AYIN KONUSU

 Ekonomik Yaptırımlar, Haydut Devlet ve Sanal Para Oyunları
 Dünyayı kendi yönettiği bir süpermarket haline getirmeye gayret eden ABD, geçtiğimiz ay Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı başlatmıştır.

Ekonomik Yaptırımlar, Haydut Devlet ve Sanal Para Oyunları
YAZI BOYUTU :

Hüsnü AKTAŞ

Dünyayı kendi yönettiği bir süpermarket haline getirmeye gayret eden ABD, geçtiğimiz ay Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı başlatmıştır. Türk Lirasının dolar ve euro karşısında hızla değer kaybettiğini gizlemek mümkün değildir. Siyasi ve iktisadi hadiseleri tahlil ederken sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerinin dikkatle tahlil edilmesi zaruridir. ABD-Türkiye arasında yaşanan bu krizin sebebi nedir? ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail ziyareti sırasında Reuters Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Türk hükümeti papaz Brunson’ı serbest bırakmamakla büyük hata yaptı. Eğer Türkiye, Brunson’u koşulsuz olarak serbest bırakırsa, bu kriz hemen sona erer” diyerek, yaşanan ekonomik saldırının sebebini ortaya koymuştur. Türkiye-ABD arasında  yaşanan bu siyasi ve iktisadi krizin, değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.

Ekonomik Yaptırımlar,

Haydut Devlet ve Sanal Para Oyunları

DÜNYAYI kendi yönettiği bir süpermarket haline getirmeye gayret eden ABD, geçtiğimiz ay Türkiye’ye karşı ekonomik bir saldırı başlatmıştır. Türk Lirasının dolar ve euro karşısında hızla değer kaybettiğini gizlemek mümkün değildir. Siyasi ve iktisadi hadiseleri tahlil ederken sebeb, vesile ve sonuç ilişkilerinin dikkatle tahlil edilmesi zaruridir. ABD-Türkiye arasında yaşanan bu krizin sebebi nedir? ABD Başkanı Donald Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı John Bolton, İsrail ziyareti sırasında Reuters Haber Ajansı’na verdiği röportajda “Türk hükümeti papaz Brunson’ı serbest bırakmamakla büyük hata yaptı. Eğer Türkiye, Brunson’u koşulsuz olarak serbest bırakırsa, bu kriz hemen sona erer” diyerek, yaşanan ekonomik saldırının sebebini ortaya koymuştur. Türkiye’de liranın değer kaybetmesine ilişkin soruyu cevaplayan Bolton, ‘Katar’dan gelen paranın Türkiye ekonomisini kurtarmaya yetmeyeceğini’ söylemeyi de ihmal etmemiştir. Yaşanan bu siyasi ve iktisadi krizin, değişik açılardan tahlil edilmesi gerekir.

 Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD ulusal güvenlik danışmanı John Bolton’un bu sözleri/itirafları üzerine Reuters haber ajansına yazılı açıklama yapmış ve “Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Rahip Brunson davası da hukuki bir davadır. Şahıs hakkında devam eden bir yargı süreci vardır. ABD’nin yargı sürecini yok sayarak bazı taleplerde bulunmasını elbette kabul edemeyiz. Bu açıklama Trump yönetiminin bir NATO müttefikini ekonomik savaşın hedefi haline getirdiğini kanıtlıyor” demiştir. Daha sonra “Türkiye’nin kimseyle ekonomik bir savaş başlatmak gibi bir niyetinin” bulunmadığını ifade eden Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın “Türkiye’nin kendi ekonomisine ve yargısına yönelik saldırılara karşı sessiz kalması beklenemez. Türkiye, sınırlayıcı ve cezalandırıcı önlemlere karşı dünyanın diğer ülkeleri ile birlikte hareket edecektir” diyerek, mücadelenin devam edeceğini hatırlatmıştır. Meselenin bir diğer boyutu da şudur: ABD’nin uğruna Türkiye’ye yaptırımlar uygulamaya başladığı ABD’li rahip  Andrew Craig Brunson; ‘din adamı’ mıdır, yoksa ‘özel kuvvetler’de görevli bir asker midir? Bu suale cevap veren güvenlik ve terör uzmanı Coşkun Başbuğ, şu tesbitte bulunmuştur: “Brunson rahip değil ABD askeridir. ABD’nin Türkiye’deki kara kutusudur. Çözülürse Amerika’nın bütün kirli işleri ortaya çıkar.” Bilindiği gibi Amerikalı Andrew Craig Brunson, İzmir’de 9 Aralık 2016 tutuklanmıştır.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Brunson için ‘Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ suçundan 15 yıl ve ‘Devletin gizli kalması gereken bilgileri casusluk amacıyla temin etmek” suçundan 20 yıl olmak üzere toplamda 35 yıla kadar hapis cezası talep etmiştir. 


Perşembenin Gelişi Çarşambadan Belli Olur

Bilindiği gibi Evanjelizm, Protestan Hristiyanlığın yorumu olarak öne çıkan, kelime anlamı itibariyle ‘müjde, iyi haber’ anlamlarına gelen ve İncil’in (Eski ve Yeni Ahit) siyasi anlamda merkeze alınmasını esas alan bir ideolojidir. Kendilerini Hz. İsa’nın ‘İkinci Kez Dünyaya Gelişi’ni hazırlayan aktörler olarak görürler. Siyasi coğrafya olarak ABD’nin güneyinde veya bilinen ismiyle İncil Kuşağı’nda (The Bible Belt) yoğunlaşmışlardır. Bundan  on beş yıl önce Misak Dergisi’nde yayınlanan ‘Evanjelist Misyonerlerin Hedefleri ve Yeni Sloganları’ başlıklı haber-yorumda,muhtemel tehlikelere dikkat çekmiş ve şu tesbitte bulunmuştuk:’ Amerikan halkının büyük çoğunluğu protestan ve onlar arasında en büyük grubu Avenjelikler teşkil etmektedirler. Evanjelizm protestanlığın doğduğu Almanya ile sonradan etkisi altına aldığı Anglo-sakson dünyasında farklı özelliklere haiz olan bir ideolojidir. Evanjelikler arasında ‘Hıristiyan Siyonistler’ olarak da adlandırılan bir gruba göre; Kudüs’ün  doksan kilometre  kuzey batısında bulunan Mogiddo Ovası’nda yapılacak ‘Armegaddon Savaşı’na hazırlanmak her Hıristiyan’ın kutsal bir görevidir.Kendilerine ‘New Chirstian Right’ adını veren Evanjelik Dispensasyonalistler, ‘Armegaddon’nun nükleer bir savaş olacağı tezini ortaya atmışlardır. O tarihten itibaren; İsrail’in nükleer silahlara sahip olması için, ellerinden geler gayreti sarfettikleri bilinmektedir. Protestan/Evanjelik mezhebine mensup olan George W. Bush’un; bazı incillerde geçen ‘Şer üçgeni’ tabirini ısrarla kullanması ve yeni bir Haçlı Seferini başlattığını iddia etmesi, ABD’nin Ortadoğu politikasını tesbit açısından önemlidir. Geçtiğimiz Mayıs ayı içerisinde Washington’da düzenlenen ‘İnançlar Arası Siyonist Liderlik Zirvesi’ne, Evanjelik kiliselere bağlı Radyo ve TV temsilcileri, eğitim programlarını aynı ideale göre şekillendiren okulların yöneticileri katılmışlardır. Bugün ABD’nin en yaygın siyasi blokunu oluşturan Evanjelik Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın ikinci gelişinin İsrail’in siyasi çoğrafyasına bağlı olduğuna inanmaktadırlar. İslâm ülkelerinde faaliyet gösteren misyonerlerin sayısı 1982-2001 döneminde ikiye katlanarak on beş binden, yirmi yedi bine çıkarken, 2001 sonrasıyla ilgili istatistik olmasa da, 11 Eylül Terör Hadisesi’nin bu sürece ivme kazandırdığı belirtiliyor. Misyonerlerin üçte biri, ABD Başkanı George W. Bush ile Bakanların çoğunluğunun mensubu olduğu Evanjelik mezhebinden, yarısı da misyoner ABD askerleriyle Afganistan’ın arkdından Irak’a girmiştir. (..)Arap ülkelerinde mekanik mühendislik, bilgisayar satıcılığı, İngilizce öğretmenliği ve Kırgızistan’da öğretmenliğe ihtiyaç olduğu duyurularından geçilmiyor. Misyonerler kimi kez kendilerini müslüman olarak bile tanıtıyorlar. (..) Batı Şeria’nın Nablus kentinde yüz Filistinliden oluşan bir cemaat kuran 46 yaşındaki Sam, altışar kişilik gruplara perdeleri çekili beyaz Citroen minibüsünde vaaz veriyor. Sam, bir keresinde kendilerini intihar bombacısı sanan İsrail askerlerini, gizli İncil çalışma grubu olduklarına zar zor ikna etmiş.(..) Irak’a insani yardım grubuyla giren Robert ise Irak Savaşı’na tam destek vererek ‘Şeytanla diplomasi yürümez. Irak’a İsa’nın bayrağı açılırsa isyan çıkar. Ama işimiz zaten dünyayı tersine çevirmek’ diyor. Bush’un en gözde evanjelik rahibi Franklin Graham ise İslâma ‘Şer Dini’ demesiyle tanınıyor. Mart ayında ABD askerleri Irak’a yığıldığında, New York’ta Evanjelik gençlere yönelik seminerde önce kendini müslüman olarak tanıtıp, sonra kimliğini açıklayan bir misyoner kadın şu telkinlerde bulunmuştur: ’İsa yaşıyor, Muhammed ise öldü’. Size tavsiyem şudur: ’İsrail konusunda kimseyle tartışmaya girmeyin.’ ABD Adalet Bakanı John Ashcroft’tan alıntı yaparak ‘İslâm Tanrı’nın sizden oğlunuzu kendisi için ölüme göndermenizi isteyen bir dindir. Oysa Hıristiyanlıkta Tanrı oğlunu sizin için ölmeye gönderir.’ İslâm teröristtir, müslümanlar da kurban. İsa yaşıyor, İslâm öldü’ (Geniş bilgi için/ Misak Dergisi-Eylül:2003 Sayı:154 Sh:12-13) 

Geçtiğimiz yüzyılda Osmanlı topraklarında yüzlerce okul açan Evanjelik misyonerler, Doğu Anadolu’da Ermeni terör örgütlerini (Taşnak, Hınçak vs.) silahlandırmayı ihmal etmemişlerdir. Günümüzde Türkiye’de bulunan bütün Evanjelik Kiliselerin  kapatılması ve mensuplarının sınır dışı edilmesi (Lozan’da tanınan azınlıklardan olmadıkları için) elzemdir. ABD’li rahip  Andrew Craig Brunson’un; hem FETÖ, hem PKK terör örgütü liderleriyle yaptığı temaslar, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede yer almaktadır.

Haydut Devlet, Ekonomik Yaptırım ve Sanal Para

Ekonomik yaptırımlar, tarih boyunca ülkeler tarafından uygulanmış ve bundan sonra da muhtemelen uygulanmaya devam edecek bir dış politika aracıdır. En basit anlatımıyla ekonomik yaptırım, bir ülkenin siyasi amaçlar da dâhil olmak üzere kendi hedeflerine ulaşmak için ekonomik gücünü ve ticaret, yatırım, sermaye akışı gibi ekonomik enstrümanlarını kullanarak diğer bir ülke üzerinde baskı uygulamasıdır. Illuminati Çetesi mensubu olan on üç hanedan devlet tahvillerini, kredi derecelendirme kuruluşlarını ve sanal para operasyonlarını, kendi emellerine teslim olmayan ülkeleri iktisadi krize sürüklemek için kullanmaya başlamıştır. Sanal para sistemi ve devlet tahvilleri, son bir asırdır ülkelerin ekonomilerini felç etmiştir. Meselâ:  Bundan 165 yıl önce Osmanlı devleti; Kırım Savaşı’nı finanse etmek için, devlet tahvili çıkararak borçlanmaya karar vermiştir.  Daha sonra paraya ihtiyaç duyduğu her dönemde ‘devlet tahvilleri’ yoluyla borçlanmayı tercih etmiştir. Devlet tahvillerini satın alan bankerler, verdikleri paranın geri ödemesini veya yeniden yapılandırılmasını takip etmek için bir banka kurmayı tercih etmişlerdir. Bankanın kurucu ortakları şunlardan oluşuyordu: Rothschild Ailesi, Atkinson Wilkin, Péreire Kardeşler ve Théodore Baltazzi. Savaş dolayısıyla alınan borçları tahsil etmek üzere 24 Mayıs 1854 tarihinde  kurulan bu bankanın adı Osmanlı Bankası’dır. Rothschild ailesinin kontrolündeki bu banka, Osmanlı Devleti’nin yıkılışını adım adım takip etmiştir. Osmanlı Bankası’nın bu milletin üzerinde olan tasallutu yıllarca devam etmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında, Illuminati çetesinin iç çemberinde yer alan Prof. Leon Morf’ın, T.C. Merkez Bankası Yasa Tasarısı’nı hazırladığını da unutmamak gerekir. Bir ülkede para basımını ve akışını takip edip sistematiğini çıkarmak aslında o ülke ekonomisinin röntgenini çekmek gibi bir şeydir. Parayı takip ederek, sistemin işleyişini öğrenmek mümkündür. Merkez Bankası parayı basıp bankalara belli bir faiz karşılığında veren bir kuruluştur. Son tahlilde Merkez Bankası ile küresel banker aileler arasında herhangi bir fark kalmamıştır.  İnternet sisteminin yaygınlaşması ile, sanal para sistemi yeni bir boyut kazanmıştır. Siber savaşı organize eden ve internet sisteminin karanlık yüzü olarak nitelendirilen ‘Darknet’, mafyanın ve Illuminati’nin emellerine hizmet eden çetelerin ve  yer altı dünyasında söz sahibi olan baronların buluşma noktası haline gelmiştir. 

Günümüzde küresel ekonominin aktörleri arasındaki karşılıklı bağımlılık, yeni problemleri beraberinde getirmiştir. Geçtiğimiz ay Türk Lirası’nın ABD doları ve euro karşısında hızla değer kaybetmesi, kelimenin tam anlamışla bir operasyondur.  Amerikayı yöneten Evanjelik çeteler, bunun adını ‘Ekonomik Yaptırım’ olarak dünyaya ilân etmiştir. Donald Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasından bu yana küresel egemen ABD’nin bu aracı neredeyse sınırsız bir şekilde kullandığını, kullanırken dost düşman ayrımı yapmadığını, bir yandan ekonomik yaptırımları hayata geçirirken diğer yandan daha fazlasını yapacağı yönünde tehdit ve şantajlara da başvurduğunu görüyoruz.  

Adaleti hafife alan ve her fırsatta ‘kuvvetli olan daima haklıdır’ diyerek orman kanunlarını ön plâna çıkaran ABD, kelimenin tam anlamıyla bir haydut devlettir.  Düşünün bir devlet kalkıyor, diğer devletler üzerinde kendi ürettiği kanunlarla ve kendi politik-yargı sistemiyle kararlar veriyor, yaptırımlar uyguluyor, aldığı kararları silahla dayatıyor. Bu bir anlamda ‘Benim silahlı gücüm karşısında kimse duramaz, istediğimi yaparım’ anlayışının çok pervasız bir şekilde ön plâna çıkarılmasıdır. 

Donald Trump Yönetimi’nin küresel ekonomiyi “önce Amerika” diyerek ve “ticaret savaşları iyidir, kolay kazanılır” diye tweet atarak yönetme ihtirasına kapıldığını ifade etmek mümkündür. Haydut devletin lideri, kendi keyfi tercihlerini ve keyfi kararlarını uygulanan mevzûat haline getirmiştir. Ortadoğu’da iktidarda kalmak, perişan olmamak ve ABD’nin hışmına uğramamak için para musluklarını açan ülkelerin varlığı da bir sır değildir. Petrol zengini yönetimler için bu hal, ‘vücudu kurtarmak için kolu kesme’ şeklinde tezahür etmektedir. ABD'nin Ortadoğu’da ve bazı körfez ülkelerindeki uygulamaları ise doğrudan ‘el koyma-çökme’ yöntemlerini hatırlatmaktadır. ABD'nin Rusya gibi küresel sistem içinde kendisine rekabet eden bir ülkenin bankalarına ve savunma şirketlerine dahi ‘ekonomik yaptırım’ uygulamaktan çekinmediği görülmektedir. 

ABD Başkanı Donald Trump; başta Çin olmak üzere, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Kanada ve Meksika gibi ülkeleri de karşısına almıştır. Yapılanın ne olduğunu geçtiğimiz haftalarda Çin tarafı, hiç lafı dolandırmadan net bir şekilde ifade etmiştir. Trump yönetiminin, Çin’den ithal edilen 50 milyar dolarlık ürün üzerindeki tarifeleri artırması, 200 milyar dolarlık yeni bir listenin hazırlandığını ve ‘Çin buna bir misilleme yaparsa buna bir 200 milyar doların daha ekleneceğini’ açıklaması üzerine, Çin’in Ticaret Bakanlığı bir beyanatta bulunarak yapılanın “aşırı bir baskı ve şantaj” olduğunu ifade etmiştir. 

Son olarak ABD, sadece İran ile ekonomik ilişkilerini kesmiyor, aynı zamanda İran ile iş yapan üçüncü ülkelerin bunu sürdürmeleri durumunda cezalandıracağını ifade ediyor. Tabir-i caizse, İran’da iş yapan Avrupalı firmalar dâhil yabancı kuruluşlara ABD’nin sunduğu tercih şudur: Kırk katır mı, kırk satır mı?  Peki, ABD bunu neden yapıyor? Öncelikle burada “Amerika” derken söz konusu yaptırımların, tehditlerin ve şantajların doğrudan Beyaz Saray çıkışlı olduğunu söylemek mümkündür. Yani burada devamlılığı olan bir ABD politikasından ziyade Donald Trump’ın kendi tercihlerinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Trump, ABD’nin zaten büyük bir ticaret açığı olduğu için (2017 yılı itibariyle 795,7 milyar dolar) küresel ticaretin bu şekilde yaptırımlar, tehditler ve şantajlar üzerinden yeniden şekillendirilmesinden fazla kaybedecek bir şeyi olmadığını düşünüyor. Bu nedenle baskı uygulayarak, yaptırımları devreye sokarak ya da tehdit ederek istediğini alabileceği, diğer ülkeleri tabir yerindeyse “hizaya getirebileceği” gibi bir tasavvurun peşindedir.  Ancak gelinen noktada görüyoruz ki bugünün küresel ekonomisinde yaptırımlar, tehditler ve şantajlar tam olarak da uygulayıcının istediği sonuçları vermiyor. Meselâ: Çin’den alınan çeliğe yüzde 25 vergi konulduğunda, bundan ABD’li çelik üreticisi tabii ki memnun oluyor. Ancak diğer yandan ithal çeliği girdi olarak kullanan diğer tüm sektörler ve bu sektörlerin ürünlerini kullanan bütün ABD’li tüketiciler durumdan mağdur oluyor. İşte bu sebepledir ki, Amerikan firmaları şu sıralar art arda başvurular yaparak kendileri için tarife artışlarından muafiyet talebinde bulunmaya başlamışlardır. 

Son birkaç ay içerisinde sadece demir, çelik ve alüminyum tarifelerinden muafiyet için ABD Ticaret Bakanlığı’na başvuru yapan Amerikalı firmaların sayısı yirmi bini bulmuştur. Diğer yandan yaptırıma maruz kalan ülkelerin ABD’ye karşı kendi yaptırımlarıyla karşılık vermeleri (son olarak Türkiye, ABD’nin kendine uyguladığı demir ve çelik vergilerine, ABD’den alınan başta otomobil, alkol ve tütün ürünleri olmak üzere birçok kaleme ek vergi getirerek karşılık verdi) yine en çok ABD’li firmalara zarar veriyor. Bu durumda muafiyetler de işe yaramıyor. Son olarak motosiklet üreten ve aslında Amerikan kültürünün de ikonlarından biri sayılabilecek olan Harley Davidson, AB’nin getirdiği vergiler nedeniyle kendisi açısından çok önemli olan bu pazarda zor duruma düştüğü için ABD’deki üretiminin büyük bir kısmını durdurup operasyonlarını yurtdışına taşımaya karar verdi. Donald Trump bu karara “Ben sizin için o kadar şey yaptım; karşılığınız bu mu?” mealinde bir tweet ile tepki verdiyse de söz konusu firmayı başka ABD’li şirketlerin takip edeceğini tahmin etmek zor değildir. Sürekli hale gelen ve uygulanan yaptırımlar, tehditler ve şantajlar, küresel ekonomiyi derin bir belirsizliğin içine doğru sürüklemektedir.  

 

 





    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle