AKAİD

Günahın Tarifi, Tasnifi ve İtikâdî Açıdan Büyük Günah Meselesi
YAZI BOYUTU :

Dr. Rahmi DEMİRCİ

Akaid ilminin hedefi, insanların Allah’ın rızasını kazanmalarına vesile olacak itikadi değerleri ortaya koymaktır. Bilindiği gibi sahih bir iman olmadığı müddetçe, hiçbir amelin değeri yoktur. Günümüz insanının problemlerinin başında, inandığı gibi yaşama noktasında gösterdiği zaaflar gelmektedir. Günahlardan korunma ve kurtulma yolunda; gerekli gayretin sarfedilmemesi, en büyük felâkettir. Peygamberimiz Efendimiz (sav) “Mü’min günahını, altında oturup da tepesine düşecek bir dağ gibi görür. Fâcir ise günahlarını burnuna konmuş sinek gibi görür” buyurduğu malûmdur. Hesap gününe hazırlanan her mükellef, her günahının sorumluluğunu duymalı, büyüğünden olduğu gibi küçüğünden de sakınmalıdır. Allah (cc) kendisine şirk koşulması müstesna, diğer günahlardan birini işleyen, sonra tevbe edenleri bağışlayacağını haber vermiştir. Bu büyük bir rahmettir.

Günahın Tarifi,

Tasnifi ve İtikâdî Açıdan Büyük Günah Meselesi

AKAİD ilminin hedefi, insanların Allah’ın rızasını kazanmalarına vesile olacak itikadi değerleri ortaya koymaktır. Bilindiği gibi sahih bir iman olmadığı müddetçe, hiçbir amelin değeri yoktur. Günümüz insanının problemlerinin başında, inandığı gibi yaşama noktasında gösterdiği zaaflar gelmektedir. Tuğyana dayanan günahlar, insanları bir örümcek ağı veya bir ahtapotun kolları gibi sarmıştır. Günahlardan korunma ve kurtulma yolunda; gerekli gayretin sarfedilmemesi, en büyük felâkettir. Tuğyanın manevi-ruhi etkileri önemsenmediği gibi, cemiyet hayatına tesirleri üzerinde de durulmamaktadır.
Büyük veya küçük günahlar; insanın bizzat kendisine, diğer insanlara ve cemiyet hayatına ölçüsü tesbit edilemeyecek kadar zarar vermektedirler. Bu zararlardan insanların kurtulması ilâhi teklifleri öğrenmeleri ve mucibince amel etmeleriyle mümkündür. Misal verecek olursak bir çocuğun anne babasına isyan etmesi ve toplumun temel taşı ailenin fesada uğraması, zannedildiği kadar basit bir hâdise değildir. İnsanlar dünyada ve âhirette saadete ulaşmalarının olmazsa olmaz şartı; gerek taabbudî, gerek tahakkumî hükümlere teslim olmalarıdır. Günahlardan kurtulmak için de önce onları tanımak gereklidir. Dolayısıyla her mükellefin günahın tarifini, tasnifini ve itikâdi açıdan büyük günahların neleri beraberinde getireceğini öğrenmesi gerekir.
Günahın Tarifi: Günah kelimesi kök bakımından farsçadır. Arapçadaki karşılığı olarak günah kelimesi gösterilmektedir.(1) Mamafih günah kelimesi bugünkü kullandığımız ve algıladığımız anlamda günah muhtevasını yansıtmamaktadır.(2) Günah; Arapların birisi bir şeye meylettiğinde söyledikleri “ceneha ilâ keza” deyişlerinden alınmıştır. Kur’an-ı Kerim’de de “cenaha” kelimesi bu anlamda kullanılmış ve meâlen şöyle buyurulmuştur: “Eğer onlar barışa (cenehû) yaklaşırlarsa sen de ona yanaş meylet.”(3) Kur’an’da sık sık geçen “cünah” kelimesini “batıla ve günah olan şeye meyletmek” manasında ele almak da mümkündür.(4) O halde günahın, günah muhtevasını karşılamasa bile ondan uzak ve aykırı bir terim olduğu da söylenemez. 
Türkçe’de günah kelimesini, Allah’ın emirlerine aykırı olarak görülen iş, dini suç anlamında kullanmaktayız.(5) Günahın terim anlamına gelince: İnsanın şeytana uyarak yaptığı, muradında fani olduğu, dünyada ve ahirette cezasını çekeceği, bütün güzellikleri ifsad eden ve Allah’a itaatin önündeki engeli güçlendiren her iştir.(6) Günahın tespiti, fiillere iyi ve kötü sıfatlarının verilmesi ile de alâkalı bir meseledir. İnsanın hür iradesi ile yapabileceği doğrular ve yanlışlar vardır. Mükellefin yanlışları, Allahû Teâlâ’nın (cc) insanoğlunun tamamına imtihan için tevdi ettiği hükümleri dikkate almamakla başlar. İnsanın dünyada tamamen başarısız olmasına yol açan yanlışı, ‘küfür’ terimiyle ifade edilen unsurlardır. Kısmî anlamda başarısızlığının sebebi ise günahlarıdır. Dünyada şer olarak kabul edilenlerin unsurlarını ‘küfür’ ve ‘günah’ şeklinde ifade etmek mümkündür.(7) Peygamberimiz Efendimiz (sav) günahı insanın kendi vicdanında ve toplum planında kötü olarak değerlendirdiği işler olarak şöyle tarif etmiş ve şöyle buyurmuştur: “İyilik güzel ahlâktır. Günah ise vicdanında kabul görmeyen, kalbine rahatsızlık veren ve insanların da vakıf olmasını çirkin saydığın şeylerdir.”(8) Amellerin güzelliği (husn) ve çirkinliğinin (kubuh) tesbiti önemli bir meseledir. Amellerin dünyada övgüye, âhirette sevaba vesile olması yahut dünyada kötülenmeye, ahirette ise cezaya mucip olmasıdır.(9) Bu ölçü günahın tarifi olarak da kabul edilebilir. Günahların genel çerçevesi, öncelikle Allah’ın emir ve yasaklarıyla tespit edilebilir.(10) 
Kur’an-ı Kerim’de günahları ifade için bir değil, on altı ayrı terim kullanılmıştır. Bu terimleri sırasıyla ecrame, cenef, cünah, fahişe, fısk, habis, hatıe, hıns, hûb, ism, i’tidâ, isyan, seyyie, tağâ, zenb ve zulüm şeklinde ifade etmek mümkündür. Türkçe meâllerde bu on altı ayrı keyfiyete haiz olan davranışlar, maalesef sadece ‘büyük ve küçük günah’ şeklinde ifade edilmiştir. Günah kelimesinin de farsça olduğu dikkate aldığımız zaman, bu noktada Türkçe’nin ifade açısından zaafını tesbit etmemiz mümkündür.
Günahların Tasnifi: Günahların birçok yönden tasnifini gündeme getirmek mümkündür. Zira günahın alanı oldukça geniş olduğu için, herhangi bir sayı ile ifade etmek kolay değildir. Günahları tasnif edebilmek için, sınıflandırmayı inanç ve amelle ilgili günahları ayrı ayrı değerlendirmekte fayda vardır. Öyleyse günahlar öncelikle iki grup altında toplanabilir. 
Birincisi: İtikadî günahlardır. Bunlar küfür, şirk ve nifaktır. Günahların en büyüğü küfürdür. Şirk ve nifakın temelinde de küfrân-ı nimetin olduğunu unutmamakta fayda vardır. 
İkincisi:Ameli günahlardır. Bu, insanın her türlü fiilleriyle ortaya çıkması mümkün olan günahlardır. Bunları da başlıca üç noktada toplayabiliriz.
A) Ahlâkî günahlar: Zina etmek, başta şarap olmak üzere, haram kılınan değişik müskiratları kullanmak, kibir, ucub ve hased gibi duygularla insanlara iftira etmek, yalan söylemek ve adaletten ayrılmak, yalancı şahitlik gibi adaletin gerçekleşmesine engel olmak vs. 
B) İbâdet hayatıyla ilgili günahlar: Farz kılınan namazı, orucu, cihadı, haccı, zekatı ve diğer mali ibâdetleri terk etmek gibi. 
C) Muamelâtı ilgilendiren konularda işlenen günahlar: Faizli işlemlerle meşgul olmak, rüşvet almak veya vermek, ölçüde ve tartıda hile yapmak, alış-veriş esnasında insanları aldatmak ve diğer haramları irtikap etmek gibi!.. 
Ehl-i Kitab olan kimseler (Nasara, Yahudi vs) yüklenilen sorumluluk ve netice olarak ortaya çıkan vebal açısından günahı ikili tasnife tabi tutmuşlardır. İnsanın kendi şahsi sorumluluğuyla ortaya çıkan günahtan başka, insanın başkasından kaynaklanan günahın vebalini de üstleneceğine inanan hristiyanlar; Hz. Adem’den (as) neş’et eden meşhur cennetten çıkarılma sorumluluğunu kadınlara yüklemiş ve bu günahın bütün kadın neslini ilzam ettiğini ileri sürmüşlerdir. İnsanın günahkâr olarak dünyaya geldiğine inandıkları için ‘Vaftiz Töreni’ yapmayı ihmal etmezler. 
Büyük ve Küçük Günah Meselesi: Bazı muteber kaynaklarda; günahların sonuçları, yükledikleri veballer, ilâhi tehditler, nebevî ikazlar ve birbirleriyle mukayesesi gibi unsurlar dikkate alınmış, bunun neticesinde ‘büyük ve küçük günah’ tasnifi yapılmıştır. Ehl-i Bid’at fırkalardan Haricilerin ‘büyük günah işleyeni tekfir etmesi’, yine Mu’tezile’nin ‘tekfir etmemekle birlikte büyük günah işleyen kimselere mü’min sıfatını vermemesi’, itikadi açıdan büyük günah işleyen mükellefin hâli üzerine yoğun tartışmalara vesile olmuştur. Bu tartışmalar, günahlar ile küfür arasındaki temasın keyfiyetini ortaya çıkarmıştır. Birincisi: İnsanı imandan çıkaran sözler ve fiiller. Ehl-i Sünnet ûleması, bu konuda müstakil eserler kaleme almışlardır. İkincisi: İnsanı imandan çıkarmayan günahlar. Başta kibir, hased, gizli şirk olarak nitelendirilen riya olmak üzere, yüzlerce hali gündeme getirmek mümkündür. Ehl-i Sünnet ûlemasına göre, amelî günahlar mükellefi imandan çıkarmazlar. Zira bu günahlar işlenirken imanın hakikati olan tasdik insanda mevcuttur.(11)
Büyük Günahın Keyfiyeti: Büyük günahların mahiyeti ve sayısı ihtilaflıdır.(12) Büyük günahın (kebire) tarifinde ve sonuçlarında İslâm alimleri farklı görüşlere sahip olmuşlardır. Büyük günah belirlenirken doğuracağı neticeler gözönüne alınmıştır. Hâricîlerin büyük günah işleyen kimseleri (sahib-i kebire) küfürle itham etmesi, Mu’tezile’nin ise mü’min tanımının dışında bırakarak yeni bir statü koyması, bu meselenin gündeme girmesine vesile olmuştur. Tasnif ve tarifler de çoğunlukla bu anlayışlara tepki olarak gelişmiştir. Tarifleri yönlendiren diğer unsurlar ise şunlardır: 1) Hakkında ilahî tehdit bulunup bulunmaması, 2) Tevbe edildiğinde bağışlanıp bağışlanmaması, 3) Günahta ısrar edilmesi, 4) Günahların izafiliği, 5) Kasten yapılıp yapılmaması!.. 
Hz. Abdullah İbn Abbas (ra); “Allah (cc)’ın cehennemle, gazapla, azapla, lânetle sonuçlandırdığı her günah büyüktür” diyerek, belirleyici unsuru ifade etmiştir. Tabiûn döneminin müctehid imamlarından Hz. Said b. Cübeyr (ra): “Allah’ın cehenneme nisbet ettiği herşey günahtır” şeklinde tarif ederek, İbn Abbas’ın (ra) tarifine yakın bir değerlendirme yapmıştır.(13) Bir kısım Mu’tezile alimleri, hakkında vaîd bulunan herşey büyük günah, hakkında vaîd bulunmayan her şey küçük günahtır demişlerdir.(14) Bu da İbn Abbas ve Said b. Cübeyr (ra)’in tariflerine uygunluk arzetmektedir. İmam-ı Kurtubî, “Şeriatın büyük bir azabla tehdid ettiği veya zararını büyük saydığı günahlar büyük günahtır”(15) şeklinde tarif etmiştir. İmam-ı Kurtubî’nin tarifinde, yukarıdaki tariflerden farklı olarak ‘günahın insan dışındaki diğer varlıklara olan tesiri’ dikkate alınmıştır. Filhakika günahlar toplumu ve çevreyi etkilemektedir. Bu konuları günah ve toplum, günah ve çevre başlıkları altında incelemekte fayda vardır. Mu’tezile fırkasına mensup âlimlerden Cafer b. Mübeşşir; “Kasten yapılan her günah büyük, sahibi de mürtekib-i kebiredir (Büyük günah sahibi)” demektedir.(16) Bu, günahların kasıtla birlikte büyük günah sayılması demek olur. Bu tarif, Kur’an-ı Kerim’in beyan buyurduğu büyük, küçük günah ayrımına aykırıdır.(17) 
Kur’an-ı Kerim’de günahlar büyük ve küçük olarak ayrı ayrı zikredilmiş, kasıt yönünden (amden) kayıtlanmamıştır. Nitekim Kehf Sûresi’nde şöyle buyrulur: “Şu kitaba ne oluyor ki, küçük büyük hiçbir günah bırakmayıp hepsini saymış.”(18) Zilzal Sûresi’de de “Her kim bir zerre miktarı şer işlerse onu görecektir”(19) buyrularak küçük günaha işaretle zerre miktarı da olsa günahın küçüğünün bile cezasız kalmayacağı belirtilmektedir. Buradaki teşbih ile de küçük günah gerçeği ortaya çıkmış oluyor. Yine Mu’tezilî alimlerden Cübbâi’ye göre küçük günaha ısrarla devam etmek, vazgeçmemek, küçük günahta Allah’a isyan etmek büyük günahtır.(20) Cübbâi ısrar ve isyan nokta-i nazarından hareketle büyük günaha yeni bir boyut kazandırmıştır. Küçük günahı sürekli işlemenin azabın artmasına, cezanın büyümesine yol açacağı şüphesizdir. Küçük günahları pervasızca işlemek, kaçınmamak, bu konudaki yasağın hafife alınması, tevbe edilmemesi yahut da tevbeye riayetin terkedilmesi bakımından büyük suç teşkil eder. Küçük günah ta olsa mü’minin Allah’ın gazabından sakınmadan, tamamen keyfi bir tavırla, azab-ı ilahiyi âdeta küçümseyerek gühah yolunu tercih etmesi basite alınamaz.
Peygamberimiz Efendimiz (sav) mü’minin işlediği her günahı büyük görmesi gerektiğini şöyle ifade eder.: “Mü’min günahını, altında oturup da tepesine düşecek bir dağ gibi görür. Facir ise günahlarını burnuna konmuş sinek gibi görür ve onlardan böyle bahseder.”(21) O halde mü’min küçük de olsa günahının sorumluluğunu duymalı, büyüğünden olduğu gibi küçüğünden de sakınmalıdır. Ebu İshak, el-İsferayini, Ebu’l-Meâli, Ebu’n Nasr Abdurrahim el Kuşeyrî günahların hepsinin büyük olduğuna ancak bazılarının da büyüklerine nisbetle küçük olduğuna işaret etmişlerdir. Buna misal olarak, zinanın büyük günah olduğunun, zinaya götüren fiillerin ise zinaya nisbetle daha küçük günah olduğunu söylemişlerdir. Bu âlimler her günahın büyük olduğu düşüncesinden hareketle hiçbir günahın bir başka günahtan kaçınmakla affedilmeyeceği kanaatindedirler.(22) Ne var ki bu alimler hem bir taraftan günahların birbirine nisbetle büyük-küçük şeklinde sınıflanabileceğini kabul ederken diğer taraftan her günahı büyük kabul etmekle açık bir tarif sunmamaktadırlar. Bütün günahları aynı derecede, aynı seviyede tutmanın ma’kul olmadığı açıktır. Elbette her günah farklı seviyede olacaktır. Bu hakikat muhkem nassla sabittir: “Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı örteriz ve sizi ağırlanacağınız bir yere sokarız.”(23) Bazı müfessirler bu ayetteki büyük günahları şirk-nifak, küçük günahları ise diğer günahlar olarak ifade etmişlerdir. (24) Bir kısım günahlardan sakınmanın diğer günahların affına sebep olduğu mezkur ayette ifade edildiği gibi yine bir kısım hayırlı amelleri işlemenin de küçük günahların affına vesile olacağı nasslarda beyan olunmaktadır. Hûd Sûresi’nde “Şurası kesindir ki, iyilikler kötülükleri giderir.” (25) 
Beş vakit namaza devam edildikçe beşeri zaafiyetten kaynaklanan bazı günahların (bunlar küçük günahlar) silineceğini Peygaberimiz Efendimiz (sav) haber vermiştir: “Beş vakit namaz, Cuma diğer Cuma’ya kadar ve Ramazan diğer Ramazan’a kadar büyük günahlardan kaçıldığı takdirde (küçük günahlara) keffaret olurlar.”(26) Diğer bir hadislerinde de Rasulullah beş vakit namazın aralarında işlenen küçük günahlara keffaret olacağını şöyle ifade buyurmuştur: “Birinizin evinin önünde nehir olsa, günde beş kez orada yıkansa vücudunda bir kir kalır mı?” diye ashabına sordu. Onlar da: “Hayır, birşey kalmaz” dediler. “Bu beş vakit namazın benzeridir; Allah onunla hataları (küçük günahları) bağışlar.”(27) Büyük günahlara nisbetle küçük günahların bağışlanması daha öncelikli ve daha mümkündür. (28) Son devrin müfessirlerinden M. Sâbuni, bu meseleyi izah ederken şöyle demiştir: “Küçük ve büyük günah kendi başlarına tarif edilemeyen iki izafi isimdir, tıpkı sevaplarda olduğu gibi. Her günah, üstündeki günaha nisbet edildiği taktirde küçük, dûnunda bulunan günaha nisbet edilirse büyüktür. Mutlak kebire ise küfürdür; çünkü ondan büyük günah yoktur, diğer günahlar ise ona (küfre) nisbetle küçüktür.”(29) Hesap gününe hazırlanan her mükellef, insan olmanın getirdiği zaafiyetler sonucu işlediği günahlarını küçük görmemeli, zerre miktarı şer işlese bile sorumlu ve muhatap olduğu Yüce Allah’tan haya etmeli. O’nun lütfü, ihsanı, nimetlerini düşünmeli ve nankörlük etmekten kaçınmalıdır.(30)
Büyük Günah ile Küfrün Münasebeti: Ehl-i Sünnet âlimlerinden et-Tahavî “Ehl-i Kıble’den hiç birini ne cennete sokar ne de cehenneme atarız. Onlardan şirk, küfür ve nifak gibi herhangi bir şey ortaya çıkmadığı müddetçe kâfir, müşrik yahut da münafık olduklarına şahitlik etmeyiz. Gizli kalan yönlerini Allah’a havale ederiz” demektedir.(31) Tahavî bu sözlerle Ehl-i Sünnetin büyük ya da küçük günah işleyenlerle ilgili inancını ortaya koymuştur. Mu’tezile mezhebine göre de büyük günah işleyen tekfir edilmez. Ama Ehl-i Sünnet’e göre büyük günah sahibi mü’min; Mu’tezile’ye göre ise imandan uzaklaşmış sayılmakla beraber, küfür dairesine de girmemiş kabul edilir.(32) Bu noktada Mu’tezile mezhebinin ‘El-menzile beyne’l-menzileteyn’ esasını geliştirdiğini görürüz. Hasan el-Basrî’nin talebesi olan Vasıl b. Ata sahib-i kebirenin durumu sorulduğunda, hocasının hilafına davranarak ‘büyük günah işleyen ne mü’mindir ne de kâfirdir’ diyerek itizâlî hareketi başlatmıştır. Vasıl b. Ata’nın, sahib-i kebireye iman ve küfür mertebelerinin arasında yeni bir konum kazandırdığı iddiası tutarlı değildir..(33) Mu’tezile’nin önemli bir esası olan el-menzile beyne’l-menzileteyn büyük günah işleyenin fısk denilen bu konumunu anlatmaktadır.(34) Mu’tezile’ye göre mü’min, övgü ismi olup tazim ve sevgiyi hak edene verilir. Çünkü Allah mü’mine sevgi ve yakınlığı hükmetmiş ona cenneti va’detmiştir. Oysa sahib-i kebire günahı sebebiyle kötülenmiş, lanetlenmiş ve aşağılanmıştır.(35) Mu’tezile Allah’ın büyük günah sahibini hor ve hakir bir şekilde cehenneme sokacağını iddia etmektedir. Mu’tezile bu görüşünü şu ayet-i kerime ile ispatlamaya çalışır: “Ey Rabbimiz, gerçekten sen kimi cehenneme sokarsan, şüphesiz onu hor ve hakir edersin. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur.”(36) Mu’tezile âyetin ehl-i salâttan büyük günah işleyenlerin mü’min olmadıklarına delalet ettiğini, çünkü büyük günah işleyenler cehenneme girdiklerinde hor, hakir olmanın ise mü’minlikle bağdaşmadığı görüşündedirler. Mu’tezile, Tahrim Sûresi’ndeki “O gün Allah peygamberini ve iman edip onunla beraber olanları rüsvay etmeyecek”(37) ayetini delil getirerek mü’minin hor ve hakir olmayacağını dolayısıyla da büyük günah işleyenlerin mü’min olmaması gerektiğini söylemiştir.(38) Ayetteki hor, hakirliğin manâsı Peygamber (as) ile bulunmaları anında olmamasıdır. Hz. Said b. Müseyyeb, es-Sevrî ve Katâde’den hor ve hakirliğin ebedî olarak cehenneme girenlerle ilgili olduğu nakledilmiştir.(39) Öyleyse hor ve hakir olarak cehenneme girme hususuyeti ebedî olarak cehenneme giren kâfirlerle ilgilidir. Haricîler büyük günah işleyenin (mürtekib-i kebire) küfrüne hükmetmişlerdir.(40) Sahib-i kebirenin küfrüne şeytandan bahseden ayeti delil getirmişlerdir.(41) İblis Allah’a karşı itaatkâr ve onu bilen birisi olduğu halde Hz. Adem’e secde etmekten imtina etmiş, böylece büyük günah sahibi olmuştur. Bu yüzden laneti, küfrü ve cehennemde ebedî kalmayı kendine gerekli kılmıştır.(42) 
Mürcie’nin bir kısmı tüm günahların büyük günah olduğunu söylerken diğer bir kısmı da günahları büyük ve küçük diye ayırmıştır.(43) Mürcie, büyük küçük olsun günahlar imanla birlikte zarar vermez demektedirler.(44) Mürcie bu görüşünü küfürle birlikte taatın bir faydasının olmadığı benzetmesiyle delillendirmektedir.(45) Ehl-i Sünnet’in konuya bakışı ifrad ve tefrite kaçmayan en me’tedil yoldur. 
Tekfir kişilerin öldürülmesi, cenaze namazlarının kılınmaması, müslüman kabristanına gömülmemesi, ahirette ebedî cehenemde kalacağına hükmedilmesi gibi ağır sonuçlar doğuran bir işlemdir. Bu sebeple tekfire karar verenler iman ve küfrün mahiyetinin, muhtevasının ve sınırlarının neler olduğunu, yerinde yapılan tekfirin müslümanlara getireceği faydaları, buna karşılık lüzumsuz ve yersiz tekfirin müslümanlara ne gibi zararlar vereceğini bilmek zorundadır.(46) Aksi halde insanların İslâm’dan uzaklaştırılmasından, İslâm’dan dışlanmasından başka bir işe yaramayacaktır. Yoksa insanları tekfir etmek öyle kolay bir hadise değildir. Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat’ten ayrılan itikadi fırkalar; şüphe ve tevil sonucunda, büyük günah işleyen kimseleri müslüman saymamışlardır. Allahû Teâlâ (cc) kendisine şirk koşmak müstesna, diğer günahlardan herhangi birini işleyen ve tevbe edeleri bağışlayabileceğini haber vermiştir. Bu büyük bir rahmettir.
____________________________
(1) Türk Ansiklopedisi. 18/73. Ank. 1970 
(2) Prof. Dr. Cihad Tunç-Kelam ilminde Büyük Günah Meselesi- Kayseri. 1978 Ilahiyat Fak Dergisi, 325. 
(3) Enfal, 8/ 61 
(4) Ragıb el-İsfehani, Hüseyin b. Muhammed, el-Müfredat fi Gabribi’l Kur’an, 98, Kahire 
(5) Develioğlu Ferid, Osmanlıca Türkçe Lugat. 357. Ank. 1970. 
(6) ed-Dehlevi, Şah Veliyyullah b. Abdürrahim, 1/21, Bağdat 
(7) Cebeci, Lütfullah, Kur’an’da Şer Problemi, 222, Ank, 1985 
(8) et-Tirmîzi, Ebu Isa Muhammed b. Isa. cas-Sünen, Zühd, 52, 4/597, Humus.1965 
(9) Ödemîşi, Cafer Ahmetzade Ahmet EL, Nazmu’l-Fecraid, 33, 1288 11. 
(10) Kılıç, Sadık. Kur’an’da Günah Kavramı, 33, Konya, 1984 
 (11) Ramazan, Efendi- Şerhu Şerhi’l-Akâid. 238. 1288 h.
(13) eş-Şevkâni, Muhammed b. ali, Fet-hu’l
(14) eş-Şevkâni, a.g.e., 1/456
(15) el-Eş’ari, Makalatü’l-İslâmîyyin, 270
(16) Kurtubi, a.g e., 5/161
(17) el-Eş’ari. a.g.e., 270
(18) es-Sabuni, Nureddin, el-Bidaye fi Usuli’d-Din, 84, Dımeşk, 1979
(19) Kehf, 18/19
(20) Zilzal, 99/8
(21) el-Eş’ari, a.g.e., 270
(22) Buhari, Ebu Abdillah Muhammed b. İsmail, es-Sahih Deavat, 4, Kahire, 1304 h
(23) Nisa, 4/31 
(24) Ebu Hayyan, a.g.e., 3/233; Şevka-ni, a.g.e., 1/458
(25) Ebu Hayyan, a.g.e., 3/233
(26) Hud, 11/114
 (27) Müslim, Ebu’l-Hüseyn Müslim b. el-Haccac, es-Sahih, Taharet, 5, 1/ 209, Beyrut, 1954; Buhari, a.g.e.,
(28) Buhari, a g.e., Mevakti’s-Salat, 5, 1/74; Nesai, ebu Abdirrahman Ahmed b. Şuayb, es-Sünen, Salat, 7,1/230 Kahire
(29) Sabuni, es-Sabuni, Muhammed Ali, Safve-tü-t Tefasir, 7-58, Beyrut, el-Bidaye, 85; Ramazan ef., a.g.e., 238
(30) Taftazani, Saduddin, Ehl-u’s-Sağair ve’l Kebâir, Varak, 312,313, Yusuf Ağa Küt., No, 12, Konya.
(31) İmam Fahreddin-i Razi, a.g.e., 2/238; Harputi, ab-düllatif, Tenkihu’l-Kelam fi Akaidi Ehli’l-İslâm, 258, İst.
(32) el-Marasi Muhammed, Haşiyetü’t-Tevali, 275, el yazma, Konya Yu sufağğa küt, Nr 4719/2; Şehrista-ni, ebul-Feth Muhammed b. Ab-dülkerim, el’Milel ve’n-Nihal, 1/ 64, Kahire, 1948
(33) Kadı Abdülcebbar, Şerhu’l-Usuli’l-Hamse, 702, Kahire, 1965
(34) Al-i İmran, 3/192 
(35) Kadı Abdülcebbar, a.g.e., 702
(36) er-Razi, a g.e., 9/141, 142, Kadı Abdülcebbar, a.g.e., 702
(37) Tahrim, 66/8
(38) er-Razi, a.g.e., 9/142
(39) en-Nesefi, Ebu’l-Mu’in Meymun b Muhammed, Bahrul-Kelam fi A-kaidi Ehl-i İslâm, 24; ebu’l Münteha Şerhu Fıkhı’l Ekber, 27, ist, 1288 h.
(40) Şehristani, Nihayet’ül-İkdam fi il-mi’1-Kelam, 471, London 1934
(41) Bakara, 2/34
(42) Eş’ari, Makalatü’l-İslâmîyyin, 150
(43) Şehristanl, el-Milel ve’n-Nihal, 64
(44) Şehristani, Nihayetü’l-İkdam fî İl-mi’l-Kelam, 471; en-Nesefi, a g.e., 24
(45) Kutluay, Yaşar, İslâm ve Yahudi Mezhepleri, 74, Ank, 1965 
(46) Kılavuz, Ahmed Saim, İman-Küfür Sınırı, 310




    Y O R U M L A R
 
İlk yorumu eklemek için tıklayınız.
 
 
Yorum Ekle