Nebevî Bir Müjde: "Cemaatte Rahmet, Ayrılıkta ise Azap Vardır"
Mü'minler, tıpkı namazda olduğu gibi toplum hayatında de birbirlerinin yanındadırlar. Müslümanlar namazda niçin bir araya geldiklerinin şuurunda oldukları gibi, müslümanlarla niçin bir arada olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Onların cemaat oluşu bilinçli bir tercihtir. Onların aralarındaki bağ iman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, ya da vatandaşlık, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir. Allah'ın Rasulü (sav) bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor:"Kim aza şükretmezse çoğa da şükretmez. Kim insanlara teşekkür etmezse Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden bahsetmek şükür, böyle yapmamak ise nimete nankörlüktür. Cemaat rahmettir ayrılık ise azaptır." Merhum Mustafa Meşhur, 'İslâm'a Davet Fıkhı' isimli kitabında şu bilgilere yer verir:"İslâm; hem bir cemaat... Hem de dünya ve ahiret dinidir.Hesap gününe hazırlanan bir müslüman yeryüzünün neresinde olurlarsa olsun, diğer Müslümanların dertleriyle dertlenmeli, kardeşlerinin çektikleri çilelere ve acılara ortak olmalıdır. Bunun en açık delili şu hadisi şeriftir: 'Müslümanların dertleriyle hemdert olmayan onlardan değildir.'
İbrahim SERİN
13.03.2019 13:10
37 okunma
Paylaş
TARİH boyunca hak ile batıl, iman ve küfür mücadelesinde müstekbirlerin hak din olan İslâm'ı ve İslâm davetçilerini eğri göstermeye çalıştıkları bir hakikattır. Bu hakikat kıyamete kadar da devam edecektir.
 Allahu Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Onlar (kafirler), dünya hayatını âhirete tercih ederler, (insanları) Allah'ın yolundan çevirirler ve onun da eğriliğini isterler, işte bunlar, haktan çok uzak bir sapıklık içindedirler." (İbrahim, 3)
Ayette de geçtiği üzere, dünya hayatını ahirete tercih edenler insanları hak yoldan çevirmek için hakk yolu eğri gösteriyorlar. De ki: Ey ehl-i kitap! (Gerçeği) görüp şahid olduğunuz halde niçin Allah'ın yolunu eğri göstermeye yeltenerek müminleri Allah yolundan döndürmeye çalışıyorsunuz? Oysa onun doğru olduğunu biliyorsunuz. Allah yaptıklarınızdan kesinlikle habersiz değildir. Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler." (Ali İmran, 99-100)
En başta Peygamberlere -Allahu Teâla'nın selamı onların üzerine olsun- dahi engel olmaya çalışan, onları halkın gözünden düşürmek için her türlü desise ve tuzaklara başvuran müstekbirler, Peygamberlere, - Allah'ın selamı onların üzerine olsun -Bazan deli, bazan şair, bazan sihirbaz ve bazan da kâhin demişlerdir.
Son dönemlerde de yine İslâm'a ait kavramlara İslâm düşmanları tarafından çok şiddetli saldırılar yapılıyor ve bu kavramların ya içi boşaltılıyor veya halkın gözünde lekeliymiş gibi bir hale getiriliyor. İşte bu yüzden İslâmi kavramlar toplumun gözünde zararlıymış gibi görülmeye başlandı. Hâlbuki İslâm toplumu için bu kavramlardan her biri son derece hayati bir öneme sahiptir.
Bu kavramlardan bazıları bir takım kimseler tarafından istismar edildiği doğrudur fakat bunların istismar edilmeleri ve kötü amaçlar için kullanılmaları bu kavramların kötü olduğu anlamına gelmez.
Bu zarar görmüş kavramlardan bazıları şunlardır: Cemaat, Cihad... gibi. Eğer müslümanlar uyanık olmazlarsa İslâm düşmanları propagandanın gücüyle, bize ait hakikatlere karşı bizi düşman haline getirebilirler. Bu yazımızda Allahu Teâlâ'nın izniyle zarar görmüş kavramlardan biri olan cemaat kavramı üzerinde duracağız.
CEMAAT NEDİR?
İnsan topluluğu, bir fikir ve inanç etrafında toplanmış kimseler. 'Cemaat' kelimesinin aslı, toplamak, bir araya getirmek anlamındaki ce-me'a fiilidir. 'Cemaat' sözlükte, insan topluluğu, bir araya gelen insan grubu demektir. Geniş anlamıyla cemaat; bir fikir ve inanç etrafında bir araya toplanan insan topluluğuna verilen addır. Bir fıkıh terimi olarak 'cemaat' ise; namazı bir imamla birlikte kılan mü'minler topluluğudur. En geniş anlamıyla 'cemaat'; İslâm ümmeti topluluğunu ifade eden bir kavramdır. Dünyadaki bütün müslümanlar bu anlamda bir bütün halinde 'cemaat'tırlar. Bu cemaatin ana özelliği, aynı Din'e, yani Tevhid Dinine inanmaları, aynı kıbleye yönelmeleridir. Dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar, bütün müslümanlar İslâm cemaatinin birer üyesidirler.
Cemaat; rastgele, tesadüfen veya şartların bir araya getirdiği insanlar değildir. Cemaatin üyeleri de ne yaptıklarını bilmeyen, hangi şartlar altında bir araya geldiğinden habersiz ve şuursuz kimseler değillerdir. Cemaat, şuurlu bir birlikteliktir. Kuru kalabalık, yani kitle (cemadât) değildir. Kitle, şartların bir araya topladığı kalabalıktır. Yolu ve hedefi belli değildir. Asgari müşterekleri bile ortada yoktur.(1)
CEMAAT ANLAYIŞI VE İSLÂM TOPLUMU:
Mü'minler, tıpkı namazda olduğu gibi toplum hayatında de birbirlerinin yanındadırlar. Müslümanlar namazda niçin bir araya geldiklerinin şuurunda oldukları gibi, müslümanlarla niçin bir arada olmaları gerektiğinin de farkındadırlar. Onların cemaat oluşu bilinçli bir tercihtir. Onların aralarındaki bağ iman bağıdır; soy, hemşehrilik, ırk, kabile, hizib, ya da vatandaşlık, hele hele çıkar beraberliği hiç değildir. Müslümanlar bulundukları yerlerde küçük cemaat olsalar bile aynı özelliği taşırlar, aynı şuura sahiptirler. Herhangi bir amacı gerçekleştirmek üzere bir araya gelen mü'min topluluklarının da bundan farklı yanları yoktur. Bazan bütün müslümanların bir önderin (imamın) yönetimi altında bir araya gelmeleri mümkün olmayabilir. Şartlar buna müsaade etmeyebilir. Günümüzde müslümanlar farklı coğrafyalarda ve farklı ülkelerde yaşamaktadırlar. Birçok ayrı siyasi güç müslümanlara hâkim durumdadır. Buna rağmen onlar İslâm'ın genel esasları ve hedefleri etrafında bir cemaat olmak durumundadırlar. Onlar birbirlerinin kardeşidirler. Herkes birbirinin destekçisi, yardımcısı ve duacısıdır.
Müslümanlar bulundukları yerde, az da olsalar cemaat anlayışını yaşatmakla görevlidirler. Bazı mü'minler, bir amacı ya da bir hedefi gerçekleştirmek üzere bir araya gelebilirler, bir grup çalışması yapabilirler. Vakıf, dernek, cemiyet ve teşkilat çatısı altında örgütlenebilirler. Bu şekilde oluşan cemaatler, kendi aralarında bazı prensipleri uygulasalar bile, diğer Müslüman cemaatlerle İslâm kardeşliği çerçevesinde ilişki kurarlar, ayrılık gütmezler, onlara sırtlarını dönmezler. 
Bir cemaatin 
İslâmi olup olmaması, onun İslâmi prensiplere ne kadar uyduğuna bağlıdır. 'En iyi cemaat biziz' iddiası geçersizdir. Belli bir amacı ve çalışmayı gerçekleştirmek üzere bir araya gelen cemaatler, tefrikaya sebep olmamalı, müslümanları bölüp-parçalamamalıdır. Dinde ayrılık güdenlerin ve kendi cemaatinin veya grubunun görüşlerini, prensiplerini din haline getirenlerin son derece hatalı oldukları açıktır. Kaldı ki İslâm sürekli bir şekilde müslümanların kardeşliğini vurgulamakta, onları 'Vahdet'e/birliğe davet etmektedir. Müslümanlar, yaşadıkları yerlerde azınlık ta olsalar cemaat olmaya çalışmalılar. Bunu yapmazlarsa ve cemaat şuurunu diri tutmazlarsa; cemaat olmanın avantajlarını ve nimetlerini kaçırırlar. 'Cemâdât', yani şuursuz, sıradan sürü haline gelirler. Sürüleri güden çobanlar da her zaman bulunur.(2)
CEMAAT'İN EHEMMİYETİ
Huzeyfetu İbnu'l- Yeman (ra) şöyle rivayet ediyor:
İnsanlar, Rasulullah'a (sav) hayırdan sorarlardı. Ben ise şerr'in bana ulaşmasından korktuğum için şerr'den sorardım. Dedim ki Ey Allah'ın Rasulü (sav) biz cahiliyye ve şerr üzere iken Allah bize bu hayır (İslâm)la geldi, bu hayırdan sonra bir şerr var mıdır? Allah Rasulü (sav) -"Evet" dedi. Ben o halde o şerr'den sonra hayır var mı? Diye sordum. Rasulullah (sav) şöyle cevap verdi. - "Evet, fakat onda bir bulanıklık olacak." Ben onun bulanıklığı nedir? Dedim. Allah Rasulü (sav): - "Hidayeti bulmamış bir kavimdir onlarda şeriat'a uygun şeyler de ve ona aykırı şeylerde bulacaksınız" dedi. O halde bu hayır'dan sonra şerr var mıdır? Dedim. Rasulullah (sav): -"Evet, cehennem kapılarında cehenneme çağıran davetçiler olacak, onlara icabet edeni cehenneme atacaklardır" dedi. O halde onları bize vasıflandır dedim. Rasulullah (sav): -"Onlar bizim cildimizden ve bizim dilimizi konuşanlardır" diye buyurdu. Diğer bir rivayette ise şöyle buyurdu: "Onlar insan suretinde şeytan kalplilerdir." Ben, eğer onlara ulaşırsam bana neyi emredersiniz? Diye sordum. Rasulullah (sav): -"Müslümanların cemaati ve imamıyla/idarecisiyle beraber ol" dedi. Şayet o zaman Müslümanların cemaati ve imamı yok ise (neyi emredersiniz?) dedim. Rasulullah (sav)-"O halde bütün o fırkaları terk et. Sana ölüm gelinceye kadar ağaç kabuğunu ısırarak (yiyecek de) olsan bu hal üzere ol" buyurdu.(3)
CEHENNEM DAVETÇİLERİ
Cehennem davetçileri kimlerdir? Kısaca izah etmeye gayret edelim:
Allah Teâlâ'nın ayetlerini tahrif edip bid'atlerine çağıran kimseler cehennem davetçileridir. (Haşhaşileri, Karmatiler ve Hariciler gibi)
Sahabeyi kiram'a dil uzatıp cerh edenler cehennem davetçileridir. (Şia ve Hariciler gibi)
Ayetlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâredenler cehennem davetçileridir.
Hz. Musa'ya (as) ve Hz. İsa'ya (as) inanıp Hz. Muhammed'i (sav) ve Kur'an'ı inkâr ederek muharref dine çağıranlar cehennem davetçileridir. (Yahudi ve Hıristiyanlar gibi)
İnsanları çağdaş putlara çağıranlar cehennem davetçileridir. (Demokrasi, laiklik, Marksizm, liberalizm ve benzerleri gibi) İnsanları Allah Teâlâ'nın yolundan alıkoymak için lehve'l hadisi (oyun ve eğlence aletlerini) çoğaltanlar cehennem davetçileridir.
Allah Teâlâ'nın hükmünü hafife alıp kendi heva ve hevesinden kanun uyduran tağuti güçler cehennem davetçileridir.
Allah'ın dinini bırakıp asabiyete (ırkçılığa) çağıranlar cehennem davetçileridir.
Faizi yardım kredisi adı altında ev, işyeri demeden dolaşıp teşvik edenler cehennem davetçileridir.
Ekonomiye katkı adı altında içki fabrikalarını kuranlar ve teşvik edenler cehennem davetçileridir.
Açıklığı, çıplaklığı medeniyet diye sunanlar, özgürlük adına haram kapılarını sonuna kadar açanlar ve bu uğurda çalışan gazete, televizyon, dergi ve internet siteleri cehennem davetçileridir.
Zina evlerini kuranlar ve buraları koruyup muhafaza edenler cehennem davetçileridir.
Kısacası haram yolunu açan ve insanları bu haramlara çağıranlar cehennem davetçileridir.
CEHENNEM DAVETÇİLERİNDEN
KORUNMA YOLU
Cehennem davetçileri, her taraftan, her koldan etrafımızı kuşatırken o halde kendimizi, ailemizi ve Müslümanları nasıl koruyacağız?
Aslında hadisi şerif'te, nasıl korunmamız gerektiği açıkça ifade ediliyor. Allah Rasulü Sallallahualeyhi ve sellem hadisi şerif'te bize sağlam/muhkem bir kale gösteriyor o da Müslümanların cemaati ve imamı/idarecisiyle birlikte olmaktır.
Zira fitne ve fücurun hızla yayıldığı bir ortamda sağlam bir Kale'dir İslâm cemaati. Cehennem davetçilerinin kol gezdiği bir zamanda bir cennet bahçesidir İslâm cemaati. Şeytan ve avanelerine ve İslâmdüşmanlarına karşı bir sığınaktır, bir mevzidir İslâm cemaati.
Çünkü birlik ve beraberlikte kuvvet ve izzet, ayrılıkta ise zayıflık ve zillet vardır.
Allah Rasulü Sallallahualeyhi ve sellem başka bir hadiste ise cemaat olmanın temel taşlarını ifade ederek bize yol gösteriyor.
Ebu Derdâ (ra)  şöyle dedi: Rasûlullah (sav)'i: "Bir köy veya çölde üç kişi birlikte bulunur da namazı aralarında cemaatle kılmazlarsa, şeytan onları kuşatıp yener. Şu halde cemaat üzere olunuz. Muhakkak ki sürüden ayrılan koyunu kurt yer" buyururken işittim.(4)
Dr. Mustafa el-Hin, Dr. Mustafa el-Buğa, Ali el-Şerbecî, 'Fıkhu'l -Menheciyy' 'Büyük Şafii Fıkhı' diye tercüme edilen kitapa şöyle derler: İslâm'ın binası, müslümanların tanışıp kardeşlik kurmaları, hakkı hak batılı batıl bilip yardımlaşmaları üzerine kurulur. Bu tanışma ve kardeşlik, hiçbir yerde mescidden daha iyi tahakkuk etmez. Çünkü müslümanlar günde beş defa namaz kılmak için mescidde bir araya gelirler.
Dünya menfaatleri onların arasına ne kadar ayrılık sokarsa soksun, kalplerinde birbirlerine karşı ne kadar kin ve nefret yerleşirse yerleşsin namazlara sebat edip günde beş defa mescidde bir araya gelmeleri -eğer gerçekten Allah'a iman edip namazlarında münafıklık yapmıyorlarsa- aralarındaki ayrılık duvarlarını yıkar, kalplerindeki kin ve nefreti söküp atar.(5)
Sünen-i Ebu Davudşarihleri hadisin şerhinde şu bilgilere yer verirler:
Hadisteki "Cemaat üzere olunuz" lâfzında muhatab tek gibi görünmekte ise de hitab umûmidir. Çünkü Nebî (sav)'in, "kurt sürüden ayrılan koyunu kapar" ifâdeleri ile beyân buyurduğu gibi, şeytan cemaatten uzaklaşır, kaçar ve cemaatten ayrılan kişiye musallat olur. Şeytan cemaate zarar veremeyeceğine göre, müslüman cemaatinin arasını ayırmaya, onlar arasına fikir ayrılıkları sokarak müslümanları tevhid nurundan ayırarak onları ifsâd etmeye çalışır.(6)
Peygamber efendimiz (sav) Müslümanların bir şehirde, köyde veya çölde üç kişi de olsalar aralarında bir imam tayin ederek beş vakit namazlarını ikame etmeleri gerektiğini söylemiştir.
O halde Peygamber efendimiz (sav) diğer durumlarda (siyasette, iktisatta, hukukta, muamelatta, ukubatta ve hayata dair her şeyde) Müslümanların kendi başlarına birbirinden bağımsız hareket etmelerini söyler mi? Elbette ki söylemez ve böyle bir şeyi asla tasvip etmez. Zira müslümanlar beraber iken şeytan ve avaneleri onlara zarar vermez ve onlardan uzak olurlar.
Allah Rasulü (sav) bir hadisi şerifte buna işaret ederek şöyle buyururlar: "Size ashabımı, sonra onlardan sonra gelenleri ve sonra onlardan sonra gelenleri tavsiye ederim. Sonra yalan yayılır öyle ki kişiden yemin istenmeden yemin eder, şahitlik istenmeden şahitlik eder. Dikkat edin bir erkek mahremi olmayan bir kadınla baş başa kalmasın ki üçüncüleri şeytan olmasın. Cemaat üzerine olun, ayrılıktan sakının, çünkü şeytan bir kişiyle beraberdir, iki kişiden ise uzaktır. Kim cennetin ortasını istiyorsa (İslâmcemaatine tabi olsun. Kimi yaptığı iyilik sevindiriyor, işlediği kötülük ise üzüyorsa işte o mü'mindir.''(7)
Hadiste de ifade edildiği gibi "kim cennetin ortasını istiyorsa (İslâm) cemaatine tabi olsun." Yukarıda da ifade edildiği üzere cemaat Müslümanlar için dünyada bir cennet bahçesidir. Dolayısıyla mü'min kimse cemaatten uzak kalmaz.
İbn Abbâs radiyallahu anhuma'dan rivâyete göre, şöyle demiştir: Rasulullah (sav), şöyle buyurmuştur: "Allah'ın eli (rahmeti ve koruması)cemaatle beraberdir."(8) İbnu'l Esir 'en- Nihaye Fi Garib'il Hadis' isimli kitab'ında bu hadisin şerhinde şöyle der: İttifak üzere olan ehli İslâm'ın cemaati Allah'ın rahmetindedir, onun koruması onların üzerinedir ,onlar eza ve korkudan uzaktırlar, onların arasında ikamet ediniz."(9)
El- Mecma' isimli kitab'ın sahibi de şöyle dedi: "Allah'ın sekineti ve rahmeti ittifak edenlerle beraberdir. Onlar korku, eza ve sarsılmaktan uzaktırlar. Tefrikaya düştükleri zaman ise sekinet gider aralarına be's (harp, sıkıntı, felaket fakirlik,) koyar ve haller/durumlar bozulur."(10)
Allah Rasulü (sav) bir başka hadisi şerifte şöyle buyuruyor: "Üç şey vardır ki müslüman kişinin kalbi bunlarda ihanet, kin ve husumet beslemez:
1- Allah için amelde ihlaslı olmak,
2- Müslümanların imamlarına (yöneticilerine karşı) nasihat etmek (samimi ve ihlaslı olmak).
3- Ve müslümanların cemaatiyle beraber olmak.'' (11)
RASULULLAH SALLALLAHU ALEYHİ VE
SELLEM'İN ÜMMETİNE EMRETTİĞİ BEŞ ŞEY
İmâm Ahmed İbnHanbel der ki bize Affân... Haris el Eş'arî'den nakletti ki; Rasûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
"Ben de size Allah'ın bana emrettiği beş şeyi emrediyorum. Bunlar:
Cemâat,
Emir'i Dinleme,
Emir'e İtaat,
Hicret
Allah yolunda cihâd'dır.
Şüphesiz ki cemaattan bir karış boyu dışarı çıkan boynundan İslâmın boyunduruğunu çıkarmış olur, ancak cemaata dönerse kurtulur."
Kim de câhiliye (bidat, hurafe ırkçılık vs.) davasında bulunursa o cehennemin yakacaklarındandır."
Dediler ki, Ey Allah'ın Rasûlü (sav) namaz kılsa, oruç tutsa da mı? Buyurdu ki:
"Namaz kılsa, oruç tutsa ve kendisinin müslüman olduğunu sansa da.
Siz müslümânları Allah Azze ve Celle'nin kendilerine vermiş olduğu isimlerle çağırın. Müslümanlar, mü'minler Allah'ın kullarıdır." (12)
CEMAATTE RAHMET
AYRILIKTA İSE AZAP VARDIR
Allah Rasulü (sav) diğer bir hadisi şerifte ise şöyle buyuruyor: "Kim aza şükretmezse çoğa da şükretmez. Kim insanlara teşekkür etmezse Allah'a da şükretmez. Allah'ın nimetlerinden bahsetmek şükür, böyle yapmamak ise nimete nankörlüktür. Cemaat rahmettir ayrılık ise azaptır." (13)
İSLÂM; HEM BİR CEMAAT...
HEM DE DÜNYA VE AHİRET DİNİDİR
Merhum Mustafa Meşhur, 'İslâm'a Davet Fıkhı' isimli kitabında şu bilgilere yer verir: "İslâm; hem bir cemaat... Hem de dünya ve ahiret dinidir.
Yüce dinimiz İslâm, ferdiliğe ve manastır hayatına dayanan bir ruhbanlık dini değildir. Bilakis o, dünya ile ahireti birleştiren, tüm inananların tek bir cemaat, tek bir ümmet, tek bir vatan ve 'herhangi bir uzvu rahatsız olunca, vücudun diğer bütün a'zaları birbirlerinin acısını duyan -uykusuzlukla, hararetle- iştirake çağıracak' (14) şekilde tek bir vücud halinde yaşamalarını emreden bir dindir. O, her Müslümandan yeryüzünün neresinde olurlarsa olsunlar, diğer Müslümanların dertleriyle dertlenmelerini, uğradıkları zulüm ve haksızlıklara, çektikleri çile ve acılara ortak olmalarını ister.
Bunun en açık delili şu hadisi şeriftir: 'Müslümanların dertleriyle hemdert olmayan onlardan değildir.' (15)
Bu hadisi şerif, İslâm'ın her müslüman erkek ve kadın üzerine yüklediği ve kıyamet gününde kendisinden hesaba çekileceğimiz genel sorumlulukları ifade etmektedir.
Gerçekten yeryüzünün çeşitli bölgelerinde binlerce müslüman kanı akıtılırken, kadınlarının ırz ve namusları çiğnenirken, müslüman nesiller gayri İslâmi bir ahlak üzere yetiştirilirken, İslâm şeriatı kaldırılıp sun'i beşer kanunlarıyla tebdil edilirken, müslümanlar akidelerinden saptırılıp mukaddesatlarına tecavüz edilirken, çözülmeleri için saldırılar düzenlenip aralarında, kin, nefret ve tefrika tohumları atılarak harp ateşleri tutuşturulurken, bunlar ve bunlar gibi birçok cinayetler işlenirken... Bu facia ve trajediler karşısında müteessir olmayan ve harekete geçmeyen bir müslümanın İslâm'ını Allah kabul eder mi, hiç?
Bütün bu fesadlıkları ıslah edip düzeltmenin, bu acı olaylara engel olmanın Allah'ın dini'ni yeryüzünde iktidar yapıp hâkim kılacak, Allah'ın şeriatıyla hükmederek müslümanlarm haklarını, vatan ve mallarını koruyacak olan İslâm devletini ikame etmekten başka bir yol yoktur. O halde bu amacı gerçekleştirmek için çalışmak bütün müslümanlar üzerine şer'i bir vecibe olmaz mı?"(16)
MÜ'MİNLER CEMAAT OLARAK BİR
BİNANIN TUĞLALARI GİBİ
BİRBİRLERİYLE KENETLENİRLER
Ebû Mûsâ el-Eş'arî (ra)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Mü'minin mü'mine karşı durumu, bir parçası diğer parçasını sımsıkı kenetleyip tutan binalar gibidir."
Hz. Peygamber (sav) bunu açıklamak için, iki elinin parmaklarını birbiri arasına geçirerek kenetledi.(17)
Pek çok hadiste şahit olduğumuz gibi, Hz. Peygamber (sav) bazı konuları anlatırken teşbihler, benzetmeler yapardı. Bu hadiste de, mü'minlerin birbirlerine yardımcı olmalarını, aralarında yardımlaşmalarını, bir binanın unsurlarının birbirini sımsıkı tutması, kenetlenmesi haline benzetmiştir. Böyle bir bina sağlam ve dayanıklı olur. Aksi takdirde ayakta duramaz, yıkılır. Şayet müslümanlar birbirlerine yardımcı olmaz, birlik ve beraberlik içinde bulunmaz, birbirlerine sımsıkı kenetlenmezlerse, güçlerini ve kuvvetlerini kaybeder, ayakta duramaz, yıkılırlar. Nitekim, İslâm tarihi, bunun hem müsbet hem de menfi tecrübeleriyle doludur.
Mü'minler arasındaki yardımlaşma kavramını, sadece maddî cihetiyle ele almak doğru olmaz. Maddî cihet, yardımlaşmanın unsurlarından sadece biridir. Manevî yöndeki kardeşlik, dostluk ve samimiyet, birbirini sevmek, saymak, hak ve hukuka saygı, neticede maddî yardımlaşmayı da doğuran temel unsurlardır. İslâm dini'nin emir ve yasakları, ibâdetler, farzlar, birtakım yasaklar ve haramlar bu kardeşliği ve yardımlaşmayı sağlayan esaslardır.
Müslümanlar, niteliklerinden bahsettiğimiz yapıyı gerçekleştirmek için, gerekli olan her çareye baş vurmalı, yaşadıkları zamanın ve mekânın gerektirdiği teşkilâtları kurmalı, sağlam bir bina gibi olmalıdırlar. Aksi takdirde tek başına İslâm'ı yaşayamaz ve ayakta kalamazlar.(18)
MÜSLÜMAN, MÜSLÜMANIN KARDEŞİDİR
Abdulah İbni Ömer (ra)ümâ'dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurdu: "Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez, haksızlık yapmaz, onu düşmana teslim etmez. Müslüman kardeşinin ihtiyacını gideren kimsenin Allah da ihtiyacını giderir. Kim bir müslümandan bir sıkıntıyı giderirse, Allah Teâlâ o kimsenin kıyamet günündeki sıkıntılarından birini giderir. Kim bir müslümanın ayıp ve kusurunu örterse, Allah Teâlâ da o kimsenin ayıp ve kusurunu örter."(19)
CEMAAT'IN ÜZERİNE SEKİNET İNER,
ONLARI RAHMET KAPLAR
VE MELEKLER ONLARI KUŞATIR
Ebû Hüreyre radıyallahuanh'den rivayet edildiğine göre, Nebî (sav) şöyle buyurdu: "Bir kimse, bir mü'minden dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da kıyamet gününde o mü'minin sıkıntılarından birini giderir. Bir kimse darda kalana kolaylık gösterirse, Allah da ona dünya ve âhirette kolaylık gösterir. Bir kimse, bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve âhiretteki ayıplarını örter. Mü'min kul, din kardeşinin yardımında olduğu sürece, Allah da o kulun yardımındadır. Bir kimse ilim elde etmek için bir yola girerse, Allah da ona cennetin yolunu kolaylaştırır. Bir cemaat, Allah Teâlâ'nın evlerinden bir evde toplanıp Allah'ın kitabını okur ve onu aralarında müzakere eder, anlayıp kavramaya çalışırlarsa, üzerlerine sekinet iner ve kendilerini rahmet kaplar. Melekler onları kuşatırlar, Allah Teâlâ da onları kendi nezdinde bulunanların arasında anar. Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi, nesebi öne geçirmez."(20)
Hadîsteki: "Allah'ın evlerinden birisinde..." fıkrayı açıklayan Tıybi: Allah'ın evlerinden maksad, müslümanlar tarafından Allah'a yaklaşmak niyeti ile hazırlanan camiler, mescidler, medreseler, tekkeler ve benzeri yerlerdir' demiştir.
Hadiste bahis konusu edilen Kur'ân-ı Kerim'i tedris etmek; Kur'an ile ilgili her çeşit öğrenim, öğretim, tefsir ve K ur'an'ın mâna ve incelikleri ile alâkalı bilgi alış verişlerin hepsine şâmildir, diye yorumlanmıştır.
Hadisin son fıkrası olan, "Ameli yüzünden geri kalan..." cümleleri iki şekilde yorumlanmıştır:
1. Salih amel işlemek hususundaki ihmal ve kusurları yüzünden Allah'a karşı kulluk görevi bakımından geri kalan kişinin şerefli bir aileye mensup olması âhirette ona hiç bir yarar sağlamıyacaktır.
2. Kişi, ailesinin şerefi ve aşiretinin genişliği ile Allah'a yaklaşamaz. O'na yaklaşmak ancak sâlih amel ile mümkündür. Bu yolda Allah'a yaklaşmayan kul, nesebinin şerefi ile O'na yaklaşamaz.(21)
__________________
(1) (Hakşairiinternetsitesi ve www.İslâm-tr net sitesinden alıntılanmıştır) 
(2) Adı geçen kaynaktan alınmıştır
(3) ( Müslim, İmarebab: 13 hadis no: 1847)
(4) (EbûDâvûd, Salât 46. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 48)
(5) Dr. Mustafa el-Hin, Dr. Mustafa el-Buğa, Ali el-Şerbecî, Büyük Şafii Fıkhı, Çeviren: Ali Arslan Huzur Yayınevi
(6) Sünen-i Ebu Davud Terceme ve Şerhi, Şamil Yayınları: 2/371.
(7) (Tirmizi, fiten 6)
(8) (Tirmizî, fiten 7)
(9) İbnu'l Esir, En-Nihaye Fi Garibi'l Hadis Sh.1327 Müessetu'r Risale 1. Baskı Trh. 2017 Beyrut
(10) Muhammed Abdurrahman Bin Abdurrahim El- MübarekfuriTuhfetu'lAhveziŞerhuCamii'tTirmiziSh. 1762
(11) İbnumace mukaddime 18
(12) İmam Ahmed, Müsned 4/202 (16042 ); Tirmizi, Emsal 3 (2863) İmam TirmiziBu hadis hasen sahih garibtir. Demiştir.
(13) İmam Ahmed, Müsned4/278,375;İmam Ahmed,ZevaidAlelMüsned 4/375; Müsned-i Şihab 15; BeyhakiŞuabu'l İman
(14) Tecrid-i sarih, c, 12, s. 128
(15) Bu hadisi Teberani ve Ebu Nuaym rivayet etmiştir. Ayrıca BeyhakiEnes'den rivayet etmiştir. Bkz. Keşful Hafa (2/368)
(16) Mustafa Meşhur, İslâm'a Davet Fıkhı, Hikmet Neşriyat: 1/258.
(17) Buhârî, Salât 88, Mezâlim 5; Müslim, Birr 65. Ayrıca bk. Tirmizî, Birr 18; Nesâî, Zekât 67
(18) Prof. Dr. M. YaşarKandemir; Prof. Dr. İsmail LütfiÇakan;Yrd.Doç.Dr. RaşitKüçük; a. g. e.
(19) Buhârî, Mezâlim 3; Müslim, Birr 15. EbûDâvûd, Edeb 38, 60;Tirmizî, Hudûd 3, Birr 19; İbniMâce, Mukaddime 17
(20) Müslim, Zikr 11. İbniMâce, Mukaddime 17
(21) Haydar hatipoğlu, Sünen-i İbniMâceTercemesi ve Şerhi, Kahraman Yayınları: 1/391-393
 
Misak Dergisi 339. Sayı
Şubat 2019
 

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
Haber Akışı
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya