Suriye’de Yaşanan Savaşın Yeni Merhalesi: Güvenli Bölge
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den askerlerini çekme kararını kimileri sevinerek veya ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamış, kimileri de bu beklenmedik çıkışa sinirlenmiş veya duydukları derin teessürü ifade etmişlerdir. Önce Savunma Bakanı Jim Mattis, Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararına muhalefet ederek görevinden ayrılacağını duyurmuştur. Daha sonra Barack Obama tarafından IŞİD ile Mücadele Özel Temsilciliği'ne tayin edilmiş olan Brett McGurk istifa etmiştir. ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den Amerikan askerini geri çekeceğini açıkladığı günden itibaren herkesin kafası çok karışmıştır. Zira Suriye’de oyunun kuralları değişmiştir. Ayrıca bu kararın muhtemel sonuçlarının farklı açılardan tartışıldığı malûmdur. Bu tartışmaların üç konu etrafında döndüğünü söyleyebiliriz. Birincisi: Teknik bir konu olan “askeri çekilmenin” ne zaman, nasıl ve ne kadar sürede icra edileceğidir. İkincisi: Çekilme sonrası ABD’nin bölgesel çıkarlarını koruyacak askeri yapının nasıl olacağıdır. Üçüncüsü: Çekilme sonrası ortaya çıkan siyasi manzaranın neleri beraberinde getireceğidir.
Abdullah Sami Eren
13.03.2019 14:30
1.122 okunma
ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye’den askerlerini çekme kararını kimileri sevinerek veya ihtiyatlı bir iyimserlikle karşılamış, kimileri de bu beklenmedik çıkışa sinirlenmiş veya duydukları derin teessürü ifade etmişlerdir. Önce Savunma Bakanı Jim Mattis, Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararına muhalefet ederek Şubat sonunda görevinden ayrılacağını duyurmuştur. Bunun üzerine Trump, sürenin dolmasını beklemeden Mattis’in yerine yardımcısı Patrick Shanahan’ı vekâleten Savunma Bakanlığı'na getirdiğini ifade etmiştir. Başkan Trump’ın Suriye’den ayrılma kararına muhalefet edenin yalnızca Savunma Bakanı olmadığı malûmdur. Barack Obama tarafından IŞİD ile Mücadele Özel Temsilciliği'ne tayin edilmiş olan Brett McGurk, bu karardan hemen sonra istifa etmiştir. Geçmişte de ABD Başkanı Donald Trump’un vazifeden aldığı veya kendisi istifa eden diğer Amerikan hükümeti mensuplarının olduğunu unutmamak gerekir. Donald Trump, işbaşına geldiği ilk günlerde, “Bizim, Orta Doğu’da ne işimiz var? Suriye'den çekileceğiz!” demiş fakat ilerleyen zamanlarda aksine uygulamalara imzasını atmıştır. İstifalar gösteriyor ki, ABD Derin Devleti (Office Of Net Assesment) ve Illuminati Çetesi’ne mensup hanedanların bazıları bu karara itiraz etmektedirler. ABD Başkanı Trump’ın Suriye’den Amerikan askerini geri çekeceğini açıkladığı günden itibaren Ankara dışında hem kamuoyların nezdinde hem yönetimler nezdinde herkesin kafası çok karışmıştır. Zira Suriye’de oyunun kuralları değişmiştir. Ayrıca bu kararın muhtemel sonuçları farklı açılardan tartışılıyor. Bu tartışmaların üç konu etrafında döndüğünü söyleyebiliriz. Birincisi: Teknik bir konu olan “askeri çekilmenin” ne zaman, nasıl ve ne kadar sürede icra edileceğidir. İkincisi: Çekilme sonrası ABD’nin bölgesel çıkarlarını koruyacak askeri yapı nasıl olacaktır? Üçüncüsü: Çekilme sonrası Fırat’ın doğusunda siyasi manzaranın neleri beraberinde getireceğidir.
Amerikan ordusunun çekilmesiyle birlikte Fırat’ın doğusunda iki farklı bölgenin ortaya çıkacağını söylemek mümkündür. Kuzeyde Türkiye sınırı boyunca uzanan, 32 kilometrelik derinlikteki şerit ile bu bölgenin güneyinde kalan, mukadderatı fazlaca tartışılmayan Arap nüfusun ağırlıkta olduğu diğer bölgedir. Bu şekilde bölünecek olan Fırat’ın doğusu, Suriye ile ilgisi olan bütün aktörler tarafından farklı biçimlerde isimlendirilecektir. PKK/PYD’nin bu bölgeyi, kendisini Türkiye’nin olası harekâtından koruyacak güvenli saha olarak gördüğü bilinmektedir. Bunun için kendisini koruyacak mekanizmaların adının konulmasını arzu etmektedir. Aynı bölge, Rusya için faklı anlam taşımaktadır. Onlara göre bu bölge, Beşar Esed rejimine bırakılmalı ve bu alandaki siyasi aktörlerin güvenliğini sağlamalıdır. Rusya, bu gelişmeleri bir fırsat olarak görmektedir. Ona göre, “davetsiz misafir” ABD bölgeden çıkarılmalı ve rejim ile PKK/PYD’nin yetkilileri bir araya gelmelidir. Pentagon ise güvenli/tampon bölge fikrine oldukça farklı anlamlar yüklemektedir. Madem Türkiye çok kızgın ve askerlerini sınıra yığdı, o halde muhtemel bir harekât engellenmeli ve siyasi tansiyon düşürülmelidir. Bunu yaparken de IŞID ile mücadelede “silah arkadaşı” olan PKK/PYD militanları koruma altına alınmalıdır. Güvenli/tampon bölge hamlesi, bölgede var olan problemleri çözüme kavuşturmayacak gibi görülmektedir.
MACERA
DEVAM EDİYOR
Vietnam tarzı bir savaşın durdurulması ve askerlerini 'IŞİD'’e karşı zafer kazanıldığı’ gerekçesiyle bölgeden çekilmesi, Başkan Donald Trump’ın ve çevresinin işine geldiğini söylemek mümkündür. Gerçi, haydut devlet Amerika için, Ortadoğu macerası henüz bitmiş değildir. Irak’tan Bahreyn’e ABD askerlerinin gidip duracağı Amerikan üsleri bölgede varlığını sürdürecektir. Keza, çekilme kararı verildiğinden beri Trump’ın da bir-iki aykırı açıklama dışında benimsediği “İran tehdidi” söyleminin de Ortadoğu’da Amerikan varlığını meşrulaştıracak şekilde daha da güçlendirildiği unutulmamalıdır. Açıkçası kimse İran’ın yaptırımlar nedeniyle ne kadar sıkıştığını filan duymak istemiyor. İran tehdidi kartı, Trump’ın kararıyla aslında “fişi çekilen” Kürecilere, “Fiş olmadan da, akım gelmeden de hayatta kalırsınız merak etmeyin” demek için sürekli gündemde tutulmaktadır. Esasen İran yönetiminin ‘ölmedik ayaktayız’ mesajı da, geçen ay İran heyetinin Irak ziyareti sırasında verilmiştir. Ayrıca Tahran yönetimi; hem Avrupa’yı, hem Rusya ve Türkiye’yi kaybetmemek için bütün imkânlarını seferber etmektedir.
Pentagon’un sözcüleri, Küre Koalisyonu’nun arzu ettiği “korkunç İran” manzarasını yumuşatmaya çalışmaktadırlar. Kısaca, Küre koalisyonunun başarısızlığı sebebiyle Donald Trump’ın Suriye’den çekilme kararı vermek zorunda kalışını unutturmak için değişik yorumlar piyasaya sürülmektedir. Öte yandan, Trump’ın Suriye’den çekilmesinin asıl gerekçesi IŞİD'e karşı kazanılan zafermiş gibi davranılmasının, Küre koalisyonu'nun başarısızlığını gizlemenin ötesinde stratejik bir sebebi vardır. Donald Trump’a çekilme kararını verdiren asıl sebebin ‘Türkiye’nin caydırıcılığı ve caydırıcılığını güvenilir hale getirme kabiliyeti olduğunu’unutmamak gerekir. Türkiye; Irak ve Suriye’nin kuzeyinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de de rakiplere güç göstererek, siyasi dengeleri değiştirmiştir. Bu arada Rusya ve İran’ı ikna eden, PKK/PYD’yi Afrin’de hezimete uğratan ve bölgedeki Arap-Türkmen ve PKK dışı Kürt unsurları yanına alan Türkiye, yeni hamlelere hazırlanmaktadır.
ABD Türkiye’nin yeni hamlelerini önlemek için, Ortadoğu stratejisini değiştirmeden Suriye stratejisini değiştirmeye karar vermiştir. Bu noktayı izah için iki unsur üzerinde durabiliriz:
Birincisi: ABD Başkanı; İran tehdidini, Küre Koalisyonu’nun zaaflarını ve IŞİD terörü gibi meseleleri dikkate almış, Ankara’nın bölgedeki caydırıcılığının ne kadar güçlü olduğunu görmüş ve Türkiye’yi tamamen kaybetmeyi göze alamamıştır. Suriye savaşı gibi çok aktörlü/çok hesaplı/çok koalisyonlu mücadelede bir adım önde olabilmek için, Türkiye’nin kaygılarını dikkate almanın zaruri olduğunu görmüştür. Donald Trump ile R.Tayyip Erdoğan’ın telefon görüşmeleri, abuk-sabuk tweet mesajları, Küre Koalisyonu’nun endişeleri gibi unsurlara rağmen sürdürülen yeni stratejik vizyonu ön plâna çıkmıştır.
İkincisi: ABD Başkanı Trump’ın tweet siyasetinin iflas etmesidir. Bunun neticesinde Suriye’den çekilme kararını alırken, bu yönde tweetler atarken; ne İsrail’e, ne Suudi Arabistan’a ne de İngiltere-Fransa gibi aktörlere danışma ihtiyacını hissetmemiştir. PYD’nin şaşkınlığından anlıyoruz ki Pentagon’a bile çok danışılmadan alınmış bir karar söz konusudur. Sonuçta Ankara’nın hesap bozan caydırıcılığına karşı, “SDG halen çok güçlüdür” sloganını atmaktan yorulmayan Siyonist Lobi’nin sözcüleri hayal kırıklığına uğramışlardır.
Yıllardır ABD’de karar alma süreçleri anlatılırken ‘Pentagon’un yavaşlığı ve inatçılığı’ üzerinde hassaten durulduğu malûmdur. Irak-Suriye siyasetinde ipleri ve sahadaki kazançları kimseye bırakmak istemeyen Pentagon’un şahinleri, Trump’ın görevden uzaklaştırılmasını arzu etmektedirler. Son bir aydır sahada ve dünya politika sahnesinde, “Suriye’de terkedilenler lobisinin” halen ses çıkarabilmesinin arkasında bazı küçük hikayelerin bulunduğunu da unutmamak gerekir.
SURİYE'DE
TERKEDİLENLER LOBİSİ
Suriye’deki 100-200 askeri üzerinden siyaset yapabileceğini zanneden Fransa’dan, Türkiye sınırlarına yakın coğrafyada küçük krallar gibi davranmaya alışan Pentagon-YPG kadrolarına, bölgesel hegemonya hayallerini gerçekleştirmek için rakibini (belki de kendi elleriyle) sahaya süren İsrail’e kadar, ‘Suriye'de terk edilenler’ne yapacaklarını şışarmış durumdadırlar. ABD Başkanı Trump’ın kararını IŞİD tehdidi üzerinden sorgulayanlar, geçtiğimiz ay Münbiç’te ‘IŞİD’in Amerikan askerlerine karşı saldırı düzenlemesini’ (!) dillerine dolamışlardır. IŞİD 'Suriye’den çekilmeye karar veren ABD askerlerini neden öldürmeyi tercih etsin sorusu bir yana, saldırının zamanlaması da manidardır. Bu noktada “Trump’ın Fırat’ın doğusundan çekilme kararını sabote etmek isteyenler ne kadar ileri gidebilirler” sualini sormakta fayda vardır. Washington’da da bu rahatsız edici soru sorulmuş olmalı ki, zaten sürekli çelişkili konuşan Trump’ın açıklamalarındaki çelişki dozunu daha da artırmıştır. Bilinen hikâye; Trump, önce “çekiliyoruz” demiş, sonra “Türkiye’yi ekonomik olarak bitiririz/mahvederiz” tehdidinde bulunmuş, sonra da Ankara ile mevcut ekonomik ilişkilerin düzeyinin artırılacağını söylemek ihtiyacını hissetmiştir. Aynı tweet içerisinde Suriye’nin kuzeyinde (Fırat’ın doğusunda- 20 mil/32 km derinlikte) bir güvenli alan oluşturma fikrini kabul ettiğini açıklamayı ihmal etmemiştir.. Aşırı çelişkili ifade kullanma stratejisinin, sadece Trump’ın siyaset bilmezliği ile açıklanabilmesi kolay değildir. ABD’nin pazarlık alanını genişletmesine yarayan bu çelişkili tweet siyaseti, Suriye’deki terkedilenler lobisini tatmin etmeye yönelik bir gayrettir. Ne de olsa, bugüne kadar özgüvenle şişirilen yelkenler hem sahayı hem de Trump’ın koltuğunu sallayabilecek keyfiyete haizdir. Münbiç patlaması ve düne kadar 'oksijen çadırında' tutulan IŞİD birdenbire sahneye sürülmüştür.
Suriye söz konusu olduğunda IŞİD saldırısından medet umanların listesi aslında epeyce uzundur. Fakat PYD/YPG militanları, bu listenin ilk sırasında yer almaktadırlar. Dolayısıyla YPG’nin sadece ABD/Küre’ye güvenmek konusunda pişman olduğu görülmektedir. (Ki Trump’ın kararı sonrası hemen Şam’ın kapısını çaldıklarını unutmamak gerekir.) Fakat Esed-PKK ortaklığını sağlamak sanıldığı kadar kolay değildir. YPG/PYD/PKK’nın Trump’ı Suriye konusunda zorlamaya karar verenler (İsrail lobisi, BAE, Suudi Arabistan ve Mısır) yeni taktikler peşindedirler.
Türkiye’nin istediği şekilde güvenli bölgenin oluşturulması halinde, ülkeyi güneyden terör kuşağı ile çevirip karasularına hapsetme ve Akdeniz’den dışlama stratejisinin tamamen çökeceğini unutmamak gerekir. Bu, bölgede bölgesel hegemonya hayali gören Riyad treni kaçırmış, Mısır perişan, PYD kaybetmiş, İran zaten ABD tarafından dışlanmış görünürken listemizde sadece siyonist İsrail kalmaktadır.
ABD Başkanı Trump’ın aldığı çekilme kararından sonra, Türkiye’ye karşı oluşturulan koalisyon ülkeleri, şaşkınlıklarını atlatmış ve harekete geçmişlerdir. ABD’nin 1990’lardan beri kurduğu PKK stratejisinden vazgeçmekte zorlanması gayet normaldir. Sonuçta herkes koro halinde IŞİD bitmedi (yani bitiremedik, yani bitirmedik) şarkısını söylemeye başlamışlardır. Niyayet Münbiç’te IŞİD’i kanlı-canlı görünür hale getirmeye karar vermişlerdir. Elbette Ankara, olan biteni dikkate almak durumundadır. Nitekim Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Mümbiç’teki sözde IŞİD terörist saldırısının ardından yaptığı açıklamada, bu saldırının Trump’ın çekilme kararını etkilemeyeceğini belirtme ihtiyacını hissetmiştir.
Son günlerde uluslararası kamuoyu tarafından tartışılmakta olan güvenli bölge fikri, bundan tam altı sene önce (2013 yılında) Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan tarafından ABD ile Avrupalı müttefiklerine önerilmiştir. Türkiye’nin bütün ısrarlarına rağmen o tarihte, söz konusu güvenli bölge fikri kabul görmemiştir. O gün Türkiye’yi reddedenler, bugün Suriye’nin içinde bulunduğu çıkmazı inşaa etmişlerdir. Uzun yıllar Fırat’ın doğusunda yaşayan insanların, ‘PYD/Pentagon kralcıkları ile IŞİD terörü arasında var olmak gibi’ bir hayat tarzına mahkûm edildikleri malûmdur. Türkiye, Cerablus, El-Bab ve Afrin’de tamamen kendi imkânlarıyla, adetâ ‘de facto’ bir güvenli bölge oluşturmuştur. Suriye'liler hâlihazırda adı geçen yerlerde kendi yerel yönetimleri vasıtasıyla hayatlarını huzur içinde sürdürmektedirler. Ankara’nın güvenli bölge politikası, Suriye’nin toprak bütünlüğüne zarar vermeden yerel siyasetin önünü açabilecek bir tedbir ve terörle mücadelenin kalıcı bir aracı olarak benimsenmiştir. ABD Başkanı Trump’ın teklifiyle gündeme gelen güvenli bölge fikri de Ankara’dan bu çerçevede okunmaktadır.
Türkiye Fırat’ın doğusunda Ankara’nın kontrolünde terörden arındırılmış 32 kilometre derinliğinde güvenli bir alan oluşturulabilirse buranın da aynı Cerablus-El-Bab-Afrin gibi bir istikrar alanına dönüştürülmesi mümkündür. Tıpkı Cerablus’ta olduğu gibi Türkiye’de mülteci konumunda bulunan Suriye'lilerin önemli bir kısmının yeni güvenli alana dönmesi ile bugüne kadar terör örgütlerinin elinde tekelleşmiş siyaset yeni bir başlangıç yapma imkânı bulacaktır. Türkiye son sekiz senede Suriye konusunda bütün aktörlerle sahada ve masada dengenin dengeleyicisi olma konusunda muazzam bir tecrübe kazandı.
Erdoğan’ın Trump’la yaptığı telefon görüşmesi, ABD-Türkiye Genel Kurmay Başkanlarının Brüksel görüşmeleri ve 23 Ocak’ta gerçekleştirilen Rusya ziyareti gibi diplomatik girişimler, Küre koalisyonunun oyununu bertaraf etmek içindir. Bu noktada, güvenli alan konusunda Rusya’nın onayı oldukça kritik öneme haizdir. Moskova’dan esen rüzgârlar, şimdilik Ankara’yı fazla zorlamayacak gibi görünmektedir. Nitekim Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması şartıyla ‘Türkiye dâhil olmak üzere, Suriye’nin komşuları ile bölgedeki bütün tarafların güvenliğini ve çıkarlarını koruyacağız’ demiştir. Türkiye’nin çok boyutlu diplomatik girişimleri sonucu güvenli bölge oluşturulması yönündeki başarısı; hem Suriye’nin geleceği, hem Ankara’nın aleyhine kurulmak istenen dengeleri alt-üst edecek bir keyfiyete haizdir.
 
Misak Dergisi 339. Sayı
Şubat 2019

 

Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
YAZARLAR
...
© 2019 Karar Basın ve Yayıncılık A.Ş. Cihan Sk. 33/5 Sıhhiye - ANKARA Tel: 0 (312) 230 65 27             Programlama: Murat Kaya