştı, ama başaramadılar ve  Donald Trump’ın da Başkan seçilmesiyle FDD hâkimiyetini garantiledi. Gina Haspel’in CIA Başkanlığı’na, Mike Pompeo’nun da Dışişleri Bakanlığı’na atanacağının açıklandığı gün Beyaz Saray’ın çok yakınındaki FDD merkezinde kutlama partisi vardı. Aktif üyeleri arasında eski Türkiye Büyükelçisi ve Türkiye karşıtı Eric Edelman, Türkiye’ye karşı sert politikalar isteyen Frank Gaffney, Türkiye’den devşirdiği Evanjelik ajanları kullanan Trump’ın eski danışmanı Sebastian Gorka, Türkiye’den ve Cumhubaşkanı R.Tayyip Erdoğan’dan nefret eden eski başstratejist Steve Bannon, Türkiye’ye karşı politikaları destekleyen şimdiki Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton ve Netanyahu’nun arkadaşı milyarder Sheldon Adelson da bulunuyor. Bunlar bir yandan Evanjelik tabanın nabzını tutarken bir yandan da neo-con görüşlerini devletin ‘resmi ideolojisi’ haline getiriyorlar. Evanjelik taban ve neo-con’lar; hayalini kurdukları ‘Kristal Krallığı’ devletine ve büyük kaos planlarına, sadece Türkiye’nin engel olabileceğini düşünüyorlar.

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle