Batı Hurafeciliğin Anayurdudur
Müslümanları hedef tahtasına koyanlar; kendi ideolojilerinde asla esneklik göstermedikleri gibi, mü'minleri birbirine düşürmek için ümniyye hükmünde olan hurafelerini piyasaya sürmektedirler. Yani İslâm'ın kaleleri artık topla tüfekle değil, hurafelere dayalı kelimelerle de yıkılmaktadır. Eğitimli pehlivanlar, kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibi, Müslümanların arasına sürülmekte, silahların yapamadığı tahribatı, kelimelerle yapmaktadırlar. Batı'nın İslâm coğrafyasını istilâsına göz yuman, İslâm'ı ve Müslümanları dönüştürme projelerine bilerek ve inanarak işlerlik kazandırmaya çalışanlar, Müslümanlık iddiasında iseler hayal görmektedirler. Batı, Müslümanları kendilerine benzeterek kendi çıkarlarının bekçiliğini Müslümanlara yaptırmak için durmadan plan projeler yaptırıyor. Batı bu işi şeytan Amerika'nın öncülüğünde devam ettirmektedir. Bu noktada şehid Seyyid Kutup (rha)'in şu sözü hatırımıza gelmektedir: "Batılılardan nefret ediyorum, Amerika'dan nefret ediyorum; ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan müslümanlardan nefret ediyorum.”
Mustafa ÇELİK
13.03.2019 14:50
52 okunma
Paylaş
BİL ki; tarihte olduğu gibi, günümüz insanları da hak ve batıl olmak üzere iki ayrı sancak altında toplanmış durumdadırlar. Müslümanları hedef tahtasına koyanlar, kendi ideolojilerinde asla esneklik göstermedikleri gibi, mü'minleri birbirine düşürmek için de, maddi çıkarları alet ederek, manevi duygularından gelen kinlerini sahneye koymaktadırlar. Yani kaleler artık topla tüfekle değil, menfaate dayalı kelimelerle de yıkılmaktadır. Eğitimli pehlivanlar, kuzu postuna bürünmüş kurtlar gibi, Müslümanların arasına sürülmekte, silahların yapamadığı tahribatı, kelimelerle yapmaktadırlar. Günümüzde ortaya çıkan "Ilımlı İslâm”, "Radikal İslâm”, "Fundamantalist Müslüman”, "Modern Müslüman” "Kur'ân Müslümanı” gibi kavram ve tabirler, dindarları dinidar kılmak için kurulmuş tuzaklardır. Müslüman kendi benliğine dönmezse, bu savaşının akıbeti son derece vahim olacaktır. Müslüman, manevi değerlerine sahip çıkmadığı için, toplulukların maddi gücünü sömürmeye alışık olan hak düşmanları, hiç çekinmeden inançlarını da sömürmekten zevk almaktadırlar.
Hurafeler, insanın Allah'ın dinine yabancılaşmasını sağlayan vesilelerdir. Müslümanları toptan Hıristiyan yapamayanlar, şimdi onları Hıristiyanlar gibi inanmaya ve yaşamaya alıştırıyorlar. Büyük ölçüde kilise imanına reddiye ile başlayan daha sonra eleştirilerini topyekûn kutsala yönelten Sekülarizm, süreç içerisinde iddialarının arkasında durmamış kendi kutsallarını ardı ardına üretmeye başlamıştır. Bu durum, Sekülarizmin çelişkilerindendir. Sekülarizm, dünyevîleşmenin daha bir özel ve sınırlı karşılığıdır. Modern olanın bu paradoksu, özünde hiçbir iddianın ve yaşam tarzının dinsiz olamayacağı gerçeği dikkate alındığında çok da garipsenecek değildir. İster her şeyin kendi içinde kutsala dair metafizik bir boyut içermesi isterse dünyacı yaklaşımların pragmacı (faydacı) eğilimlerden rafine olamadıkları gerçeğinden ötürü olsun, Sekülarizm bugün ironik yönüyle karşımızda durmaktadır. Artık Sekülarizmin, ‘putunu yiyen putçuluk' olarak tarih sayfalarındaki yerini almış bulunmaktır. Dine karşı seküler yaklaşım, karşı olduğu dini dahi hep faydacı açıdan değerlendirmiş; yok edebilme imkânını yakalayamayınca dönüştürme politikası içine girmiştir. Bu tutum, geçmişten günümüze mutrefin zümresinin değişmez tavrıdır. Bu, Cumhuriyet seçkincilerinin tutumlarında da ortaya çıkmıştır. Dine karşı, gerektiğinde sahiplenme gerektiğinde erteleme gerektiğinde ise bastırma politik tavrı sergilenmiştir. Firaset-i mü'min ile mesele tahkik edildiğinde görülecektir ki; Batı ve batı kaynaklı ideolojilerin tamamı kendi varlıklarını İslâm'ın yokluğu üzerine bina etmeye çalışmaktadırlar. Rabbimiz uyarıyor:
"Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar.”(1)
Batının İslâm coğrafyasını istilâsına göz yuman, İslâm'ı ve Müslümanları dönüştürme projelerine bilerek ve inanarak işlerlik kazandırmaya çalışanlar, Müslümanlık iddiasında iseler hayal görmektedirler. Batı, Müslümanları kendilerine benzeterek kendi çıkarlarının bekçiliğini Müslümanlara yaptırmak için durmadan plan projeler yaptırıyor. Batı bu işi şeytan Amerika'nın öncülüğünde devam ettirmektedir. Bu noktada şehid Seyyid Kutup (rha)'in şu sözünü hatırımıza gelmektedir: "Batılılardan nefret ediyorum, Amerika'dan nefret ediyorum; ama daha çok Amerika'nın vicdanına sığınan müslümanlardan nefret ediyorum.” Asrımızda Amerika ve avanelerinin temel amacı; "camiyi kiliseye hapsetme cinayetini işlemek”tir. 
İslâm, firavunlara, nemrudlara ve bunların yolunda olan Batı'ya ve Batı kaynaklı bütün ideolojilere meydan okumadır. Hıristiyan kültürü etkisindeki Batı, miladi 7. Yüzyıl'da İslâm'ın ortaya çıkışını, yeni bir din ortaya koyması bakımından ve Hıristiyan teolojisine karşı serdettiği görüşler nedeniyle teolojik bir meydan okuma olarak algılamıştır. Avrupa'da gerçekleşen reform, Rönesans ve Aydınlanma hareketleri sonrasında İslâm algısıyla oynanma başlanmıştır. 17'nci yüzyıla kadar birkaç yüzyıl boyunca dünyanın büyük bir çoğunluğunun Müslümanlar tarafından yönetiliyordu. Bu çağ, İslâm'ın iktidar çağı idi. İç savaşlar ve siyasi itilaflar var. Ama küresel olarak baktığımızda, Müslümanlar dünyanın küresel iktidar odağıdır. 17'nci yüzyıldan itibaren ise değişen ve toprak kaybetmeye başlayan bir Osmanlı var. Bu dönemde her şey ters orantıda ilerlemeye devam ediyor. 18'inci yüzyılda paramparça olan Avrupa'daki devletlerin haritalarda isimleri bile okunmamaktadır. Ama gittikçe toparlanmışlardır. İlk kopuş Yunanistan tarafından olmuştur. 1830'larda ilk defa gayrimüslim bir topluluk Osmanlı'dan kopuyor. Sonra İslâm küresel bir iktidar olmaktan çıkmaya başladı. Osmanlı parçalandıkça Batı bütünleşiyor. Ters orantılı bir süreç yaşanıyor. Biz güçlüyken orası paramparça, biz parçalandıkça onlar toparlanıyorlar. Avrupa'da artık taşlar yerine oturmuş, sınırlarda belli bir düzen var. Sonrasında Batı toparlanınca, dünyada sömürgecilik başlamıştır. Doğru, düzgün, bilinçli Müslümanlar olduğumuz dönemlerde işler yolunda gidiyordu. 19'uncu yüzyıldan sonra ise İslâm küresel iktidar olmaktan çıkarıldı. Dolayısıyla bu küresel iktidarlık Avrupa'ya geçmiştir. Avrupa, sömürücü düzeni ile yeni dünyanın yeni aktörüdür. Avrupa'nın iktidar olması, İslâm coğrafyası başta olmak üzere bütün dünyanın doğrudan işgal edilerek sömürgeleşmesine neden oldu. Batı, sömürgeciliğini kolaylaştırmak için İslâm ve Müslümanları kötüleyen, hayatın dışına iten hurafeler uydurmayı bir silah bilmiştir. Batıda İslâm ve Müslümanlar aleyhine uydurulan hurafe, İslâm'a ve Müslümanlara sıkılmış bir kurşundur.
Batıdan getirilmiş olan, İslâm'dan kaynaklanmayan ve İslâm'ın temel hedeflerine hizmet etmeyen bütün bilimler, ilimler, dine, imana, akla ve hayata zarar verirler.
Batı durmadan Müslümanlar aleyhinde hurafeler uyduruyor. "Batı'dan getirilen her şey doğrudur” inancı, kanaatı, Müslümanlar nezdinde Batı kaynaklı hurafeleri kabullenme, Batı kaynaklı hurafelerle aynileşmeye sebebiyet vermiştir. Batı, doğudan daha çok hurafe üretmiştir.
İslâm, batı medeniyetini önüne çıkaran her şeyi silip süpüren evrensel çağlar üstü Rabbanî bir hakikattirMedeniyet-i hazıra bir seyl-i huruşan değil, Müslümanların hezimeti içselleştirmiş zaaflarından istifade eden çürük, erdemsiz, ilkesiz bir yapıdırRabbimizin şu âyetini hatırlayalım: "Allah'ın dışında başka veliler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir; bir bilselerdi."(2) Bu âyetin ışığında deriz ki; Batı medeniyetiyle, ideolojileriyle bir örümcek ağı gibidir. Asrımızda Müslümanları bu ağın tutsağı kılan şey onun gücü değil, Müslümanların hezimeti içselleştirmiş olmalarıdır.
Asrımızda diniyle problemli, imanıyla kavgalı Müslümanların hayat sahnesinde görünmelerinin ana sebeplerinden birisi de Batı'nın sihirli hurafeleridir. "(Din adına uydurulmuş hurafeler olduğu gibi) ilmin de buna benzer hurafeleri vardır. İlmin meşru olarak kendisine ait olan tabiat sahasının dışına çıkması halinde ilmî hurafeler oluşur. Anorganik dünyada (fizik, mekanik, astronomide) yanılmaz olan ilim hayat sahasında, mesela biyoloji ve psikolojide tereddütlü ve beceriksiz davranıyor, hayat felsefesi denilen şeyi tarif hususunda ise kendini tamamen kabiliyetsiz gösteriyor. İlim insanla alakalı hususlarda kendi tahlil ve nicelendirme metodlarını kullanarak o noktaya varmıştır ki, hayatın bazı önemli fenomenlerini inkâr ve harici tezahür şekillerine irca etmektedir. Din sosyolojisi dinin özünü, biyoloji hayatı, psikoloji ruhu, tarih ise kendi dahilî, insanî manasını kaçırmakta, göz ardı etmektedir ….”(3)1994-98 yılları arasında Uluslararası Sosyoloji Derneği'nin başkanlığını yapan ve "dünya sistemleri analizi” diye bilinen anlayış konusunda önemli eserler veren, mevcut kapitalizm analizlerine geniş bir bakış açısı ve tarihsellik boyutu getiren Immanuel Wallerstein, "Bildiğimiz Dünyanın Sonu” adıyla çevrilen eserinde Aydınlanma'nın esas mesajının din karşıtlığı olduğunu, bu dönemde insanların hem doğruyu hem de iyiyi kendi akılları ile bulabileceklerine inandıklarını, bunu daha önce tekellerine alan dini otoriteleri reddettiklerini, bu otoriteyi önce filozofların sonra da bilimcilerin ikame ettiklerini, ama doğruyu bulmaya yönelip iyi ile "ilginç bir şey olmadığını söyleyerek” ilgilenemediklerini, fakat yakın zamanlarda bu iddia ve yaklaşımların itibarını kaybettiğini kaydediyor.(4)
Batı aklı, hurafeler ambarıdır. "Akılcılık (rasyonalizm) kilisenin dogmatizminden hiç de geri kalmayan kendi dogmatizmini tesis etti…”(5) Batı'da kilisenin putlarına karşı çıkanlar, kilisenin putlarından daha çok çarşı putları yaptılar.
Batı, sihirli hurafelerle Müslümanları tüketim kölesi haline getirmeye çalışmaktadır. Bakınız Batı'da her yıl kasım ayının 4. Perşembe gününü şükran günü olarak kutlayan gayr-ı Müslimler, onu takip eden Cuma gününü de Kara Cuma olarak isimlendirmektedirler. Her yıl milyonlarca insanın çılgınlar gibi alışveriş yapmasına sebep olan Kara Cuma (Black Friday) Şükran Günü'nün (Thanksgiving Day) ertesi sabahında gerçekleşen bir alışveriş çılgınlığıdır. Ünlü markalar Kara Cuma'da %80'e varan (hatta bazı durumlarda daha da fazla) indirimler uyguluyor. Madem bu kadar güzel bir şey neden adı Kara Cuma? Bu konuda iki inanış var. Birincisi; Kara Cuma kutlamaları için mağazalar kapılarını saat 04:00 ve 05:00 arasında açar. Daha gün aydınlanmadığı için bugüne Kara Cuma ismi verilmiş olabilir. İkinci inanış ise; Kara Cuma günü mağazalar tamamen boşaltılıyor, insanlar birbirini eziyor hatta hayatını kaybedenler bile olabiliyor. Bu da normal bir günü kara hale getirebilmek için yeterli bir sebep sanırım. Tabiî bunu Müslümanlara kabul ettirmek için de inancın içine ticari menfaati sokmaktadırlar. Benim zavallı Müslüman kardeşim de, rüzgârın önündeki kuru yaprak gibi, hedefsiz olarak önlerine düşüp gitmektedir. Hâlbuki, "Benim mübarek Cuma günüme kara leke nasıl sürülür?" diye azıcık düşünecek olsa, meselenin vahametini anlayacaktır.
Müslümanlar için Cuma mübarek bir zaman dilimidir. Cuma'yı, Cuma namazını kötü göstermek, Müslümanların dinine savaş ilan etmektir. Allahû Teâla buyuruyor: "Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ın zikrine koşun”(6) 
Evs İbnu Evs (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki:
"Cum'a, en hayırlı günlerinizden biridir. Hz. Âdem (a.s.)'ın toprağı o gün yaratıldı, o gün kabzedildi. (Kıyamette Sur'a) o gün üflenecek, sayha da o günde olacak. Öyleyse o gün bana salâvâtı çok okuyun. Zira salâvâtlarınız bana arzedilir.”(7)
İbnu Ömer (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki:”Cum'a gecesi veya cum'a günü vefat eden hiçbir müslüman yoktur ki, Allah onu kabir fitnesinden korumamış olsun.”(8)
Ebû Hureyre (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) cum'a gününden bahis açıp dedi ki: "Onda bir saat vardır; müslüman bir kul namaz kılar olduğu halde, o saate erse, Allah'tan her ne istemişse onu Allah kendisine mutlaka verir.” Bunu söylerken [Rasûlullah] eliyle o vaktin azlığını işaret ediyordu.”(9)
Ebû'l-Ca'd ed-Dumrî anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Kim önemsemeyerek üç cumayı terk edecek olursa, Allah onun kalbini mühürler.”(10)
Bu konuda daha birçok hadis-i şerif vardır. Müslümanların en kıymetli günlerinden biri olan mübarek Cuma günümüzü, Hıristiyanlar kendi kültürlerine kara Cuma olarak yerleştirebilirler. Onlar bu günü uğursuz da sayabilirler. Zaten onlardan başka bir davranış da beklenemez. Zira onlar tarihteki yenilgilerinin çoğunu Cuma günü yaşamışlardır. Öyle ise; akıllı bir mü'min, ahiretin nihayetsiz kazancını dünyanın geçici menfaati ile değiştirmez. Çünkü iyiliklerin tamamı, dinin emirlerine uymaktan geçmektedir. Dinimize kara Cuma iftirasını yapan şer güçlerin peşinden giderek, küçük bir menfaat uğruna onların açtığı çığırdan gidenler, onlara uymuyorsa kime uyuyorlar? Rasûlüllah (sav) buyuruyor:
"Siz sizden öncekileri adım adım, karış karış takip edeceksiniz. Hatta onlardan birisi kertenkele deliğine girse siz de onların peşinden kertenkele deliğine gireceksiniz.” Bunun üzerine sahabe: "Onlar Yahudiler ve Hıristiyanlar mı?” diye sorunca Allah'ın Rasulü: "Başka kim olabilir?” diye buyurdu.” (11)
Allah'ın diniyle, kitabıyla, kitabının âyetleriyle, Allah'ın Peygamberiyle, Peygamberin sünnet ve siretiyle, Allah dininin değerleriyle alay edenler, onları hor ve hakir görenler, Allah'ın düşmanlarıdır, Peygamberin düşmanlarıdır, Allah'a kul, Peygambere ümmet olan mü'minlerin düşmanlarıdır. Kuşlar tek kanatla uçamadığı gibi, Müslüman da mutlu olmak için, maddi ve manevi hayatını birlikte götürmek zorundadır. Bizi dinimizden ayırmak isteyen şer odakları, her gün bir oyun tezgâhlayarak, müminin imanına zarar verme hevesiyle yaşamakta, manevi sahamızı, mayın tarlasına çevirmektedirler. İmanımıza hücum eden bu tuzaklara karşı, uyanık olmak zorundayız. "Kara Cuma” tabiri hem Müslümanlara hakareti ifade eden modern bir hurafedir ve hem de Batı kaynaklıdır. Çünkü Batı, hurafelerin anayurdudur. Bâtıyı kıble haline getirmiş olan Modernistlerle hurafeciler akrabadırlar. Her ikisi de bâtıla hizmet etmektedirler. İslâm dini; usulü ile, geleneği ile, uleması ile, medresesi ile, içtihadı ile kıymetlidir. Usul bilmeyenlerin İslâm üzerine getirdikleri eleştiriler, kalp ameliyatına pratisyen hekimin girmesi gibi bir şeydir ki, tahribatı büyük olur.  İslâm dininin içerisindeki ihtilafları derinleştiren Batı sömürge imparatorluğu,diğer taraftan "İslâm terakkiye manidir” çıkışını yaparak, İslâm dünyasının iflas etmiş halini İslâm'a bağlamıştır. Bu iddia, Müslüman zihinleri oldukça meşgul etmiş, buna karşı tezler yazılmıştır. Bugün dahi modernistlerin İslâm'ı savunmaktan aciz zihinleri, İslâm'ı bir değerler sistemi olarak savunmaktan acizdir. İslâm dünyasında, özellikle entellektüel sahada ortaya çıkan modernist İslâmcılar, İslâm'ın değer üstünlüğünden bahsetmek yerine, İslâm'ı modern bilimin mantığı kadar dar bir kaba sığdırma çabası içerisinde debelenmekte ve aslında hurafecilerin düştüğü tuzağa kendileri de düşmektedirler. İslâm'ın değerlerini İslâm'dan ayrı ve bağımsız düşünemeyiz. Batı'nın İslâm'ın değerlerini kötülemek, insanların nezdinde onları değersiz hale getirmek için yaptığı bütün hamleler, hurafe kategorisinde değerlendirilmelidir.
Batı'nın İslâm ve Müslümanlar hakkında oluşturduğu, uydurduğu hurafeleri bertaraf etmenin en emin yolu İslâm'ın hak ve adalet anlayışını, Hz. Peygamber (sav)'in çağlar üstü örnekliğini ve üstün ahlaki vasıflarını insanlık ailesinin her bir ferdine güzel bir dille, hikmetli bir üslupla sunmak için var gücümüzle çalışmaktır. Ayrıca Müslümanlar olarak başka dünyalardaki kaygıları ve korkuları ortadan kaldırabilmek için kendi aramızda silmi, barışı, adaleti, merhamet ve şefkati sağlamak durumundayız.
____________________
(1) Âl-i İmran Sûresi/ 100
(2) Ankebut Sûresi/41
(3) Aliya İzzet, Doğu ve Batı Arasında İslâm, Sh: 323, İst./Nehir 1978
(4) Immanuel Wallerstein, Bildiğimiz Dünyanın Sonu, Sh: 222, İst/2000
(5) Özgürlüğe Kaçışım Zindandan Notlar, Sh: 121, İst/2013
(6) Cuma Suresi//9
(7) Sünen-i Ebû Davud, Salat 207; Nesaî, Cum'a: 5
(8) Sünen-i Tirmizî, Cenaiz: 72
(9) Sahih-i Buharî, Cum'a 37; Müslim, Cum'a 13; Nesaî, Cum'a: 45
(10) Sünen-i Ebû Dâvud,Salât: 210; Tirmizî, Salât: 359; Nesâî, Cuma: 2
(11) Sahih-i Buhari, Enbiya: 50; Müslim, İlm: 6
 
Misak Dergisi 339. Sayı
Şubat 2019
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya