Dünya Hayatı, Berzah Âlemi ve Ahiret
Hesap gününe hazırlanan Müslümanların; insanlık tarihinin mahiyetini ve Hz. Âdem (as) ile başlayan tevhid mücadelesinin keyfiyetini kavramaları ve iman etmeleri zaruridir. Kur’ân-ı Kerim’de, iman esasları beyan edilirken, “ahiret gününü inkar ederek kafir olanların, derin bir dalâlete düştükleri” haber verilmiştir. Halife Hz. Ali (ra) iman esasları ile ilgili olarak Hz. Peygamberin (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kişi şu dört şeye inanmadığı müddetçe mü’min olamaz. Allahü Teâlâ’dan (cc) başka ilâh olmadığına, Benim O’nun kulu, aynı zamanda Rasûlü olduğuma ve bütün insanlara hakla gönderilmiş bulunduğuma şehadet etmek, ölüme ve (ölümden sonra) tekrar diriltileceğine inanmak, Kadere iman etmek.” Aliyyü’l Kari Hadis-i Şerifin başında yer alan nefyin (lâ yû’minû) kemâle değil, asla raci olduğunu belirtmektedir. Yani bu sayılanlardan (dört unsurdan) birini reddeden kimse müslüman olamaz.
A. Hikmet BİRCANLI
20.11.2021 11:05
658 okunma

Mukaddes emaneti yüklenen insanoğlu, yeryüzünün halifesidir. Bu hilâfet; Allah’a (cc) ihlâs ile ibadet etmeyi, ma’rufun (iyiliğin) yayılması ve münkerin (kötülüğün) önlenmesini beraberinde getiren bir emanettir.(1) Fıkıh usûlünde emanet; Allah’ın (cc) hem kendi hukuku, hem de yarattığı varlıkların haklarıyla ilgili insanlara yüklediği vazifelerin tamamına verilen isimdir. Hz. Adem’in (as) cennetten yeryüzüne indirilmesiyle başlayan insanlık tarihinde, değişmeyen usûl (sünnetûllah) şudur: Allah (cc) her kavme, kendi içlerinden ve kendi dilleriyle konuşan bir rasûl veya nebi göndermiştir. Bunların en önemli vasıfları, insanlığın muallimi olmalarıdır. İmam-ı Taftazani; “Allah (cc) dünya ve din işleriyle ilgili olarak; ihtiyaç duydukları hususları açıklasınlar diye, insanlara peygamberler göndermiştir”(2) diyerek, bu keyfiyeti ifade etmiştir. İnsanoğlu, tarihin hiçbir döneminde emirsiz ve yasaksız (başıboş) bırakılmamış, daima ilahi tekliflerin muhatabı olmuştur.(3) İnanılması zaruri olan müsbit hükümler (tevhid ve sıfat ilmi), bütün Peygamberlerin tebliğ ettikleri hakikatlerin ortak noktasıdır. İlk Peygamber Hz.Adem’in (as) inancı ne ise, ondan sonra gelen bütün Peygamberlerin de inançları aynı olmuştur.

Hesap gününe hazırlanan Müslümanların; insanlık tarihinin mahiyetini ve Hz. Âdem (as) ile başlayan tevhid mücadelesinin keyfiyetini kavramaları ve iman etmeleri zaruridir. Son tahlilde kavmi, rengi, dili ve dini ne olursa olsun; bütün insanlar için geçerli olan bir sünnetûllah vardır. Bu hakikat, muhkem nassla sabittir: “Şüphesiz sizden önce de (Allah’ın kanunlaştırdığı) nice hadiseler gelip geçmiştir. Bu sebeple yeryüzünde gezin, seyahat edin de, peygamberlerini tekzip edenlerin akibetleri (vardıkları netice) nice oldu, görün! Bu (Kur’an) insanlar için bir beyandır. Takva ehli için bir hidayet, bir öğüttür. Gevşemeyin, mahzûn olmayın. Siz eğer hakikaten mü’min iseniz, mutlaka galip geleceksiniz.”(Al-i İmran Sûresi: 137–139)

Kur’an-ı Kerim’de, iman esasları beyan edilirken, “ahiret gününü inkar ederek kafir olanların, derin bir dalâlete düştükleri” (En Nisâ Sûresi: 136) haber verilmiştir. Halife Hz. Ali (ra) iman esasları ile ilgili olarak Hz. Peygamberin (sav) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Kişi şu dört şeye inanmadığı müddetçe mü’min olamaz. Allahü Teâlâ’dan (cc) başka ilâh olmadığına, Benim O’nun kulu, aynı zamanda Rasûlü olduğuma ve bütün insanlara hakla gönderilmiş bulunduğuma şehadet etmek, ölüme ve (ölümden sonra) tekrar diriltileceğine inanmak, Kadere iman etmek.”(4) Aliyyü’l Kari Hadis-i Şerifin başında yer alan nefyin (lâ yû’minû) kemâle değil, asla raci olduğunu belirtmektedir. Yani bu sayılanlardan (dört unsurdan) birini reddeden kimse müslüman olamaz. Hesap gününü inkar eden, cennet, cehennem, haşr, neşr, mükafat ve azabın zahiri keyfiyetine inanmayan, bunların ruhani lezzetler veya azaplar olduğunu iddia eden kimse kafir olur.(5) İslâm âlimleri, beden ile ruhun münasebetini dikkate almış ve buna göre insanın üç hayatının olduğunu belirtmişlerdir. Birincisi: Dünya hayatıdır. Beden ile ruhun bir arada bulunduğu döneme, dünya hayatı denilir. Tekliflere muhatap olan insanoğlu; yeryüzünde Allahû Teâlâ’nın halifesi sıfatıyla, vazifelerini yerine getirmek durumundadır. İkincisi: Berzah hayatıdır. Dünya hayatından sonra ve âhiretten önce, beden ile ruh birbirinden ayrıdır. Buna “Âlem-i Berzâh” denilir. Berzâh’ın lugatta “iki şey arasında bulunan engel, ayırıcı sınır” manasına geldiği bilinmektedir. Ragıp El Isfahani “El-Müfredât” isimli eserinde berzah kelimesini şöyle izah etmektedir: “Berzah; insan ile yüksek menzillere ulaşması arasındaki engeldir. Berzahın, ölüm ile ahiretteki hesap günü arasındaki engel olduğu da söylenmiştir.(6) Üçüncüsü: Âhiret hayatıdır. Ruhların dünyada iken içinde oldukları bedenlere dönmeleriyle meydana gelen son hayattır. Görüldüğü gibi dünya, teklifleri yerine getirme (çalışma), âhiret ise amellerin karşılığını elde etme hayatıdır. Bu ikisi arasındaki dönem, beklemekten ibaret olan Berzah âlemindeki hayattır.

Kur’an-ı Kerim’de ahiret hayatıyla ilgili olarak her mükellefe; “Kim zerre miktarı iyilik yapmışsa onun mükafatı kendisine verilecektir ve kim zerre miktarı kötülük işlerse, onun karşılığını görecektir” hakikati haber verilmiştir. Bu noktada ölümden sonra başlayan berzah alemine mahsus bir makam olan kabir hayatı üzerinde kısaca duralım. Burada kısa bir süre, ruh bedenle birlikte hazır bulunur. Azabı veya mükâfatı beraberce hissederler. Daha sonra ruh bedenden ayrılır ve müstakil hale gelir. Kabir ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya cehennem çukurlarından bir çukur haline gelir.(7) Peygamberimiz (sav) ölüm halinin keyfiyetini şöyle açıklamıştır: “Ölüm meleği (Azrail) mü’min kulun ruhunu aldığı zaman, diğer melekler onu, hemen (göz açıp kapayacak kadar) Azrail’in elinden alırlar. Bir kefene koyarlar. Ondan (yeryüzünde bulunan ) mis kokusu gibi bir koku çıkar. Onu meleklerin arasından geçirirken: 'Bu güzel ruh nedir?' derler. Dünyada iken söylenen en güzel ismini söyleyerek: 'Falan oğlu falandır' derler. Dünya semasına ulaşıncaya kadar çıkarırlar. Sonra Cenâb-ı Allah (cc): 'Kulumu illiyyine yazınız' buyurur. Bu, Cennet’in, yüksek bir derecesidir. 'Ben onu yeryüzündeki bedenine sonra iade edeceğim.' İki melek yanına gelir ve; 'Rabbın kimdir?' derler. Ruh, 'Rabbim Allah’tır;' der Onlar. 'Dinin nedir?' derler. Mü’min ruh, 'Dinim İslâm’dır' der. Onlar; 'Bunları sana bildiren nedir?' derler. O da; 'Allah’ın kitabını okudum, ona inandım ve tasdik ettim' der. Bunun üzerine semadan şöyle bir ses (hüküm) gelir: “Kulum doğru söyledi. Cennette makamını hazırlayınız. Onun için Cennetten bir kapı açınız.”(8) Dünya hayatı, bütün amellerin hesabının sorulacağı âhiret hayatının varlığıyla bir değer kazanır. Aksi takdirde, dünya hayatının herhangi bir anlamı kalmaz. Bu anlamsızlık, insanların büyük bir bunalıma ve ümitsizliğe sürüklenmesine vesile olur. Âhirete iman; hem insana ebedi hayatın varlığını haber vermekte, hem ölümün bir son olmadığını hatırlatmaktadır. Ölümden sonra başlayan hayatın ebedi olan bir hayat olduğu muhkem nasslarla haber verilmiştir. Türkçe’ye Arapça’dan geçen Âhiret kelimesi, lafız bakımından bir sıfattır. Arap dilinin kaidelerine göre bazen sıfat mevsufu yerine geçebilir. Mevsuf hazfedilerek sıfat, isim gibi kullanılır.(٩) Ehl-i Sünnet ûleması ‘Vûku bulması mümkün olan bir şey hakkında nass varid olunca, onun kabul edilmesi zaruridir’ hükmünde ittifak etmiştir.(10) Ölümden sonraki diriliş ve âhiret hayatı, muhkem nasslarla sabittir. Ehl-i Sünnet ûleması “Âhiret hayatını inkâr eden, cennet, cehennem, haşr, neşr, mükafat ve azabın zahiri keyfiyetine inanmayan, bunların ruhani lezzetler olduğunu iddia eden kimse kâfir olur"(11) hükmünde ittifak etmiştir. Ölümden sonraki hayat; hem beden, hem rûh şeklinde olacaktır. Bu hakikat nassla sabittir: “Âyetlerimizi inkâr ederek kâfir olanlar (var ya) Onları muhakkak ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı tadıp durmaları için, onları başka derilerle yenileyip değiştireceğiz. Şüphesiz ki Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.” (En Nisâ Sûresi: 56) Kur’ân-ı Kerim’de; öldükten sonra tekrar dirilmeyi inkâr edenlere, yeniden dirilişin mahiyeti ve nasıl meydana geleceği misallerle açıklanmıştır. Bu misalleri, maddeler halinde izaha gayret edelim.

A) Yeniden diriltilme hadisesi, ilk yaratılışa benzetilmiştir. Müşriklerin önderlerinden Übey b. Halef’in birkaç çürümüş kemiği eline alması ve Peygamberimize (sav) hitaben; “Bunlara kim can verecek?”sualini sorması üzerine, şu âyet-i kerime inzal buyurulmuştur: “O, kendi yaratılışını unuttu da bize bir misal getirdi ve 'Bu çürümüş kemiklere kim can verecekmiş?' dedi. De ki: Onları ilk defa yaratan diriltecek. O, her yaratmayı hakkıyla bilendir.” (Yâsin Sûresi: 78 - 79)

B) Ölü bir durumda olan yeri bitkilerle donatan Allahü Teâlâ (cc), aynı şekilde insanı da yeniden diriltecektir. “...Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne suyu indirdiğimiz zaman, o harekete gelir, kabarır; her güzel çiftten nice bitkiler yetişir. Bunun sebebi şudur: Çünkü Allah hakkın ta kendisidir. Şüphesiz ölüleri O diriltiyor. Şüphesiz ki O (Allah) her şeye hakkıyla kâdirdir. O saat (kıyâmet vakti) elbette gelecektir. Onda hiçbir şüphe yoktur. Doğrusu Allah, kabirlerde olan kimseleri de diriltip kaldıracaktır.” (El Hacc Sûresi: 5-7)

C) Göklerin ve yerin yaratılması, insanın yaratılmasından daha zordur. Zor bir şeyi yaratmaya gücü yetenin, kolay bir şeyi yaratamayacağını düşünmek mümkün değildir. Bütün varlıkları yoktan var eden Allahü Teâlâ (cc), ölümden sonraki hayatı da yaratmaya muktedirdir. Kur’ân-ı Kerim’de bu hakikat, mealen şöyle ifade edilmiştir: “Bütün varlıkları yoktan var eden ve sonra da tekrar diriltecek olan O’dur. Bu, O’na pek kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce sıfatlar O’nundur.” (Er Rûm Sûresi: 27 ) “Biz ilk yaratmadan âciz mi kaldık? Hayır, onlar yeniden yaratılmaktan (ölümden sonraki hayattan) şüphe ediyorlar.” (Kâf Sûresi: 15)

Peygamberimiz Efendimiz (sav) “ölümünden sonra insanın herşeyinin çürüyüp yok olacağını, ancak acbü’z-zeneb denilen (kuyruk sokumu) kemiğin bundan müstesna olduğunu” bildirmiş ve “kıyâmet koptuktan sonra ikinci yaratılışın bu çürümeyen kemikten derlenip toparlanacağını” haber vermiştir. Acbü’z-zeneb’le ilgili hadislerde tasvir edilen ikinci yaratılış ile insanın ana rahmindeki oluşumu arasında benzerlikler vardır. Nitekim tıp ilminin tesbit ettiği gerçek şudur: Sperm ana rahmine düştüğü zaman (ilk oluşum esnasında) ana rahmiyle, insan embriyosu arasında birleştirici bir sap bulunur. Başlangıçta cenin bu sap üzerinde büyür. İşte bu sap, insan embriyosunun kuyruk sokumuna tekabül eden bölgesidir. Hadis-i şeriflerde acbü’z-zeneb (veya acmü’z-zeneb) diye ifade edilen unsurun, yeniden dirilişin çekirdeğini teşkil edeceğini düşünmek mümkündür. Rasûl-i Ekrem (sav)’in “hardal tanesine benzettiği ve insan bedeninin çekirdeği”(12) olarak vasıflandırdığı acbü’z-zeneb, her insanın kendi özelliklerini içinde toplayan bir uzuvdur. Her insanın parmak izi birbirinden farklı olduğu gibi, bu acbü’z-zeneb kemiği de farklıdır.

_____________

(1) İbn-i Kesir-Tefsirû’l Kur’an’il Aziym- Beyrut: 1969 C: 1 Sh: 68

(2)İmam-ı Taftazani- Şerhû’l Akaid- İst: 1980 Sh: 294

(3) İmam-ı Şafii- Er Risale- Kahire: 1979 (2 bsm) Sh: 25 Madde: 69

(4) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401 K. Kader: 10 (2146)

(5) Aliyyü’l Kari- Şerhû’ş Şifa- İst: 1308 C: 2 Sh: 526

(6) Ragıp El Isfahani- El Müfredat- İst: 1986 Sh: 36

(7) Sünen-i Tirmizi- İst: 1401 K. Kıyame: 26

(8) İmam-ı Münziri- Et Tergib ve’t Terhib- Beyrut: ty C: 3 Sh: 369

(9) Seyyid Süleyman Nedvi-Asr-ı Saadet (Peygamberimizin Tebligat ve Talimatı)-İst: 1967, Sh: 717

(10) Nureddin Es Sabuni- Maturidiyye Akaidi- Ankara: 1985 Sh: 185

(11) Aliyyü’l Kari- Şerhû’ş Şifa- İst: 1308 C: 2 Sh: 526

(12) İmam Ahmed b. Hanbel- El Müsned- İst: 1401 C: 3 Sh: 28

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
A. Hikmet BİRCANLI
DİĞER YAZILARI
YAZARLAR
...
...